Güçer KAFA yazıları
Zemheride Serenat
Güçer KAFA — Pzt, 29/06/2009 - 13:25
Kıştayım… Kar ile nâr arasında… Aklıma batan kıymık, ruhumu kanatır olmuş… Ruh dediğim, turkuaz kanatlarını gökyüzünün en yakıcı katlarına sürterek uçan hayalgâhımdır. Dil teşne derler ya… Mızrabımın titrediği demlerde kelâma sürüklenen sel, âhımdır.
Kıştayım… Hıçkırıklarıma eşlik eden serçelerin meçhul bakışına maruz kaldığımı saklayarak. Kalemime hayat veren mürekkebin rengi olan siyahı, hâl divanında behemehal aklayarak! Şiir… Ayazda açmaya korkan bir çiçekmiş… Aman Ya Rabbi! Aklıyla arası hoş olmayan şairin dedikleri de gerçekmiş…
Kıştayım… Kabuğunu terk eden incilerin gerdana dizildiği yerde… Toprağın bağrında uyuklayan cevherin güneşle gözlerinin kamaştığı ân… Rüzgârın fısıltısından ürken yaprakların, soluk endişelerini gönül ardı ederken… Üşüyorum… Ellerim kan içinde… Tutun beni! Düşüyorum…
Bir Otuzuncu Yaş Hikayesi
Güçer KAFA — Per, 18/06/2009 - 12:02
Gece boyunca yağan karın ardından başını usulca kaldırmakta olan güneş, müjdecisi olduğu günün farklı olduğunun farkındaydı. Fark denilen olgu, farkın fark edilmeyecek kadar daraldığı bir bakış açısından, yaman tezatların keskinleştirdiği bir uçurumdan dipsizliğe bakmak kadar tarifsiz, ürkütücü, iç yakan ve baş döndüren bir tasavvurun gölgesiydi. O sabah, zaman, cam kırıklarıyla bezenmiş aynaların, ağıt yakan sesiydi. Ve hâl, maziden koparak âti denizinde şuursuz dalgalarla sürüklenen bir kalyonun gittikçe tenhalaşan güvertesiydi. Zamanın parmağına doladığı bir fani, bundan öte nasıl bir hüzne esir düşebilirdi ki? Hüzün… Hüzünlerin en asili… Yarım halde gezip dolaştığı alemi, her nefeste kulaç kulaç idrâk ederken, yarım derken, yarı olan bir ömür taşımak, ruhunun çelimsiz omuzlarında… İşte oradaydı… Tam ortadaydı… Bu, mânâ alfabesiyle hassas müsellesin tam ortasında… Yaşanmadan geçen bir çocukluğun ve ardı sıra dört nala geçen, geçerken de farkına varılamamış bir gençliğin, tutması ar, unutması ar… Her şeyiyle âşikâr yasındaydı…
Devr-i Firkatte Elif Miktarınca Sükût
Güçer KAFA — Per, 11/06/2009 - 11:53
Serfirâzım!
Gün geceye soyunuyor yine… Bugün dünden daha fena! Alyansımın ışıltısından feyz alıp tutuşan gözyaşımda, Fuzuli mezhebince sevmenin acıtan keyfi var. Âh benim dîl köşkümün yegâne sakini… Şu misket kadar küçülen dünyada yâr için ağlamanın tadı kâr! Haydar yiğitliğine imrenip efkâr süvarilerine doğru koşuyorum… Elimde gönül denen Zülfikâr!
Şiirin Avlusunda Hasretten Bir Gece
Güçer KAFA — Çar, 03/06/2009 - 10:13
Sesinin… Kokunun… Ve varlığının sindiği duvarlar üzerime geliyor. Bir nokta kadar küçülüyorum evimizin içinde… Var iken yoklara karışıyorum. Hasret var ya… O an buhar olup uçuyor can hanemde… Çektiğim hasret ile yarışıyorum. Gözyaşlarım içime akarken… Sen kokan mendil ile barışıyorum.
Şu vakte kadar yudumlamadığım bir his… Ruhumun en ücra köşelerini silip süpürürcesine istila ederken beni… Ben, ben değilim inan! Beni de yanına alıp gittiğini şimdi fark eyledim gülüm! Şu an bu satırları yazan parmaklar… Sana ait olan ‘ben’in bir karalamasından ibaret kesin… Sus… Kara geceler sahipsizliğimi bilmesin! Hayır! Hayır! Sahipsiz değilim… Sen varsın canânım! Başucumda oturmuş demir kırı saçlarımı okşuyorsun…
Uçmağa varan yiğitler adına!
Güçer KAFA — Cts, 18/04/2009 - 19:21
Kehkeşanlar tutuldu nârına… Ecel… Koyu bir şerbet olup inerken dudaklarına… Şahadet mırıldandı dil… Ey başı dönen zamanı parmağına dolamak hevesindeki nefsim bil! Yarın dünden daha eski günah çukuruna yuvarlanan için… Âkıbet bir uzun yoldur susmayı bilen kamışlara… Tevbe makamı yegâne kurtuluş affa susamışlara… Ve zaman… Yâr olur imiş ruhunu kirden budamışlara…
Salınarak gelen gecenin eteklerine tutunan depresif anlar… Söyletmeyin beni şimdi! Beni kim anlar? Tutku denen yağlı direğe çıkanların savurduğu yalanlar… Bir defa dahi çözülmez mi sanırsınız? Bakmayın ötelerden öteye kıvrılıp giden patikanın dumanlara erdiği yere! Kıskanırsınız…
Türk Aşk Müziği
Güçer KAFA — Per, 26/03/2009 - 16:45
Türk Sanat Müziği dinlemeyi sever misiniz? Yoksa zamandan kaynaklanan eğilimlerin dürtüsüyle, müzik olduğu ileri sürülen gürültülerden keyif mi peydahlarsınız? Hep merak etmişimdir! Acaba günlük tüketim malzemesi olarak piyasaya sürülen şarkıların kaç tanesi, dinleyenini başka alemlere götürmeye muktedir? Yanlış anlamayın… Elbette ki takdire şayan eserler ve yorumcuları kast etmiyorum burada… Ama artık klasik olduğu söylenen sanat müziğimizin, insanın gönlünde alevlendirdiği his demetini, zamanımızın müzik eğilimleri içermiyor çok defa… Şöyle bir sav ileri sürerek konuyu derinleştirmekte fayda var zannımca:
Aşkın idrakine vardıkça, Türk Sanat Müziğinin sihrini yaşamaya başlıyor insan… Bunu ısrarla vurguluyorum… Hatta daha da ileri giderek Türk Sanat Müziği demektense, Türk Aşk Müziği olarak adlandıralım… Olmaz mı?
Katreler Ayini
Güçer KAFA — Cts, 10/01/2009 - 09:08
Şairler… Hani şu ilham kısrağının yağız binicileri… Yelelerinden kıskıvrak yakaladıkları kafiyeleri, mürekkebin efsunuyla zamana nakşeden sevda serdengeçtileri… Toynaklarından kıvılcımlar çıkan atların dörtnala koştuğu… Hayır! Hayır! Uçtuğu demlerin çilekeş idrakçileri…
Şairler… Şiir ikliminde zamanı tütsüleyerek, bin hicrân ile sarmalayıp kâğıda emanet bırakan meçhul yolcular… Yol… O’ndan gelip O’na giderken… Dünya hanında bir nefesçik eylenen faniler… Fanilik! Sözün uçup yazının kaldığı yerde, edebilikte ebedileşmek… Şiir bakışların şair gözünde tutuşması… Alevler… Alevleri yağmur damlasından peydâ…
Niyet Hayr Akıbet Hayr
Güçer KAFA — Çar, 24/12/2008 - 19:36
Önce turnalar terk etti gökyüzünü… Sonra, Allah’a yalvarır gibi el açan çınarlar kara toprağı… Yanılgılara ket vuran geri dönüşlerin ıstırâbıydı bütün olanlar… Kelebek kadar kısa ömürlü tebessümlerin, pişmanlığını yaşadı mevsimler… Davalıydı her saniye… Ve, sanık sandalyesine oturmuştu yılgın saatler… Sahip olunmaya değer ne varsa çekip gitti, bu yalnızlık kervanının peşinden…
Sevdânın Başşehrine Mersiye
Güçer KAFA — Paz, 27/07/2008 - 06:05
Gece… İki hece… Renginde, bir siyah aydınlığın, mehtâb ile devşirilmiş âhı saklıdır… Neylesem de; neylerin sarmaladığı gece yarılarının bağrında, gamzede perdelerin ardından doğacak güneşin muştuladığı nâr sabahı saklıdır! Örtücülüğüne güvenen gecenin sesini dinlemek için, kaldırımlara kulak vermek icab eder. Vaktiyle mest olunarak atılmış adımların hatırasını saklayan kaldırımlara… Unutmadan selam vermek de lazım! Eyüp Sultan şadırvanına dalıp gitmiş bir bulutun, yâr semalarına sebil ettiği cân yıldırımlarına…
Ah Min-el Aşk
Güçer KAFA — Çar, 09/07/2008 - 08:45
Seni seviyorum…
Dağların, göklere duyduğu hayranlığa eş bir mavilikte; pınarların ağlayışından ilhâm almış bir kavalın yanık sesiyle… Kim ne bilsin ki; bende Mecnûn istidâdı var… Ve kim ne bilsin ki; sen Leylâ soylu bir peri, yangın yerine dönen gönlümün mahşerisin… Gözlerinde kıvılcımlaşan hislerimin, kelâma dar gelişinin ispatıdır bu iki kelime…
Seni seviyorum…



Son yorumlar
8 sa. 32 dk. önce
18 sa. 39 dk. önce
19 sa. 37 dk. önce
21 sa. 14 dk. önce
1 gün 1 sa. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 20 sa. önce
1 gün 20 sa. önce
1 gün 18 sa. önce
1 gün 21 sa. önce