Kudurdu, Haberin Yok!
asude zeynep toprak — Cts, 30/08/2008 - 08:26
Dilimde olan nice şarkıyı dize getiriyordum bakışlarımla. Cümlelerimi pat diye çekinmeden orta yere söylüyordum. Kederimi öyle bir gizleyişim vardı ki, bazen kendim bile göremiyordum. Arada bir ‘insanım bende ulan’ desem de pek işe yaramıyordu. Her şeyi ve herkesi anlamam gerekiyordu doğuştan… İnsan doğuştan kederli bir yaratıktı ve bunun ayırtına varamayacak kadar kederliydim…
Bütün şarkılar orta yerde canımı sıkmaya devam ediyordu, onları umursamamak için pek çok kez gayretlenmiş ve gayretime yenik düşmüştüm. Hayat, hangi elbiseyi giydirdiyse, üzerime bol oluyordu, hangi ayakkabıyı giydirse, ayaklarımı vuruyordu… Üstelik lanet yağdıracağım tek nesnem aynamdı… Kendi kendime saydırıp gidiyordum yani, argosu yarım kalmış bir imla kılavuzuydum, bütün çekişmelerde adım geçiyordu; yarım…
Kış mevsimini seviyordum, dışarı çıkmak gereksiz ve tatmin etmeyiciydi… İlginçtim, ilginç birkaç şarkı vardı dilimde… Bütün bunlar yaşanırken, her şey olağandı, akşamları karşı komşu murat kafayı çekiyordu, o kafayı çekerken sezen aksu ‘yine mi güzeliz yine mi çiçek’ diye bağırıyordu, yatsı ezanı okunurken müziğin sesi kısılıyor, alınlar secdeye değerken, utangaç alınlar peyda oluyordu. Ve muratta ve ben de biliyorduk ki ‘Allah bizi böyle yaratmamıştı…’
Olağanca gürültülü bir kış geçmişti, dizlerinde dinlenmek için gökyüzüne bile sığınamaz olmuştum… Murat hastalanmaya başlamış, doktorlar artık ‘içmemelisin’ demişti… Artık sezen aksunun da sesi kesilmişti… Dünyanın en çekilmez haliydi bu, gidecek kimsem var mı diye anılarımı yokladı zihnim. Zihnimin yoklamasından gelip geçen isimleri saydıkça kederimi anımsadım;
- Nilüfer, hımm hani lisede ki kız…
- Yok…
- Peki, ımm Mustafa aktur, lise aşkım…
- Yok, tahminen çocuklarını pışpışlamaktadır…
- O halde Ayşenur, üniversitede ki ev arkadaşım,
- Yok ki…
- Yok… Yok… Zihnime koca bir sıfır çekiyorum, akıl hastanesinde yatan ablama sesi kısılan bir kadının şarkısını söylemeye gidiyorum bende; ‘deli kızın türküsünü…’
Yağmur başlamıştı, yine, her zaman tekrarlanan olmuştu. Yağmurdan kaçışan insanların yenilgisi ve benim sınıfı bile olmayan bütünlemem başlıyordu. Kederime hendek atlatmaya, şarkı dinlememeye yemin etmek bile geldi içimden. Yapamadım… Bakırköy bir iki diyen ses benim içindi, gitmek için iyi bir gün…
Ablam, bu saatlerde hep aynı yerde oturur ve bir şeyler mırıldanırdı. Şarkıları utandıracak kadar güzel sözlerdi, ablam, benimle aynı familyadan olmanın utancıyla kıvranıyordu hala, son bir cesaret dünyam için…
Beni görünce durgunluğuyla gülümsedi. Oturmamı buyurdu, oturdum… Ne derse desin yapıyordum. Kantinden çay aldım, hava soğuk üşümeyesin dedim, ‘şarkılar ne güzeller öyle değil mi?’ dedi, evet dememi beklemeden devam etti…
- İnsanlardan bile güzeller, hiçbir insan bu kadar kederli olamaz, bak güneşi görüyor musun, yağmura rağmen başı dik, bak yağmuru da görüyorsun, güneşe rağmen öfkeli… Hiçbir şarkı anlatamaz bu yitikliği… Şu elinde ki zımbırtıdan bir şarkı açar mısın?
- Peki abla…
Birazdan denizin kuduracağını söyleyen şarkıya eşlik etmedi ablam… Şarkılara eşlik edilmezmiş, şarkılar dilden geçerse şarkı olmaktan çıkarmış, ‘deli işte!’ Deyip geçiyorum…
- Ne güzel şarkı değil mi abla? Birazdan kudurur deniz…
- Kudurdu, haberin yok!
Ablamın yanına mı taşınsam?
- asude zeynep toprak yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



okumasam mı?
m. fatih kutan — Paz, 31/08/2008 - 16:57sen, okuyucu o hikayeden bir hikaye çıkarsın diye mi yazıyorsun?
veya ben neden her öykünden bir fatih daha çıkarıyorum?
af asude kalemin keskin geliyor bu bünyeye, harflerin kırgın ve içe doğru işlekler.
ne yapmalı sence?
asude öykülerini okumasam mı, yoksa 'ablamın yanına mı taşınsam?'
allah kalemine ve kelâmına zeval vermesin kardeşim.
ves'selam, bol kelâm!
http://kanatritimleri.blogspot.com/
bir temizlik, ruhta...
Cihan Ülsen — Paz, 31/08/2008 - 10:54kulağa çalınır ya
susarsın.
bir ses. bir başka ses.
duymak sitediğin.
gelir kapıyı çalar: Kendi kendime saydırıp gidiyordum yani, argosu yarım kalmış bir imla kılavuzuydum, bütün çekişmelerde adım geçiyordu; yarım…
Bir hemhal
bir temizlik, ruhta...
möuhabbetle...
farkettiim de
asude zeynep toprak — Paz, 31/08/2008 - 12:04bu yazıyı ahmet kaya'ya kızgınken yazmıştım.. sizin alıntıladığınız yer de kafama sıkar giderime benzemiş:)
en azından benimki laf saydırma olarak algılanır diye ümid ediyor ve yorumunuz için teşekkür ediyorum sayın cihan ülsen...
muhabbetle...
http://oykuzen.minare.net/
O sudan içenler kurtulurmuş diyorlar
nur zelal — Cts, 30/08/2008 - 11:56Ne de güzel tarif etmişsiniz kedere liman olmuş halini insanın.Hani o hiçbir yere sığmama hali,dost sesine bile sağır,uyusam kayıp uyansam kime ne dürtüleri...Doğru belki de şarkıları dilimize doladığımız ve onlarla olur olmaz hüzünlere daldığımız için terkettiler bizi.İki çıkış yolu var: Biri ablaların dizi dibinde hayatı kedere ram olmadan çözmek,ikincisi aynı sudan içip kalabalığı karışmak.O zaman ahizenin karşı ucundakiler listesi uzadıkça uzar,böyle hikayeler yazıp ta yürek burkmazsınız belki.Şakasıdır bu işin,siz kederlenin ki kalem işlesin,yüreklerdeki bukağılar bir bir çözülsün.Ellerinize sağlık
yalan söylüyorlar...
asude zeynep toprak — Paz, 31/08/2008 - 12:02o sudan içenin kurtulduğunu görmedim,kurtulursam bende göremem tahminen...
yüreğimi sızlatmadan yazdırma bana ya rabb! diye dua ettim zamanın bi yerinde...dediğiniz gibi çoklarını gördüm,öyle olmaktan Allaha sığındım, umarım himaye edilirim...
değerli katkınız için teşekkürler..
Ve-es'Selam...
http://oykuzen.minare.net/