Kâni Çınar yazıları
Yıldızların Gözyaşları
Kâni Çınar — Salı, 17/06/2008 - 15:42
İlk kitaplar, heyecan verir bana. Kendimi yazarının yerine koyarak bakmaya çalışırım “eser”e. Matbaadan çıkmış hali ile bir anda kitabın serüveni çıkar karşıma. Geçirdiği badireler, kokusu; kılı kırk yararcasına göz nurunun akıtılması ve serencamı… Her şeyin ilki güzel değil midir? İlk yolculuk, ilk tanışma, ilk aşk… Hangisini unutmak mümkün?
Ahir Zaman Şairi…
Kâni Çınar — Çar, 11/06/2008 - 09:32
“Kendinden sonra yazmaya başlayan genç müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, O'ndan sonrakiler O'nda ders alınacak bir taraf bulacaklardır. Hem şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından, hem müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından.”
İsmet Özel’in bu çok bilinen ve maksadı tam ifade eden düşüncelerindeki bir husus, uzun seneler Zarifoğlu adı anılınca hemen ictimaya koştu yüreğimde. Kendinden sonrakiler… Ne kadar düşündüm Zarifoğlu’nun, “kendinden sonra gelen”ler için bu kadar “biz”den olmasının sebeplerini. Yazar gibi yaşaması mı, ansızın aramızdan sıyrılıp gitmesi mi, “Okuyucularla “ bölümünde yazdıkları mı, “Yaşamak” mı, “Şiirler” mi… Sebep? Ben Zarifoğlu okumalarıma “Bir Değirmendir Bu Dünya” ile başladım. Nice zaman sonra peşine takılıp gitmelerimin sebebini de burada buldum. İbrahim Tenekeci’nin Süleyman Çobanoğlu şiiri için bulduğu sebepten başkası değildi bu: Samimiyet.
Mahşer
Kâni Çınar — Çar, 14/05/2008 - 10:22
Köşebaşına bırakılmış şüpheli bir paket gibi bakıyorsun bana.
Avucumda bir resim. Rüzgar estikçe çoğalıyor. Acı bir öykü anlatır gibi bakıyor rüzgara.
Herkes taş kesiliyor. Işıklar sönüyor. Yıldızlar sönüyor. Oysa titreyen ayaklarım çığlık atarak sürgüne duran bir daldan başkasına ram olmamıştı.
Sıkıntım artıyor.
Temmuz, ter ve tuz.
Yakışıksız Kaldım Sesler Arasında
Kâni Çınar — Cts, 03/05/2008 - 18:01
Şafağa düştü yağmur
Enflasyon düştü, bombalar düştü, gonca güle düştü
İflah olmaz demlerdi yedi iklim seni düşledim
Bakış hızında geldi mevsimler
Hasret rahlesindeydim
Susuşlar geldi
İsyanlar sevdalarla olsun
Gelmedin yakışıksız kaldım sesler arasında
Sevda renkli çocukluğumun
Perdelerine mıh vurdum matem ördüm
Acı bombalar patlattım hüzün sokaklarında
Elim dizimde kaldı bakışım esir dilimde
Kaf'ın Ardından Geldi Yaz
Kâni Çınar — Cts, 12/04/2008 - 09:26
Yaz geldi, ne güzel!..
Nice güzelliklerle geldi yaz.
Ne güzel şey hissetmek ve hissettiğinin farkına varmak!
Neden yaz beni sert rüzgarlara tutulmuş uçurtma kılıp ta uzaklara çocukluğuma götürür? Neden yazla beraber oruclu ağızlarla serin cami şadırvanlarına, bir ikindi vakti atıverir beni? Hâlâ ayrımına varamam çocukluğum mu güzeldi, çocukluğumun yazları mı?
Sabır Durağı
Kâni Çınar — Cts, 29/03/2008 - 14:25
Kalabalıklar … Her bir elifin beli bükük.
Karanlık, ıssız sokaklarda yürüyorum; sınıf alabildiğine uzuyor; çocuklar, başları eğik, gözleri nemli, gönülleri dar…
Çocuklar.
Merhamet yakıyor genzimi. Kaçamadığım bir koku bu. Her adımda yerde yakalıyorum mahcupluğunu çocukların. Ayakkabıları hep eski çocuklar…
Çayı Koyu Demleyin Şeyhim Çayı Çok Sever
Kâni Çınar — Çar, 19/03/2008 - 13:25
- hasan erkan’a muhabbetlerimle…
Efendi Hazretleri
Yağmura bakıp “rahmet” dedi Efendi Hazretleri. “Elhamdülillah.”
İhvan, gözleri huzur, “elhamdülillah” dedi.
Efendi Hazretleri hasta yatağında yatan müridine eğildi, hal hatır sordu. Müridin kalbi duracaktı. Ne hastalık kaldı bedeninde ne sayrılık. Efendisi gelmiş, ziyaret ediyordu. Mutluluktan uçuyordu. Kimden duymuştu acaba? Sonra mahcup oldu düşüncesinden. Efendi Hazretleriydi. Bilirdi. Kalbi tekrar duracak gibi oldu. Efendisinin mübarek elleri alnında idi. Gök yerde idi. Her yer derya deniz idi. Yağmur duasına eşlik ediyordu efendisinin. Cama vuran her damla “amin” diyordu. Mürid, Allah’a nasıl hamd edeceğini bilemiyordu. Allah diyordu da başka kelam çıkmıyordu hızla inip kalkan sadrından. Allah, Allah, Allah…
Ümran
Kâni Çınar — Salı, 11/03/2008 - 21:36
uyandı. belki hiç uyumamıştı. sıkıca kapalı perdenin arkasından yağmuru duydu. saate bakmadı. içinde geç kalmışlık yangını vardı. nasıl giyindi, sokağa nasıl çıktı, anlamadı. evin dış kapısında bir tuhaflık vardı. elini ürpertiyle çekti. kapıya baktı. bir şey göremedi. gözlüklerini çıkardı. cebindeki mendil ile sildi. kapı yine yoktu. bir araba hızla yanından geçti. yağmuru hatırladı. yağmur? perdenin gerisinden duyulan yağmuru aradı. yağmur da yoktu. uykunun sersemliğine yordu. okul yoluna doru hızlıca yürüdü. jandarmanın önüne geldiğinde gün akşama devrilmek üzere idi. saatini hatırladı sonra. bembeyaz bir sayfa oldu saati. ilk kez o an korktu.
Parmağın Ayı İşaret Ettiği Mekan
Kâni Çınar — Cts, 08/03/2008 - 12:51
Hepimiz bir şeyin yerlisiyiz. Mekânlar bizle özdeşir; biz mekanlarla özdeşiriz. Dolmuş şoförü çalıştığı hattın yerlisidir; gazete bayii, büfesinin; ayyaş meyhanenin; çocuklar oyun alanlarının; virüsler bilgisayarın; işçi tezgâhının yerlisidir.
Ve Yağmur
Kâni Çınar — Salı, 26/02/2008 - 20:41
Rüzgâr
Bizim bu dağ köylerinin baharda rüzgarı hiç bitmez. Ne zaman, nasıl eseceği de belli olmaz hani. Perdeyi aralayıp da dışarı bakınca kuşları bitlendirip topraktan dumanlar yükselten bir güneş görürsün. İçin aydınlanır. Çünkü güneş, hele mavi gök, mutluluk ve yaşama sevinci zerk eder damarlarına. Usulca kapıdan burnunu uzatırsın. Kötü bir sürprize hazırlıklı olmak, tedbir almaktır bu. İyi. Korkulacak bir durum yok. Güneş, hakikaten güneştir. Isıtır, hele dulda yerler yakar, kavurur. Bizim memleketler gibi 7 – 8 ay kış olan yerlerde güneşin kıymeti bir başkadır.




Son yorumlar
1 sa. 55 dk. önce
1 sa. 56 dk. önce
3 sa. 34 dk. önce
6 sa. 53 dk. önce
10 sa. 28 dk. önce
10 sa. 30 dk. önce
10 sa. 37 dk. önce
10 sa. 43 dk. önce
12 sa. 26 dk. önce
14 sa. 7 dk. önce