yankı iplerinden bir harita
m. fatih kutan — Pzt, 08/09/2008 - 00:15
“/ o ki onu kaybetmek bile bir şeref bazen
bir zamanlar bulmuştum, ne mutlu bana! /”
Yıllanmış bir çağrının yıllara yayılmış yankısı.
‘Gelin gülle başlayalım şiire atalara uyarak’.
Bu çağrıya kulak verenler ve dahi ağzıyla söyleyip kalemiyle mühürleyenler bildik: Cahit Koytak,Necat Çavuş, Ebubekir Eroğlu, Şaban Abak ve diğerleri… her biri hâlâ işlemekte ustadan miras kalan o yankıdan iplerle diriliş gergefini!
Şaban Abak, işbu yankı ipleriyle bir harita işlemiş: Kayıp Atlar Haritası... Kitabın kahramanı durmuşoğlu duran, ilk koşulu yerine getirmiş görünüyor. Aramanın şiirine ustaya bir saygı geçişi halinde kaybettiği atının adıyla başlıyor: gülşâh!
“nasıl yetişilir sana ki aşkla koşuyorsun
kalbi dahi yaya bir yolcuyum ben”
İlk şiirleri ‘keder sarhoşluğuyla umut coşkunluğu dalgalanışı içinde’ söyleyen duran, gülşâh’ını ararken uğradığı harita düzlemlerinde artık uğrak umutlar olmasalar da duran’a kapılar aralayan ışıltıları gördükçe ‘yaya’ bir söylemden ‘atlı’ bir şahlanış güzellemesine meyletmekte.
İlk durak ‘atının şeceresini sayarak eşkalini verdiği’ palandöken dağları’na seslenme rıhtımıdır. Bir iz yoktur. Allahuekber Dağları’ndan aşar iken, ‘sarığının arasında katmerli bir gül bulunan zat’tan gülşâh’ı sorması ‘meded şeyhim’ nidâsıyladır. Suskunun cevabının ahirinde ‘/at mı istemeli himmet mi/’ ibre şaşkınlığıyla çıkar huzurdan. Ankara’ya uğrar yolu, Hacı Bayram Velî Türbesi'ne. Söz kılıcı keskindir: ‘ve putlar yayadır atlı da olsa’. Tuna’ya sorar, bir sırra ulaşmak için bir kadem olsun diye.’ Tuna kıyısında türkçe koşan at’tır gülşâh!
Anadolu’ya dönen duran’ın Akşehir’e varması, ardından Kadir Gecesi’nde hilâli gözleyenlerle beraber olması, görünen her şeyde gülşâh’ının izlerini görmesi umuda kapı aralar.
Kayıp atlar haritası’nın ilk cildi sona ererken, şair ileri cilt(ler)de sanki bu ördüğü haritanın yaralarını yamayacak bir bir. O harita ki hâlâ ‘atlar’ın tutsaklığının prangalarla tastiklendiği bir coğrafya bilgisinden gayrı bir acı değil! İkinci cilde bir açık kapı aslında kitabın sonuna konulan:
“batıklar, kayıp atlar
ülkesinin dürülmüş haritasını
bir sûr gibi üfleyen
bediüzzaman”
*kayıp atlar haritası, şaban abak, ebabil yayınları, 2007
- m. fatih kutan yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli





Şaban Abak
Kâni Çınar — Pzt, 08/09/2008 - 20:25Tam geçen sene bu vakitler Ankara'da Kocatepe camiinin minarelerine bkarak iftarı bekliyor ve bir yandan da "kayıp atlar haritası" ve sendika üzerine sohbet ediyorduk Sevgili Şaban Abak ile... Allah'ın güzel kullarından birisi Şaban Abak... 1990 demeden tarihler bir müthiş Güldeste ile tanışmıştık ilk. Bizim camianın yeni yetme şairlerinin şiirlerini toplamıştı, ne güzel kitaptı o... Sezai Bey diye başlıyor konuşmalarına. Şiire gülle başlar gibi bir gelenek olmuş bu durum. Sezai Bey'in dünyasına Şaban Abak aracı oluyor bir nev'i. "kayıp atlar haritası" dahi bu kapılardan birisi bence.
M. Fatih Kutan'a bir sene öncesinin güzel iftarına götürdüğü ve değerli Şaban Abak'ı tekrar gündemimize aldığı için şükranlarımı sunuyorum. Ve hatta diyorum ki Fatih kardeşim 100 Türk Büyüğü için Şaban Abak yazısı yazsan ne güzel olurdu...
ikamet reddi
m. fatih kutan — Cts, 13/09/2008 - 01:32hocam eyvallah, ne mutlu bana. şaban abak'ın dizeleri ve o dizelerden yontup düşürdüğüm bu kelimeler ikamet'i kabul etmiyor, okuyana bir coğrafyası olduğunu haykırıyor, sizin ki de hacı bayram veli'nin yamacına düşmüş işte, bir mekân iftarına. bir şaban abak yazısı, neden olmasın, inşallah. bağdat'tan dönen şiirleri de hatmedersem, neden olmasın. vesselam, bol kelâm!
http://kanatritimleri.blogspot.com/
Tam bir yıl önceydi
Selman Maltaş — Salı, 09/09/2008 - 04:28Evet tam bir yıl önceydi. Mekan Kıraathanesi'nde iftarı beklerken Kani Ağabey ile birlikte Şaban Abak'a kulak kesilmiştik. Türkiye'deki sendikacılık algısıyla çocuk yetiştirme arasında analitik bir bağ kurmuştu Şaban Abak. Mızraklı İlmihal'den pasajlar okumuştu. Vetabii ki Sezai Karakoç'u yadetmişti.
Benim aklımda o iftara dair kalan en güçlü imge, Kani Ağabeyimle aynı tabaktan birlikte kaşıkladığımız güllaç oldu. İyi ki varsın Ağabey. Sayha bir iftar organize etse, biz eski günlerdeki gibi tekrar toplaşsak. Ne iyi olur.
Sevgili Selman, Allah sizin
Kâni Çınar — Salı, 09/09/2008 - 12:50Sevgili Selman, Allah sizin gibi dostların yokluğunu vermesin. Gözünüz, gönlünüz daim güzellikler istiyor, güzelliğinizi istiyor. Evet Sayha bir iftar organize etse, bir şiir günü organize etse veya hiçbiri olmasa da oturup şuradan buradan (yani her şeyden) konuşsak ne güzel olur. Birbirimize neler vardır anlatacağımız... Lakin her zaman gönlün umduğu olmuyor. Nasip deyip geçiyor. Ümitlerimizi "en kısa zamanda inşaallah"a erteliyoruz. Yine bir araya gelirsek güllacı yine paylaşalım inşaallah. Selamlar.
Güllaç bahane...
Alexandre Bey — Cts, 13/09/2008 - 05:15Ne güzel ne bereketli bir akşamdı o.
Keşke her iftarımız öyle olsa...
Ankara'da biz ev sahipliği yapmıştık, biz yaptığımız hiç bir şeydi oysa. Kani Çınar'ın Kayseri'den kalkıp gelmesi, Okan Şahin'in Eskişehir'den yola düşmesi, Selman'ın ise Konya'dan atlayıp iftara gelmesi oldukça anlamlıydı. Şaban ağabeyin, kısaca ebuk'un, albayın, Neşe ablanın varlığı da bizi güçlendirmişti.
Neyse belki Ankara ekibi bir iftar sofrası hazırlar yine, bu defa ben de misafir olarak katılırım. Ancak İstanbul'a gelirseniz ev sahipliği yaparım.
Selam ile.
Bay Alexandre Beyimiz
Kâni Çınar — Cts, 13/09/2008 - 08:33Gerçekten güzel bir iftardı ve ev sahibimiz layıkıyla vazifesini yerine getirmiş ayrıca çok yorulmuştu. Ama programın kusursuz işlemesi bütün yorgunluğunu alıyordu, gözlerinden belliydi... Yine buluşalım inşaallah deyip ayrıldık ve fakat bu sene nasip değilmiş ki bir raya gelemedik. Gerçi daha var ramazanın tamam olmasına ama... Yine de nasip. Konya ile başlayıp Ankara ile devam eden ve İstanbul ile nihayetlenen mekan değiştirmelerinde nerede, nasıl olursa olsun "ev sahipliği" yapacağına eminim Üstadım. Allah senden razı olsun. Lakin bize bir borcun olduğunu asla unutmayasın...
İstanbul'a kocaman selamlar.