Osmanlının Ali Suavi ile İmtihanı
Nefi Selamoğlu — Çar, 03/09/2008 - 08:13
Bir Ali Suavi geçti tarih sahnesinden.
Rüyalar gören, hayaller kuran bir Yeni Osmanlı.
Mabeynci, damat, saray mensubu, vezir çocukları arasında, yalnız o halktandı. Yani bizden birisi. Hani hep şu aşağılanan, hor görülen tabakadan. O, halkın dilini bilhassa halk mantığı ile konuşan birisiydi. Cemaate konuşan kimsenin halk dilini kullanması kadar tabii ne olabilirdi?
Ve fakat O’nda refahın, görgünün arkasında sistemin, ait olduğu zümrenin kendisini koruyacağına emin olmanın verdiği rahatlık yoktu. Dayanağı olmayan bu kartvizitsiz adama tek çıkar yol kalıyordu: Kavga. Ne güzel buyuruyor Ahmet Hamdi Tanpınar: “Suavi, tâbiyesi olmayan adamdır.”
Suavi’nin büyük san’atkar olmadığında herkes hemfikir.
Suavi kuru; Suavi yavan; Suavi sıradan bir yazar. Ziya Paşalar, Namık Kemaller, Şinasiler, halkın hafızasında en azından bir mısra, bir eser ile yer edinirken Suavi, kelimelerden karşılığı olmayan birisi.
Belki modern zamanların Anadolusu (Aslen Çankırılıdır) sırtında yatağı, tahta bavulu elinde, Haypar paşa’da trenden inip şaşkın adımlar ve hayran bakışlarla İstanbul’u temaşa eyleyen Yeşilçam garnitürü. Konaklarda, yalılarda bihuzur, istim üzerinde, tedirgin. Halkın içine girdiği zaman mesela camii kürsüsünde va’z ederken, yahud tanımadığı okuyucusuna hitap ederken tam zıd bir şahsiyet. Kendinden emin, güven içinde mutlu belki…
Övünmeyi seven bir kişi. Garip bir narsisizmle kendisine hayran. Daima ön safta bulunmak isteyen, bunun gerçekleşmesi için yalanı, şantajı heybesinden eksik tutmayan “Muhbir”
Suavi’nin hayatındaki ilginçlikler bitmiyor.
1870 – 1876 senelerini yaşayan Ali Suavi ne yaşadı, neler yaşadı? Bu dönem herkese ve tamamıyla karanlık. 6 sene, bu şapkalı, Hıristiyan bir kadınla beraber yaşayan din alimi meçhul…
Zaten bizde karanlık dönemler ve karanlık şahsiyetler olmasa şaşmamak lazım. Yeni Osmanlıların Mustafa Fazıl paşa adında ilginç bir sponsoru mevcut. Mısır üzerindeki haklarını İngiliz Sterlinleri mukabili devreden (devrettirilen) Mustafa Fazıl, Yeni Osmanlıların mensuplarını bir nev’i ayartıp Avrupa’ya , yanına aldıktan sonra, kendini padişaha affettirerek birdenbire İstanbul’a döner.
Ali Suavi nerede?
Avrupa’da elbet.
19 Eylül 1876’da “Vakit” gazetesinde meşhur bir makale neşreder: “Hürriyet ve meşrutiyet” fikirlerinden vazgeçtiğini söylemekle kalmaz, ayrıca yeni hükümdara asla ve kat’a böyle şeylere müsaade etmemesini açıkça telkin eder.
Mustafa fazıl, kendisine uyan “aydınları” Avrupa’da bırakıp dönmüştür.
Ali Suavi ile diğer Yeni Osmanlılar arasında hesaplaşma su yüzüne çıkmış, her biri bir yere dağılmıştır. Tahta çıkan ll. Abdülhamid, Ali Suavi’yi de affeder. Sponsorlarının peşi sıra teker teker yurda döner “havariler”.
Hakikatte Suavi zannedildiğinden fazla değişen bir adam. Bütün Yeni Osmanlılarda olduğu gibi karanlık dönemi hayli kabarık. Kimi kaynaklar Mustafa Fazıl’dan sonra Avrupa’da maddi sıkıntılar çektiklerini söylerken kiminde durumun hiç de öyle olmadığını, rahat yaşam sürdürdüklerini kaydeder. Tarihin karanlık dönemlerinde karanlık mefhumlar ve mevzuular ictimaya girer. Bu kesin. Birtakım masonik belgelere dayanarak Mustafa Fazıl’ın ardında Osmanlıyı bölmek isteyen güçlerin olduğunu ve bi dönemi ellerinde tutan bu kişileri kuklavari oynattıklarını iddia etmek fazla mı zalimane olur? (Sultan Abdülaziz Hanı tahttan indirmek isteyen şebekenin başında, dünya bankeri Lord Rodchild ve Mısır'da hidiv olamamasının sebebini Abdülaziz Han'da gören Mustafa Fazıl Paşa geliyordu. Lord Rodchild ile birlikte hareket eden Mısırlı prens bütün servetini bu yola dökerken, onların besledikleri ve devletine ihanete hazırladıkları zevat ise, Türk milletine vatanperver olarak tanıtılıyordu. Bu sözde vatanperverlerin başında Midhat Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Askeriye Nazırı Süleyman Paşa, Bahriye Nazırı Kayserili Ahmed Paşa, Şâir Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Suâvi ve Âgâh Efendi geliyordu. İçeride Osmanlıyı yiyen, dışarıda İngiliz paralarıyla kursaklarına kadar dolu olan bu zevat, ülkenin kurtuluşuna değil, bilerek batışına hizmet ettiler.) Ziya Paşa ve Namık Kemal’in yola bir çıktıkları Ali Suavi ile hasım olmaları sadece fikirlerinden midir?
Sanmıyorum.
Ali Suavi yurda döner dönmesine lakin yine rahat durmaz… İngiltere, V. Murad’ı padişah ve Midhat Paşa’yı sadrazam yapmak için Genç Osmanlılardan Ali Suavi’yi tahrik ederek, tarihe Çırağan Baskını veya Ali Suavi Vak’ası olarak geçen elim olayı patlatır. Arkasında, İngiliz Büyükelçisi Lord Elliot ve yerine gelen Lord Layard ile Ali Suavi’nin İngiliz ajanı olan hanımı Mary vardır. Ali Suavi dahil 23 ihtilâlcinin ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe, II. Abdülhamid’i hafiyye denilen gizli teşkilâtını kurarak daha sıkı idareyi ele almasına mecbur eder.
Suavi tarihimizde övenlerinin ve yerenlerinin hayli fazla olduğu bir Osmanlı… Müphem tarafları ağır basan bu ilk laik, Türkçü, sarıklı cami hocası ve şapka giyen yazar kafasına yediği sopanın acısı ile dünyasını değiştirirken ne düşündü, bilinmez ve fakat kuruluşundan dağılışına kadar “karanlık” tarafları ile boy gösteren Yeni Osmanlıların Muhbir’i olarak bir devrin soru işaretleri ile dolu karanlık tarafını teşkil etmektedir.
- Nefi Selamoğlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



"Başına aldığı bir sopa
Aynur Yavuz — Per, 04/09/2008 - 13:32"Başına aldığı bir sopa darbesiyle ölen Ali Suavi, çılgın hayalini gerçekleştiremedi..." Gece en son bu satırları okuyup kitabın kapağını kapattım. Sabah da sayhada yazınız ile karşılaşınca benim için güzel bir tevafuk oldu. Şu sıralar yakın tarih okuduğumdan olsa gerek hem çok ilgimi çekti yazı, hem de konu iyi bir üslupla ele alındığı için büyük bir keyifle okudum. Ve en önemlisi aklıma takılan birkaç sorununda cevabını öğrenmiş oldum.Kendi adıma bir borçttur teşekkür..
Selamlar.
Üniversitede okurken Ahmet
Halid Aslan — Çar, 03/09/2008 - 13:33Üniversitede okurken Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi'ni asla elimizden düşürmez, satırların çize çize anasını ağlatırdık. Belki hocamızın özel ilgisi belki hakikaten üzerinde çok durulması gereken bir kişilik (sanatçılık demiyorum) sahibi olduğundan Ali Suavi sıradışı birçok yanıyla çekerdi bizi... Hele yazarımızında çok iyi vurguladığı gibi "...Müphem tarafları ağır basan bu ilk laik, Türkçü, sarıklı cami hocası ve şapka giyen yazar..." ilk yönlerin temsilcisi Ali Suavi defaatle okunası bilinesi bir kişi idi...
Yazıyı okurken o günlerle birlikte Cemil Meriç üslubunun tadı geçti damağımdan... Teşekkür eiyorum bu kıymetli çalışmayı bizle yaplaştığınız için. Selamlar.
ters mantık ile ali suavinin
gürbüz ünal — Çar, 03/09/2008 - 17:25ters mantık ile ali suavinin osmanlıyla imtihanı olarak bakarsak meseleye;niye alisuaviler,namık kemaller,prens sabahattinler.said nursiler ,mehmet akifler son zaman fikir dünyasını etkileyen insan lar oldular.özlelikle hüriiyet eşitlik ve meşrutiyetlere ucundan bucağından,kıyısından köşesinden yer yer birbirine zıt olan insanlar arasında neden ortak payda teşkil etti.Kendi içimizde kaldığı müddetçe osmanlıda eleştirilecek bir çok husus var en basit ali suavi bir osmanlı insanı,gökten zembille inmedi.diğer yandan camiden çalınanlarda pek ala hoca parmağı da olabilir.Peygamber evladı kafir de olabilir.aydınsız kalan bir toplumda elbise değiştirilir gibi fikir dünyasının değiştirildiği bir dönemde ,uzakları zoru,kolayı göstermekten aciz insanların çıkması da normal karşılanmalı.
II. Abdülhamid'in başarılı iç
Aynur Yavuz — Per, 04/09/2008 - 14:37II. Abdülhamid'in başarılı iç ve dış politikasına rağmen, uyguladığı baskı nedeniyle, kendisi aleyhine muhalefeti artırdığı bilinen bir gerçektir.Sizinde vurguladığınız gibi, bu baskılar yalnızca meşrutiyetçi ve batıcı fikir adamlarının değil, ümmetçi ve İslam birliği siyaseti peşinde olan Said Nursi ve Mehmet Akif gibi şahsiyetlerinde tepkisini çekmiştir. yanlış anlamadı isem 'ortak payda' derken de Osmanlıda eleştirilecek bir çok husus var derken de Abdülhamid'in bu baskıcı yönetimine bir gönderme yapmışsınız yorumunuzda.
Elbetteki Osmanlıda eleştirilecek bir çok husus vardır. Bu fikirde sonuna kadar katılıyorum size.Fakat ,Mustafa Armağan'ın o çok da iyi bilinen "Abdülhamid'i anlamak Osmanlıyı anlamaktır" ifadesinin pek de gölgesinde kalmadan gayet safiyane bir şekilde sormak isterim size.
Abdülhamid'in politikalarını ve o dönemde Osmanlının içinde bulunduğu durumu göz önüne alarak ve acaba bu baskıcı politika tamda tersinden uygulansaydı vaziyet çok daha farklı olurdu diyerek mi 'Ali Suavi'nin Osmanlıyla imtihanı' gibi bir cümle kurdunuz? (eleştiri değil sadece merak)
Bir de dipnot..
1880’li yılların sonlarında, Mekteb-i Tıbbıye’de Allah’ın varlığı üzerinde yoğun tartışmalar yapıldığı, buradakilerin içinde yaşadıkları toplum değerleri ile korkunç bir çatışma halinde oldukları bir gerçektir. Zaten mekteb-i Tıbbiye II.Abdülhamid’e karşı muhalefet hareketinin merkezi ve kalesi gibidir. Tüm bunlara açıklayıcı bir örnek olarak Akil Muhtar Özden Bey’in 1898’de İshak Sükûtiye gönderdiği bir özel mektubunda “çok şükür (Allah’a değil ha!) dün imtihanları bitirdim" demesi hem dikkat çekicidir hem de bu konuda ki tereddütlerin haklı olduğunun somut bir göstergesidir...
mesele hep tek bakışla
gürbüz ünal — Per, 04/09/2008 - 17:42mesele hep tek bakışla alakalı abdülhamidi anlamak osmanlıyı anlamaya yetmiyor.abdülazizi de gerek ondan önce 2,mahmut 3, selim i de anlamak gerek.yaşananlardan biri şinasiyse bir prens sebahattin,biri de suavi hepsi farklı farklı aynı zaman diliminin insanları üç aşağı beş yukarı.Ortak fayda var dışardan gelecek bir şeyler var ve bu gelecek şeyleri taşıyanların önemsedikleri şeylere göre belirlenmiş.Yine aynı sayhadaydı değil mi 2.abdülhamid öncesi abdülazizizin hazineyi kurutup da borçlanarak kurdurduğu saray yavrusunun bu osmanlımıza verdiği zarar,etki tepki ...Kişiler bazlı düşünüş biraz övgü ve biraz sövgüsüz olmuyor.ben dikkat orya verilsin istemiştim suavi bir osmanlı demekle.Hem de o dönem kendini yetiştirmemiş öğrencilerin-şahıs demeyelim daha- dışarda yetişip de vatanlarına hizmet etsinler anlayışının bir magduru da yine suaviler.Diğer yandan niye abdülazize karşı abdülhamid gibi bir insan meşrutiyet şartıyla iktidar -geldiğinde denirse- edilir.yap boz tahtasına çevrilmiş bir siyasette (iç- dış)en iyi manevrayı elbette yaz boz yapılanı yaşayan insan bilecektir.fatihin bu dönemde bu siyaseti bilmesi beklenemez.
diğer yandan toplum değerleriyle çatışmayan insan olmamıştır.Çarşı esnafının tezgahını dağıtan şeyhin hikayesi hep anlatılır.alışkanlılar insan da körlüğe sebeb olur,toplumsal alışkanlıklarımız da bize bir tür körlük verir.Körlüğü farketmek için ya ışığa çıkacaksın yada ışıktaysan karanlığa çıkacaksın .diğer yandan peygamberimiz değil miydi ataların taptıklarına tapmayıp,eski köye yeni adet getiren.zaten değerlerin alışkanlıklar ve kabullerle körebelenmesi toplumu da değersizleştirmiştir.toplumun değer sorununun yaşadığı son dönemdir meşrutiyet ve tanzimat dönemleri.Halktan kopmuş bir saray,sarayaın kırıntıları için padişahın değiştirlimeleri,hükümet işlerine banane demiş aman sende demiş neme lazım demiş bir halk,ben halkımı değil de halkım olmayanıo daha iyi anlıyorum diyen yalnızlık budalası bir aydın...vb değerli olan ne değer kalmış yalnız ca fedakarlık kim halk,toplum...saygılar
Gerçeklik ressam için ne ise,
Aynur Yavuz — Cum, 05/09/2008 - 12:15Gerçeklik ressam için ne ise, tarihçi için de odur; nasıl ki tek bir manzara yoksa tek bir tarih de yoktur.Geçmiş herkese farklı bir ışık altında görünür.Kabul.. işte bu yüzden eleştiri değil merak demiştim yaptığım yoruma da. Ali Suavi’nin Osmanlı ile imtihanı gibi bir cümle ile olumsuzluk Osmanlıya atfedilmiş oldu değil mi?Bunun sebebini sordum çünkü merak ettim özellikle bu konuda hangi veriler ya da olgular ile böylesi bir ters mantık yürütülebilir diye.
Kişiler bazlı düşünüş biraz övgü ve biraz sövgüsüz olmuyor diyerek II. Abdülhamid öncesi Abdülaziz’in hazineyi kurutup da borçlanarak kurdurduğu saray yavrusunun bu Osmanlımıza verdiği zarardan dem vurmuşsunuz . İlginçtir başka kaynaklar Sultan Abdülaziz hakkında şunları da söyler: Sultan Abdülaziz, özellikle Sultan Abdülmecid devrinde devletin israflar ve sefahatlerle sarsılan devlet nizâmına hemen çeki düzen vermekle işe başlamıştır. Saray’daki harcamaları durdurmuş ve devletin hazinesinin kaçak verdiği kara delikleri kapatmaya çalışmıştır. Ayrıca sultan Abdülaziz, kendi zamanına kadar hiçbir Osmanlı padişahının yapmadığı ve 1950 yılına kadar da hiçbir Türk Devlet Başkanının yapmayacağı bir işi yapmış ve 46 gün sürecek Avrupa seyahatine çıkmıştır. Bu durumun Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki etkisini göstermesi bakımından ne derece önemli olduğunu burada anlatacak değiliz. Nitekim haklısınız “ kişiler bazlı düşünüş biraz övgü ve biraz sövgüsüz olmuyor.” Fakat tüm bunlar yapılırken dayanak noktamızın iyi belirlenmesi de gerekiyor. Yani bir yargıda bulunuoruz ama neye göre, nasıl ve niçin?
Ve yine haklısınız ezber bozulmalı.Ancak ezber bozulur iken hakikat denilen yoldan bir milim dahi sapmamaya gayret gösterilerek bozulmalı bu ezberler…
“toplumun değer sorununun yaşadığı son dönemdir meşrutiyet ve tanzimat dönemleri.Halktan kopmuş bir saray,sarayın kırıntıları için padişahın değiştirilmeleri,hükümet işlerine banane demiş aman sende demiş neme lazım demiş bir halk,ben halkımı değil de halkım olmayanı daha iyi anlıyorum diyen yalnızlık budalası bir aydın…”
Ezber bozmayan cümlelere örnek verecek isek pekala bu satırlardan örnek veremez miyiz? Abdülhamid’in şahsî idaresinin devam etmesinin sebeplerinden biri de, halkın Abdülhamid zamanında hayatından memnun olmasıydı.Halk devletin iyi yönetildiğine ve meşru sahibinin elinde olduğuna inanıyordu. Onun içinde aleyhteki faaliyetler etkili olmamıştır. . Sultan Abdülhamid’in elbette ki muhalifleri vardı. Peki kimdi bu muhalifler?
*Avrupa’da tahsil gören bazı gençler ve genç subaylar. Buna Galatasaray gibi seçkin okullarda okuyanları da katmak gerekir * Avrupalılar, milyonlarca Hıristiyan’ı pençesinde tuttuğu, hilafet sıfatıyla Müslümanlar üzerindeki manevi nüfuzunu kullandığı ve güttüğü dış politika ile Hıristiyan devletleri birbirine düşürdüğü için, Abdülhamid’i asla sevmiyorlardı. * Filistin’i kendilerine satmadığı için Yahudiler ve Müslümanları kırdırtmadığı için Ermeniler de Abdülhamid’i sevmiyorlardı.* Hicaz demiryolu ve Bağdat demiryolu ile petrol bölgelerini onların elinden alan Abdülhamid, İngilizler ve Fransızlar tarafından da asla sevilmiyordu. Eğer ezber bozmaksa niyetimiz buyurun bozalım.. Halktan kopmuş bir saray, devlete yabancılaşmış bir halk..Ama hangi halk??? Tanzimat ve Meşrutiyet dönemleri için çizdiğiniz genel tabloda bir istisna değil midir bunlar?
Farklı şeyler tabiî ki söylenecektir. Söylenmelidir de.Buna bir itirazımız asla olamaz. Fakat farklılıkları gerekçeleriyle duymak, okumak, öğrenmek her zaman için arzu ettiğimizdir.Hepsi bu..
Saygılar..
sorun abdülhamid değil
gürbüz ünal — Cum, 05/09/2008 - 14:37sorun abdülhamid değil ki;bence esas sorun değer toplumuydu osmanlı,değerdi onu değerli kılan,değerden uzaklaştıkça da değersiz kalmıştı.,sıradanlanmıştı.Yönetim işi hakka hizmet ve dolaysıyla halka hizmet ekseninde iken kardeşler bir birini daha ehil görürken yönetim işine-orhan gaziyle kardeşi arasında geçen birbirlerinin daha liyakatli olduğunu beyana yönelik karşılıklı nitelemeleri-daha sonra yönetmek amaçlanmıştır ki kardeş katliyle başlayan siyasi bozulum,ulufe için kanına girilen padişahlar,sadrazamlar bunun diğer bir ucunu göstermektedir.Tek kurban osmanlı değil bu açıdan meseleye bakılınca ali suaviler de kurban.Kendinde görmesi gereken üstünlüğü kaybeden,küller arasında bu üstünlüğü yitiren ,batı karşısında ezilmişlik komleksiyle ondan ille bir şeyler öğrenmeliyim diyerek silahla başlayıp,askeri alanda yapılan değişiklikler askeri askerlikten siyasete terfi ettirmiştir ki yaşadığımız zaman diliminde vukua gelen hadiselerin başka bir açılımı var mı?Suavi kurban niye ?çünkü sen bu insanı işlememişsin,eğitim yarım yamalak - batıdan ve doğudan aldığıi eğitim- şahsiyeti dahi oluşmamış insanları gönderen bu kişilerin kendisi değil elbette yönetimin etkisi büyüktür.yarım yamalak bir eğitimle elbette cami kürsüsünden sarıkla anarşizmin kelimeleri dökülür.Kuran derki siz kendi nefislerinizde olanı değiştirmediğiniz sürece allah sizin durumunuzu değiştirmez.iç ve dış siyasetin çalkalandığı bir dönem 1830-1900 ler-.Abdülhamid ile bir alıp veremediğim zaten yok iyi insan sultanımız - bu dönem de kendi dahsini siyaset sahnesine sürmüştür.Liderin ortaya çıkışı şahsiyetle alakalı özellikler kadar içinde bulunduğu çevrelerin de etkileriyle olmakta.33 yıl çok az toprak kaybıyla savaşsız bir diplomasiyle ülkenin dağılmasına en büyük engel abdülhamid hanın dahiliği. Fuzulî'nin ayrı bir yeri var divan edebiyatında.Selam verdim rüşvet deyü almadılar mısrası da kendine ait.Osmanlının en parlak dönemi hataların en az olduğunu sandığımız bir dönemin insanı ve kullandığı tabir Rüşvetin yaygınlığını ve kabul görmüşlüğünü anlatmaya yetiyor.Şimdi bozulum rüşvetle mi başladı elbet değil,ondan önce kardeş katli,kardeş katline verilen cevaz(din fonksiyonunu temsil eden kurum ve bu kurumun verdiği cevazı kabu eden toplumsal doku),yönetenle yönetilen arasındaki ayrım otağın kurulduğu çadırın bursayı almakla girilen tekfur saraylarının korunganlığında başlamıştır.Ezber bozmak değil amacımız unutulan ezberleri tazelemek.Durumdan hoşnutsuzluğun giderilmesinin nefisteki değişiklikle alaklı olduğuydu efendim saygılar...
Suavi kurban niye ?çünkü sen
Aynur Yavuz — Cum, 05/09/2008 - 20:16Suavi kurban niye ?çünkü sen bu insanı işlememişsin,eğitim yarım yamalak - batıdan ve doğudan aldığıi eğitim- şahsiyeti dahi oluşmamış insanları gönderen bu kişilerin kendisi değil elbette yönetimin etkisi büyüktür.yarım yamalak bir eğitimle elbette cami kürsüsünden sarıkla anarşizmin kelimeleri dökülür.
Özellikle öğrenmek istediğim cümleler bunlardı. Yukarıda yazdıklarınızı okuyunca aklıma birkaç soru daha takıldı. Fakat bundan sonrası bana ait. Teşekkür ederim cavaplarınız için.
selamlar..
aradığınız buldunuz ise
gürbüz ünal — Cts, 06/09/2008 - 08:53aradığınız buldunuz ise mesele yok .Gurbet türküleri ne zaman gündemimizi işgal etti?Türkü bazlı bir işleyiş toplumsal dokunun tümünü göstermiyor ama bir kesitine ışık tutuyor.Şimdi gurbetçilik olgusunu biz ülkeden ayrı düşenemediğimiz gibi gurbet vakasının ortaya çıkşında devletin izlediği politikanın etkisi de barizdir..Gurbetteki hemşehrilerimizin ekonomik-sosyal -kültürel..vb bulundukları ülkelerde karşılaştıkları sorunlar neticesinde oluşturdukları etki-tepki hareketleri ve refleksler de ister istemez kendi ülkesinde yaşayan insanlardan farklı olmuştur.Bu açıdan meseleye bakılınca kim kurban olay biraz daha netleşebilir belki siz açısından?Gurbette yaşayan hemşehrilerimizin ülkelerine geldiklerinde kimi olaylara verdikleri tepkiler burda yaşayanlarca komik,yerinde olmayan gibi gelebilir.Gurbetteki hemşehirliler açısından olaya bakılınca onlarca normal gelir.Durum bu bazlı saygılar.