Kerem Dağlı yazıları
Gog [Giovanni Papini]
Kerem Dağlı — Per, 04/09/2008 - 07:37
Gog’u nerede tanıdığımı söylemeye utanıyorum: Tımarhanede!
Oraya sık sık, bir Dalmaçyalı şairi görmeye giderdim. Bir hayale karşı duyduğu ümitsiz aşk, şairi paranoyaya düşürmüştü. Sevgilisi film yıldızıydı ve kendisine beyaz perde dışında gülümsemiş değildi. Şair çoğu zaman sakin olduğu için, bu paralı deliler pansiyonunun müdürü –boy bakımından cüce, şişmanlıkta dev- onunla bahçede konuşmamıza izin verdi. Bahçenin şurasına burasına, kestane ve sedir ağaçlarının gölgelerine, kahvelerdeki gibi yuvarlak, demir masalar, iskemleler serpilmişti. Beyazlar giyinmiş solgun hastabakıcılar, aldırış etmez görünerek dolaşırlardı.
Huzursuz Bacak
Kerem Dağlı — Per, 28/08/2008 - 10:42
Eylül gelmeden geldi bu sefer yeni çalışma: Huzursuz Bacak… biliyorsunuz birkaç senedir yeni kitaplarını “eylül” hüznünde yayınlıyordu Mustafa Kutlu. Huzursuz Bacak bir rahatsızlık adı aynı zamanda. Özellikle akşamları ortaya çıkıp tam olarak izah edilemeyen, çekilme, uyuşma, kasılma tarzı bir şey. Yazarımız “olumsuz” bir durum karşısında alarm veren bir unsur olarak sunuyor bize. Bizim de bacağımızın uyuştuğunu hissediyoruz.
Huzursuz Bacak, yazarın daha önce yayımlamış olduğu Sır (1. Basım 1990) adlı kitabındaki “Satılık Huzur” hikâyesinin ilk bir buçuk sayfası ile başlıyor. Yani bu hikâyedeki kahramana benzer birinin yıllar sonra memleketine dönmesiyle...
Haza Şair: Hasan Erkan
Kerem Dağlı — Per, 15/05/2008 - 12:37
Sabah serinliği gibi gelir. Şair. Dost. Tebessüm sanki onunla bir anlam kazanıyor. Küçücük bünyesinde dev yürek ve merhametler taşıyor. Karaman’ın koyununu tanır mı bilinmez ama oyunu hiçbir zaman olmamıştır. Fahüka şairi. İkindi Yazıları, Sayha Dergi, Altınoluk bir zamanlar boy gösterdiği mekanlardı. “Çayı koyu demleyin şeyhim çayı çok sever” namlı hikayesi uzun süre bestseller oldu.
Yâr Mektupları - IV
Kerem Dağlı — Çar, 23/04/2008 - 19:20
Seni en güzel mısralarda arıyorum. Bütün şiirler, bütün şarkılar seni anlatıyor. Güzellikler senle daha başka güzel; Yâr kelimesi daha bir anlamlı sevgili…
Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar:-Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Âşıkıyım beni çağıran bu sesin.
Gözleri Sulusepken
Kerem Dağlı — Çar, 09/04/2008 - 19:16
Derman arardım derdime derdim bana derman imiş
Bürhân arardım aslıma aslım bana bürhân imiş
“Osman bir deli oğlan henüz on beşinde…” Osman bir kenarda dursun yürek parçalayan hikayeleriyle. Mehtap beri gelsin. Mehtap, bir masum ve mahzun kızcağız. O da henüz on beşinde. Mehtap, gözleri sulusepken, yüreği bir minik serçe üşüyen, titreyen; ama mağrur; ama yalçın bir sabır. Mehtap bakıyor, Mehtap’ın baktığı yerde ne nesne ne kimse… Mehtap bir uçurumdan, bir uçurumun kenarından varsa bir başka uçurumun kenarına bakıyor… Bakışları, yürekleri yalan Yemen türküsünün ezgisi. Susuşları bir matem, susuşları bir yangın…
Yâr Mektupları - III
Kerem Dağlı — Cts, 05/04/2008 - 21:15
Kendimi siyah beyaz bir filmde seyrettim. Sinema perdelerine sığmıyor, rolden role giriyordum. Baş kahramanlar ikimizdik. Dünyanın en güzel mekanlarında el ele, yürek yüreğe dolaşıyorduk. Milyonlarca metrelik filmler kullanılıyordu. Aşkımı yine de anlatamadı. Film koptu.
Yâr Mektupları - II
Kerem Dağlı — Cum, 21/03/2008 - 12:19
Sevgili,
Sesin, dünyanın en gizemli köşeleri. İçten konuşmaların, küçücük gülmelerin aklımda ne varsa, sana söylemeyi planladığım neler varsa alıp götürüyor.
Sevgili,
Sana hitapların en güzeli ile, en samimisi ile sesleniyorum.
Yâr Mektupları - I
Kerem Dağlı — Cum, 07/03/2008 - 12:26
Kandilin mübarek olsun sevgili.
Aklımdasın daim. Hasretinin bu kadar büyüyeceğini hiç hesap etmemiştim doğrusu. Hasretle yanan yüreğim, hasretlerle ıslanmaktadır. Derste çocuklara cümlenin ögelerini anlatırken bütün öznelere ismini vermişim. Yalnız öznelere değil, yüklem, nesne, tümleç ne varsa hepsini isminle değiştirmeliydim. Affet beni.
90'lı Yıllar ve İman Şartları
Kerem Dağlı — Paz, 02/03/2008 - 09:55
Bol hurufatlı ve yüksek perdeden terennüm edilen 1990'lı yıllar, kendine has özellikleriyle limandan ayrılalı çok oldu. Ve fakat izleri alabildiğine kaldı üzerimizde. Her gelenin yenilik (acaiblik ya da) getirmesi âdetten sayılır. Yeniye göre eski kötüdür. Kötülüğün ilmî ve fikrî çalışmalarla aşağılanması, eski liderlerin hâin ilân edilmesi alışıla gelen, sıradan hadiselerden sayılır. Yalnız bu 90'lı yıllar, yaşandığı sırada hilkat garibeleri ile çöreklendi toplumumuz üzerine. Eski birazcık unutuldu. Gelecek kaygısı zaten umurlarda değildi.
Ali Ömer Akbulut
Kerem Dağlı — Salı, 23/08/2005 - 23:00
Hangi sebep vesile oldu tam hatırlamıyorum. Zarifoğlu köşesinde rastladım ilk kez. El emeği, göz nuru dökmüştü Zarif Prens için. Tıpkı O'nun gibi Zarif yaşıyor, Zarif yazıyor, Zarif bakıyordu hayata. Sonra Dergibi'de, Zinhar'da... Sıkı adam olduğu her halinden belliydi, Ömer'di, Ali'ydi.
Gök Ekin'de şu satırlar dökülmüş kendisi için:
Kasım-1964 Aksaray doğumlu. İflah olmaz bir "yay" yani. Öğrenciler buna hiç inanmasa da Hatay-Dörtyol'da öğretmen olduğu söyleniyor.



Son yorumlar
8 sa. 20 dk. önce
13 sa. 59 dk. önce
14 sa. 21 dk. önce
14 sa. 42 dk. önce
16 sa. 21 dk. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 9 sa. önce