muhsin kalender yazıları
Zenan'ın Ölümü
muhsin kalender — Salı, 01/12/2009 - 16:00
Penceresinin pervazına düşen şeytan tüylerini hışımla üfledi Zenan, hayatındaki fazlalıkları sadece İsrafil'in üfürüğüyle atabileceğini düşünerek. Kahvaltı yapmamış ve ilk kez ekmeğin kokusunu çekmek istememişti sinesine. Geceden mi kalmıştı yoksa geceyi sarhoş atlar gibi farkında olmaksızın hatim mi etmişti? Hatırlayamadı. Ve hatırlaması da bir şey kazandırmazdı. Zihnini kurcaladı ve varlık anahtarını ne kadar çevirdiyse de, açamadı bir türlü hafızasının kösnül kapısını. Sevindi bu hale. Makineleşmemişti hala ve unutmak denen o kutsal duygu terketmemişti varlığını. Ruhunu delik deşik eden depresif sancı böldü bu gururu. Etajerin üzerinden ilaçlarını alırken küçük bir kağıda iliştirilmiş notu okudu hışımla : "ağacı yık, çiçeklerle gel" . Neydi bu şimdi?
İsyanın Dili Yoktur
muhsin kalender — Per, 27/08/2009 - 09:00
"Sosyal uysallığın karşısına dikilen her hareket, hakiki bir isyandır" (Nurettin Topçu - İsyan Ahlakı)
Ön koşulsuz bir hayatın ortasına atılan insan, öz ve varlık dilemmasında travmalar yaşar. Ya özün kendisine kendinden önceki bir zaman diliminde verildiğine inanır ya da özünü varlığının farkına vardıktan sonra kendisinin oluşturduğu kanısına varır. Her iki durumda da, travma bırakmaz bireyin yakasını. Ferdi absürdlüklerin tümevarımla mayalanıp, toplumsal ruhsuzluğun hür bireyde oluşturduğu patolojik yansımalar, yadsınamaz yenilişidir insanoğlunun. Tarihler boyu, paradigmasını yitirmiş ve kimi zaman yitirmeye bile fırsat kalmayacak şekilde bulamamış toplumsal idea, bireyin tahtına oturtmak istemiştir garibelerini. Hermeneutiğini inşa edememiş yorumsama formu, insanlığın deforme olmasına ve insana vâki olanın reforme edilmesine sebep olmuştur.
Seni Uzaktan Sevdim
muhsin kalender — Cum, 03/07/2009 - 06:44
Ellerinde cüz taşıyan küçük bir çocukken daha, öğretmişti Yaradan bana aşkı.
O vakitler şehlâ gözlerinden yağardı ikindi yağmurları. Ben hep seni ıslanırdım kalabalık caddelerde. Çocuktum ve ürperirdim aşktan. Daha önlüğünü bile kendine yakıştıramayan ben, nasıl yakıştırırdım seni ömrüme. Okulun bahçesinde kuşlar cıvıldardı, ben hep onlardan dinlerdim sana dair şarkıları. Utanırdım, birbirine su içiren mesrûr güvercinlerden. Sen düşerdin aklıma, korkardım.
Hocam Elif derdi, ben seni okurdum cüzünden. Nûn derdi, düşerdi körpe gönlüm cennetler akan yüzünden. Seni şeddelerdim içimin kitabelerine, ne vakit aşk dese biri. Seninle cezimlerdim kirpiklerime düşen hayalini. Bir Lâmelif gibiydin içimde, çeksem bitecekti sanki aşkın elifbâsı. Düşecek gibi olurdum gözlerinden, korkardım.
Acımasız Olan Sinemadır : Salaam Cinema
muhsin kalender — Cts, 23/05/2009 - 12:08
''Sinema, filme alınmış tiyatrodur.''
Robert Bresson
İran Sineması'nın yetişmiş en büyük yönetmenlerinden olan Mohsen Makhmalbaf'ın sinematografisindeki en çarpıcı, en zor yapım olarak duruyor önümüzde Salaam Cinema. Andrei Tarkovsky'den sonra pek göremediğimiz insan psikolojisinin sanat karşısındaki reflekslerini tahlil etme, Salaam Cinema ile doruklara çıkıyor. Filmin herşeyi bir yana, konusu ve yüzlerce amatör oyuncuyla çekim yapabilme zorluğuna katlanma arzusu bile, Makhmalbaf'ın sinema için neler yapabileceğinin daha doğrusu nice meşakkat ve fedakarlıklara katlanabileceğinin kanıtı. Zaten Makhmalbaf ailesinin tüm bireylerinin saygın yönetmen oluşunun, Makhmalbaf'ın sinemaya hangi payeyi verdiğinin apaçık göstergesidir.
Sessiz Sinemanın Gülen Çığlığı : Safety Last
muhsin kalender — Paz, 15/03/2009 - 11:19
''Parmağımı kestiğimde bu bir trajedidir.
Açık bir lağım çukuruna düşüp öldüğümde bu bir komedidir.''
Mel Brooks
1923 yılında Fred C. Newmeyer ve Sam Taylor tarafından yönetilip, dönemin ünlü komedi ustası Harold Lloyd'un muhteşem performansıyla sentezlenen Safety Last, sinema tarihinin en iyi komedi filmi olma sıfatını kesinlikle hakediyor. Sürükleyici senaryosu, sessiz sinemanın sınırlarını sonuna kadar zorlayan espri anlayışı, o dönemlerde kullanılması pek akla yatkın gelmeyen çekim teknikleri, sinemaseverlerin yıllarca unutamadığı saat kulesi sahnesi ve üzerinden seneler geçmesine rağmen koruduğu canlılığıyla, sinemanın yüzakı filmlerinden biri Safety Last.
Parantez
muhsin kalender — Salı, 04/11/2008 - 13:51
Sesinle yıldızları sulardı
Ellerinden su içegelen
Susuz çocukları şehrin
Bense yağmura ve küle
Batırılmış hüzzam şarkıya
Kafirce bir ihanet sunup
Her akşam ayağımda
İkircikli bir yürüyüşle
Sana gelmenin hesabını
Yaparken su kuşlarıyla
Bir güvercin düşeyazdı
Mütereddit ve sencileyin
Çırpınan uzaklarda
Yalnızların Hikayesi -I-
muhsin kalender — Pzt, 27/10/2008 - 13:42
Kente yalnızlık yağıyordu. O ise sıcak evinde ayazda bırakılmış yüreğiyle üşüyordu alabildiğine. Sessizce odasına doğru yürüyüp aynaya baktı. Yüzünde birikmiş düş kırıntılarını sildi eliyle. Ve rüyalarına astığı paltosunu sırtına geçirip kentin kalabalık sokaklarına vurdu kendini. Yolda gördüğü mendilci çocuktan tüm kentin yaşlarını silmeye yetecek kadar mendil satın aldı. Sonra adımlarını hızla karanlığa doğru savurup şehrin ışıltılı caddelerinden uzaklaştı. İçine ayışığı karışmış bir su birikintisine rastladı daha sonra. Tabanı delik ayakkabılarının yardımıyla çoraplarını ıslattı. Ve ordan suya vurmuş visalini seyredip ayrıldı.
Yusuf'un Gömleğinde Üç Kan Lekesi
muhsin kalender — Pzt, 20/10/2008 - 19:21
-I-
Gece gibi iniyor gözlerime yalnızlık. Yağmur seslerinin buğusuna emanet edilmiş çocukluk şarkıları kadar uzak ve mağrurum.
Önce şehre ağlıyorum sonra sana. Yusuf'un gömleği kadar hanif, Züleyha'nın gözleri kadar naif bir kent kuruyorum sana.
Ey kan kızılı gözlerinde aşk manzumeleri nesreden sevgili. Tıpkı Yusuf'un hikayesindeki gibi;
senin güzelliğini gören her şehir, letâfetinden sarhoş olup kendi bıçaklarıyla kendi parmaklarını doğrasın istiyorum.
Aşk Sadece Sende Mecnun Eyledi Beni
muhsin kalender — Pzt, 13/10/2008 - 15:02
Aşka adanan mevsimleri kalbinde sûr eyleyen zemheri bir çığlıktı senin adın.
Yağmurlar taşırdın gök mavisi umutların terkettiği şehirlere. Her şehir adına adanan bir destanın ayak sesiydi. Geceleri bu yüzden sen kokardı her şehir. Ve ben tüm şehirlere inat şehirsizliği seçtim seni sevmenin şehrinde.
Ey menekşe kurusu hayallerini suya vuran aksinde yitiren sevdam!
Ey aşk iklimini kalbindeki hüzün mevsimine kurban eyleyen kavgam!
Gökyüzü bilmişken ben seni. Toprağa düşen ne kadar yağmur tanesi varsa hepsini sana râm eylemenin niyazıdır bu ağıt.
Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı
muhsin kalender — Per, 02/10/2008 - 08:00
Bir zincir kırılsın diyeydi
Tüm öldüğümüz
/kan/
Peçesini toplardı bir kadın
1980 çıkışlı bir sonbahar
Kesif bir mermi kokusu
Zannederdik devriliyoruz



Son yorumlar
1 sa. 32 dk. önce
5 sa. 34 dk. önce
15 sa. 57 dk. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 3 sa. önce
1 gün 4 sa. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 9 sa. önce
2 gün 3 sa. önce
2 gün 3 sa. önce