m. fatih kutan yazıları
yenilgi: ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz.
m. fatih kutan — Paz, 09/11/2008 - 07:10
vaktin önündeyiz.
ön safları mesken biliyoruz.
sesimizi ay’a yaslıyoruz, yıllar önce yazılmış bir dizeyle.
önündeyiz, devranın, vaktin, insanın.
katledilen, işkencede ölenlerin önünde.
vicdanımız el vermiyor.
rosa parks’a selam ediyoruz.
kübalı bir şairinin sesinde, ölü asker’de hesaba çekiliyoruz.
yoruyoruz, yoruluyoruz.
şiir ve sevisellik üzerine edip hekimoğlu bir yazı yazıyor.
şehir: içimde bir meleğin kıpırdayışı
m. fatih kutan — Pzt, 03/11/2008 - 13:13
Bütün külliyatını okumanın marifet, vakit ve ‘seviye’ gerektirdiği, ‘velûd’ sıfatını yazar’lığının önüne hak eden yazarlardan biridir Enis Batur. Bu yazıya konu olacak kitabı, parça parça dergilerde okuduğum –ve birçoğunu kaçırdığım- gezi yazılarının/notlarının toplamı. Lyon’dan Meteora’ya, Lizbon’dan Lozan’a, Londra’dan Kaysersberg’e geniş bir coğrafyada, vurgulu notlar.
Tuna’da Melk haçının efsanesiyle açılıp, Fransız şair Mallarmé’nin odası’yla kapanıyor kitap. ‘Büyük, zengin, alımlı şehir Selânik’ ile İzmir’in benzerliklerinden sebep bir buruklukla karşılıyorum kitabı. İkisi de geçen yüzyıl başındaki ‘derin’liklerini, bu çağın ritmiyle birlik sığ’lık merakına terk etmek üzere. Nerede olduğunu bilemeyen, şaşkın şehirler. Neden bilmiyorum, bir kelime bağışlıyorum kendime daha kitabın başından, okunuşu hoşuma gidiyor: Kalliniti. Bir Selânik şarabı.
Bu Kitaptan Kimse Sağ Çıkamayacak
m. fatih kutan — Per, 09/10/2008 - 12:53
Kırlangıçlar, yağmurdan pörsümüş sokaklar, cama vuran yağmur damlaların yapışmış bir hüzün, hüznü kıvamına getiren bir yalnızlık, yalnızca yalnızlığı bölme amacı olan kırmızı bir atkı...
Hepsini toplamanı istesem eşitliğin karşısına bir şey yazabilir misin?
Hayır, zor.
Ama ben yazıyorum: Ölüm.
yankı iplerinden bir harita
m. fatih kutan — Pzt, 08/09/2008 - 00:15
“/ o ki onu kaybetmek bile bir şeref bazen
bir zamanlar bulmuştum, ne mutlu bana! /”
Yıllanmış bir çağrının yıllara yayılmış yankısı.
‘Gelin gülle başlayalım şiire atalara uyarak’.
Bu çağrıya kulak verenler ve dahi ağzıyla söyleyip kalemiyle mühürleyenler bildik: Cahit Koytak,Necat Çavuş, Ebubekir Eroğlu, Şaban Abak ve diğerleri… her biri hâlâ işlemekte ustadan miras kalan o yankıdan iplerle diriliş gergefini!
içimden geçen kadınlar
m. fatih kutan — Cum, 29/08/2008 - 06:49
Rampadan aşağı aşk’tan sonra bu hikâyeler ‘hiç evlenmemeye yemin eden’ bir kadının rampadan çıkışı sanki. Yıldız Ramazanoğlu’nun önceki iki hikâye kitabına nazaran daha hacimli; fakat daha az sayıda hikâye barındıran Zilha Günü altı hikâyeden oluşmakta: Gece Kuşu, Teyzemin Aynasız Günü, Anemon Çiçeği, Cemil Bey’in Melankolik Karısı, Gast Arbeiter ve Zilha.
Ramazanoğlu’nun hikâyelerindeki kadınlar oldum olası, içseslerinde mutlaka içli bir çocukluk barındırsalar da, olgun karakterlerdir. Özellikle yazarın son iki kitabı bağlamında bakıldığında bu olgun kadınlar Kırmızı’dan Zilha Günü’ne doğru yol alırken biraz daha olgunlaşmışlar. İlk iki kitaptaki hikayelerde görülen serbest çağrışımla devam eden cümleler, bu kitapta kadınların olgunlaşmalarıyla paralel olarak daha ziyâde bir olay örgüsüne veya kalıba sığdırılmış, eskisine göre daha düzenli/planlı hikaye örgüleri ortaya çıkmıştır. Bundan sebep de Zilha Günü’ndeki hikâyeler daha oturaklı ve daha uzun metinler olarak görülmektedir. Tabi çağrışımlarla cümleleri genişleterek hikâye yazmak ‘oturaksız’ metinler ortaya çıkar anlamına gelmez. Bu tespiti ‘Zilha’ hikâyesini örnek vererek gereğince sağlam bir zemine oturtabiliriz. Velhasıl Yıldız Ramazanoğlu hem kendini ve tekniğini, hem kadınlarını ve hikâyelerini, hem de bizi olgunlaştırmakta.





Son yorumlar
4 sa. 47 dk. önce
5 sa. 45 dk. önce
7 sa. 15 dk. önce
1 gün 29 dk. önce
1 gün 1 sa. önce
1 gün 1 sa. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 2 sa. önce