Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Ayşenur Bulut yazıları

Yakın dönem 'can pazarı'nda erdem arayışı

Ayşenur Bulut — Cum, 01/08/2008 - 00:00

Kitap okumak tutkuya dönüştüğünde artık buna kader dersiniz ve ölene kadar da bu tutkuyla yaşarsınız. Daha detaylı olarak bu tutkuyu irdelemeyeceğim. Herkesin kendi tutkusu/aşkı kendine göre bir tarif içeriyor çünkü. Ancak an olur ki, geçici de olsa, bu tutkunun zayıfladığı olur.

Kitaba karşı bir isteksizlik başgösterir ama yine de ellerinizin boş olma halinin dayanılmaz hafifliğinden kurtulamazsınız. Bu haleti ruhiye kendini bende gösterdiğinde benim bir çözümüm var: Hüseyin Rahmi Gürpınar okumak.

Bir halk kütüphanesinin raflarına göz gezdirirken "ne okusam" diye acil uygulanan bir serum vazifesinde, ismi "filozof,deli" olan kitaplara takıldım. Halimi resmetmek gerekirse gurbet elde hemşehri bulmuş gibi duygusal, görenleri ağlatan bir eda ile uzanarak aldığım kitabın ilk tanışması "Ben deli miyim?" sorusu ile başladı; hani "Nasılsınız" der gibi. Mukabele ettim ben de: "Deli miyim.. galiba. Ama yalnız değilmişim."

Hüseyin Rahmi, bir roman yazarı. Onunla tanışmam böyle oldu. Anormallerin olduğu yerde normaller anormal sayılır. Bu teselli ile günler, aylar geçirmiş biri olarak, melankolizmi çalımlayıp komedizm ile buluşmak hayli rahatladı beni.

"Ben deli miyim?" kitabı ile başlayan Hüseyin Rahmi arkadaşlığımın bir hayli avantajlı olduğunu gördüm. Cumhuriyet dönemlerinin yozlaşan kültürümüzü sokaklara inen gözlemleriyle anlatan bir romancımız kendisi. Tarihin tarih ders kitaplarından, araştırmalardan, belgelerden öğrenildiği düşüncesini değiştirdi benim gözümde. Tarih yazıcılığı, toplum analizleri ve edebiyat, en iyi haliyle roman bünyesinde buluşuyor. Burada önemli olan yazanın tarihi gerçeklere sadık kalmasıdır. Tüm bu maharetler mizah dili ile de bütünleşince akıcı, güldüren ve düşündüren kitaplar avuçlarınızdan birer birer akıp gidiyor ve okuma tutkunuz yeniden alevleniyor. Bir macera seyrinde akan olayları okurken kahkalar atarak, etrafınızdakilerin "deli midir nedir" bakışlarına aldırmazsınız; hele ki elinizdeki kitabın kapağı deliliği sorguluyorsa. Türk Edebiyat Tarihi'ndeki en başarılı natüralistlerden biri Hüseyin Rahmi. Olayların akışında bazen araya girerek bir roman tekniği kusrunu işlese de seviyorum bu kitapları. Seviyorum deliliği, gülmeyi ve tarihe toplum çerçevesinden bakabilmeyi.

Saniyen, bu tanışıklık "Can Pazarı" isimli kitap ile devam etti. Cumhuriyet döneminde halk inkilaplarının nasıl sonuçlar verdiğini, yanlış teberküz eden "asrileşmenin" trajik yansımalarını görmek aslında üzücü. Nice savaşlardan alnının akıyla çıkmış ve bu muzafferiyetini gelenekçi, vatansever ve dindar olmasına borçlu olan halkımız aynı güçlülüğü ve direnci "asrileşme" karşısında gösterememiştir.

Can Pazarı'nda, birbirlerinin eşleriyle birbirlerini anlatan iki çiftten ve 4 kişilik bir çeteden bahsediliyor. Roman seyri bu insanlar etrafında akıyor. Asrileşmenin "zorunlu" sonucu olarak kadınlı-erkekli laubali ortamlarda caka satan ve sonra birbirlerinin eşleri ile birbirlerini aldatan insanların, kökü İslam külütürü ile bağlı olan halkın bu çözülmeden sonra nasıl bocaladığını görmek açısından kısa bir yol çiziyor bu roman. Tepeden inme ve açılıp saçılmayı medeniyet sayan değişimin ilk tohumları bu şekilde sonuç veriyor. Daha sonraki büyüme için günümüz koşullarında çıkan gazetelerin üçüncü sayfasına bakmak yeterli olur sanırım. Her zenginin değil, sömürerek ve çalarak yoksulun emeğini yiyen zenginlerin baş belası bir çetesi olur. Bu çete esrarengiz yönetemlerle bu zenginleri soyararak, halkın intikamını almış olurlar. Adeta Robin Hood felfesefiyle hareket ederler. En büyük vurgunda da hem birbirlerini aldatan eşleri bir oyunla dize getirir hem de aldıklarını paralarla yurt dışına kaçarlar.

Saki değişmiyor bazı şeyler. Sömürü zihniyeti, nereden geldiğini unutan nankör insanlar ve yalnızca nefsinin dürtüleriyle hareket edenler... En büyük imtihan olan açlık ile mücadele edenlerin sırtına basarak yükselmişlerin mukaddesat namına birşey tanımadıkları ve Allah'tan korkmadıklarını yazıyor Hüseyin Rahmi. Belki sadece bir Tanrı korkusu değil; bu insanlar vicdanlarını da yitirmişlerdir. "İnsan insan kurdudur" manşeti her sabah bu halkın yazgısına atılmış bir başlık gibi durur. Şeref, haysiyet, vicdan, diğergamlık gibi hasletlerin yitirilidiği ve bir İslam kültüründen sıyrılmanın eleştirisini yapmak gerekmektedir ama bu eleştirinin adı "insan, insanın kurdurur" değildir. Değişimi doğru okumalıyız. Bu toprakların asli unsurunun yitirildiği kabul edilmelidir. "Asrileşmek" bu yitirilmeye revizyonist bir değer katmadı malesef.

Hüseyin Rahmi, romandaki karakterlerden hizmetkar Rüstem Efendi'yi böyle konuşturuyor:

"Zaman değişiyor diyorlar, zaman bizi kapladığı için içinde tabii biz de değişiyoruz. Ama nasıl? Kirli çamaşır değiştirir gibi eski adetlerimizden, ahlaklarımızdan soyunuyoruz. Fakat onların yerine giyecek birşey bulamayarak tiğ-i teber şehlevent cascavlak kalıyoruz. Bir milletin hayatının gidişi terbiyesine, ahlakına bağlıdır. Fakat ahlakın varlığı bazı şartlara bağlı kalıyor. Mesela ahlak, açlıkla bağdaşmıyor. Aç adamın kafasından herşeye klarşı isyan fışkırıyor. Ya kendini öldürüyor ya başkasını. Rızkını tedarik için yavaş yavaş ilk zamanların vahşetine, hayvanlığına düşüyor."

Bu kadar deruni ve "şıp" diye oturan değerlendirmeleri bir hizmetkerın diliyle söyletmesinden şunu anlıyorum ki, bu ülkenin avam görülen kesimi aslında her meseleyi iyi çözümlüyor, sorunun da çözümün de nerede yattığını sözüm ona bir aydın müsveddesinden çok daha iyi biliyor. Hem o döneme hem de günümüze ışık tutan bu tespit ile yazar, yoksulluğun ve erdemin aynı çatı altında çok fazla kalamayacağını gösteriyor. Açık saçıklığı, fuhşu ve taklidi aldık, ne ekmek parası ne de bir doğruluk kaldı elde. Evet, belki "asrileştik" ama ilerleyemedik.

Milletin açlıktan sırtına yapışan karnı ile burjuva kesiminin de gittikçe irileşen göbeklerinin mukayesesi acıklı bir hal kazanıyor romanda. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bu sistemi bir yerlerden tanıyor gibiyiz? Öyle ki aynı gazetede birer gün arayla şöyle bir haber yayınladığını düşünelim. Biri " havyer yemekten çatlayan adamın" haberi, diğeri de " bir kilo havyer için hırsızlıktan yakalanan adamın" haberi... bu kavanoz dipli dünyanın Asya kıtasını Avrupa'ya bağlayan sınırlarında işte bu koşullar göze çarpar. Hem açtır halk, bunun için ya adam soyar, ya öldürür ya kendi elleriyle kızını geneleve satar. Bunların hepsi iğreti duruyor biliyorum ama yaşandı bunlar, hala da yaşanıyor... Kitap boyunca vurgu, "bir zamanlar amma medeniyettik amma şimdi asrileştik" gerçeğinin yıkıcı ve ezici yönünedir.

Hani kahkaha atarak okuyordun romanı ne bu hazin son?" diye soruyorsanız kitabın sonuna geldim, onun için halim böyle. Kitapta anlatılan, tahlil edilen cumhuriyet ve sonrası döneminin aslında savaş kazanmış değil, mağlup olmuş bir halkın tasvirinin yapıldığını söylemek abartı olmaz. Roman kurgusu mizahi evet, ne zaman tutkum azalsa elimde hep bir Hüseyin Rahmi kitabı olacak. Kitap bittiğinde de sevgili ülkemin bir değil iki değil, her sırat köprüsünden geçişini okuyacağım. Yakın tarihe olan mesafemi hep kısa tutacağım. Birilerinin aksine ben hep bu halkın köklerinin İslam kültüründen beslendiğini ve bu kökün kesildiğinde nasıl toplumu ifsada boğduğunu "duymak istemeyenden daha sağır" olmayanlara anlatacağım.

  • Kişilere Dair
  • Ayşenur Bulut yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

"Günlük yaşama ayna tutan

Kâni Çınar — Cts, 02/08/2008 - 18:34

"Günlük yaşama ayna tutan yazar" diye maruftur Üstad.. Bir nev'i Ahmet Mithat Efendi... İkisinin de altı iyice çizilmeli aslında. Tarihi gündelik hayatın içnde yahut hayatı tarihi olarak romanın satırları arasında okumanın tatlı heyeceanı...

Romanları gelişigüzel değil "yara"ya parmak basar cinstendir Üstadın. Batılılaşmayı “dejenere olma” olarak anlayan dönemin züppeleri (şık, mürebbiye, metres, kaderin cilvesi romanlarında olduğu gibi); hurafeler içinde boğulanları (kuyruklu yıldız altında bir izdivaç, gulyabani, cadı, efsuncu baba, mezarından kalkan şehit, muhabbet tılsımı); dönemin sözde filozofları (deli filozof,... ) irdelediği, hicvettiği romanları, bir dönemin eleştirisidir aynı zamanda.

Yanlış batılılaşma filan çok üzerinde durduğumuz mevzular... Ana bu pencereden de bakmakta faide var. Bir de keyfiniz yetip okuma hızınızı alırsanız şu son günlerin YANLIŞ CUMHURİYET'ini de okuyun...

Bazı işime gelmeyen tespitlerine rağmen "o dönem"e çok orijinal bakışlar içeriyor...

Katkınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Selamlar...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Evet, bilirsiniz zaten

Ayşenur Bulut — Salı, 05/08/2008 - 15:22

Evet, bilirsiniz zaten tanzimat dönemi romanları hep bu sosyal olguya değinir kendince. Yanlış batılılaşma, batılılşmanın yansımalar vs. Ne var ki günümüz Türkiye'sinin bu sürecin doğal uzantısı olduğunu esefle görüyorum her Gürpınar romanında. Günmüz yanlış cumhuriyetiini 80 yıl öncesi romanlarını okumadan anlayamayız. Hem de bir aldatma, entrika olayı üzerinden :)

işinizze gelmeyen tespitler derken? Zehir tadındaki realite mi?

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Selim İleri'nin yazısı

Ayşenur Bulut — Paz, 17/08/2008 - 14:18

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=726740&title=huseyin-rahminin-dogum-...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

İçe Dönüş Söz Ola Reyhan Yürek Yarası Zamana Dair Düş Vakitleri Tefekkür Kişilere Dair Hüzün Alanı Hür Tefekkürün Kaleleri Gonca Haberdar Tanıtılanlar Gelişi Güzel Güncel Ümidlere Dair Kimdir Nicedir Kara Kalem Yazıları Hay Sızı Gülü Gülle Tartarlar Duyduk Duymadık Demeyin Berceste Sorulunca Söylenenler Şiir Makamı Ümmet Coğrafyası
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 5 misafir çevrimiçi.
  • figen
  • hümeyra göçebe
  • tolga
  • Emine Yalçın
  • daymoonhelper

Duyuru - Etkinlik

- filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • - yenilgi: ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz.
  • -Minare Dergi/ Edep Görmüş Dergi!
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - otuzuncuharf
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • iylik ve kötülük gibi.. her
      18 sa. 6 dk. önce
    • Hapishanenin Doğuşu
      18 sa. 18 dk. önce
    • Bu Yağmur
      1 gün 1 sa. önce
    • Bir Hikaye En güzel Böyle Yorumlanırdı
      1 gün 1 sa. önce
    • Hasretin var olduğu her yer gurbet...
      1 gün 3 sa. önce
    • Endazeden geçti boyumuz bizim.
      1 gün 3 sa. önce
    • Aşkı yoklukta arar Leyla!...
      1 gün 14 sa. önce
    • "İyi ki bilmiyor
      1 gün 15 sa. önce
    • Yağmurun Getirdiği
      1 gün 15 sa. önce
    • Yeryüzü notları almak
      1 gün 16 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Gözdeler

    Bugün:

    • Yağmur
    • Geçmişten Günümüze Mahpusluk ve Hapishane
    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi

    Bilgi

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim