Tefekkür
Var Olma Kuramı Olarak Çatışma
Muhammet Esiroğlu — Paz, 07/02/2010 - 08:22
Batı toplumunun medeniyet nüveleri Yunan düşüncesinden ve Roma İmparatorluğunun sosyal yapısından oluşmaktadır. Her iki devletin uygarlık birikimleri “öteki” üzerine kurulu bir sosyal yapılanmayı gerektirir. Demokrasinin beşiği ve ilk uygulayıcısı olarak kabul ettikleri Yunan devletinde tebaa, efendi ve köle ayrımına tabi tutulmuştur. Aynı şekilde Roma İmparatorluğunda da asil Romalılar, Latin halk ve köleler diye bir tasnif söz konusudur. Mütekebbir bir uygarlık anlayışının günümüze sunduğu “ötekiler” ise düşmandır.
Köle Karakterli İnsanlar
ismail okutan — Cum, 05/02/2010 - 09:02
Köle karakterli insanlar kimlerdir? Cahiliye döneminde veya Romalılar döneminde yaşamadığımıza göre kölelik konusunu da nereden çıkardınız diye sorabilirsiniz. Öyle ya, çağlar öncesinin kölelik ve efendilik esaslı yönetim anlayışları şekil olarak günümüzde yaşamadığına göre nereden çıktı bu köle konusu diye bana kızabilirsiniz de. İnsan köle olarak doğmadığına göre bu bahsettiğiniz başka bir şey olmalı diye düşünebilirsiniz. Hayır, bahsettiğim şey başka bir şey değil. Tam da köle olmaktan bahsediyorum.
Varolmak: Cebr ve İşrâk
lütfi bergen — Pzt, 01/02/2010 - 07:46
İçimdeki ruh, yakılmış-tutuşturulmuş bir kandildir. Nûrdur. Bana takdir edilmiş “son”a kadar kandilin alevi titreyecek. Zulmette yanan işrak!Onu söndüremem.O bana ait ya da benim olan değil. Ben. Benliğim de çamurun ateşe tutulmasıyla var edilmişti .
Maddeyi ne değin yakarsan anca akkor edebilirsin.İçimdeki nur ise yanmayan bir şey,aydınlık. ”Su içmeliyim“dediğimde “yaşıyorum” demek isterim; ”niyet ettim Hakk rıza çün salaha” dediğimde, varlığa yürüyorum, varoluyorum, demişimdir. Yaşamak; ateşin toprakla, suyun toprakla,havanın toprakla düğünü. Varolmak ise bir değer haline gelmektir. Benliğim dünyada olmak halindedir,oysa varlığım dünya-zaman-mekanı aşmakla ilgilidir.Rabb,”cismi(mi) metafiziğin temel verisi (kıldı).Bir vücûda bağlanmış gözüken bir varlığın durumu Cogito’ya zıt olarak,kendine şeffaf olmayan verilmiş(tir)” (C.Muşta,Gabriel Marcel’in Varoluşçuluğu,Kültür Bak.1988:68).Bu nedenle vücûdumla bağımı bir mülkiyet tarzı gibi hissetmem doğru değildir.Her şey Rabb’e kuldur; vücûdum,hatta içime konan nur.Yalnızca “ben” benlik iddiasında bulunabilir. Hür olmak , bir bakıma “benlik” iddiasında bulunmak demektir.Ne var ki bu iddia,ins soyunun başına beladır.
- lütfi bergen yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- tamamı
Kayıp Ayna - Züleyha -
Cengizhan Konuş — Per, 28/01/2010 - 07:19
Bir fotoğrafın sayıklattıkları...
Loş bir oda... Odanın ortasında kayıplığım. İçime, dışıma, odanın kaptığım köşelerine sinmişliğim... Karanlık ıslak. Kirpiklerim kuru. Karşımda bir ayna. İçi gösterdiklerinden beter bir ayna. Sureti kırılmasa da içi kırgın. Henüz kuşlar tünememiş pencerenin kenarına. Duvarlarda asaleti terke terk edilmiş yağlı boya resimleri. Yağmur mu? Henüz gelmedi. Gelmeyecek mi? Bilmiyorum; ıslaklığı sokaklarda gerçi. Abdestim bozuldu düşümü kanatırken. Acınacak hâlime gülen şeytanın kuklasıdır. Bir ayet sancısı geçiyor aynanın içinden, içimden, kırılan her yerimden, masalın duldasından, şükrümden, dünyayı arındıran şey olan yağmurun sesinden: ''Febi eyyi ala i rabbikuma tukezziban''.*
Balçığın Taarruzu ya da İnsanın Ölümü
lütfi bergen — Salı, 19/01/2010 - 14:10
Bu dünya “kendisine egemen olan hiçbir şeye dirsek çevirmez” (Gabriel Marcel, Varlığın Esrarı).Ama egemeni insanlığından uzaklaştırır,onu alçaltır ve kendisinin bir uzamı- vüsatı kılar.Dünya,her mânâsıyla bir güç –nefis saldırısıdır.Kendisine dokunan her mahlûku içine çeken devâsa bataklık.Sürekli yükselen ve kabaran çamur denizi. Nefis ve enaniyet zeminidir bu dünya ve insan dahi çamurdan bedeniyle bu nefs talebinin, güç isteğinin ta kendisidir. Kozmik mânâda bakıldığında seyyare-i balçıktır.Bir fırının nazarına konmuştur ki hararet çamuru kurutsun,şekil alsın.Yine de şekiller burada daim kalmaz,engin su galebe çalar; kum ve toprak ıslanır,harc gevşer,balçık asliyet zuhûr eder.
Eliflenmek
Tahir Çiğdem — Paz, 27/12/2009 - 10:22
Ekdikleri dâne-i şirâre
Biçdikleri kalb-i pâre pâre
Ektikleri kıvılcım taneleri, biçtikleri paramparça kalp idi;
buyurmuş Şeyh Galip Hz.’ri.
Dil yani sözlerin şadırvanı, insanların başına giydirilen güneş ve ona bağışlanan beyan huzmeleri. Kişi hak sözle vücuda gelse mahiyetinin sırrı karşısında dize gelme şerefini bulabilse ölümsüzlük ülkesine bir şehir sayılabilir.
Evrensel Bir Özgürlük; Din Eğitimi
ismail okutan — Paz, 13/12/2009 - 09:57
İnsan hakları, tüm insanların hak, izzet ve onur açısından doğuştan eşit ve özgür olmaları demektir. İnsan hakları, herkese bağımsız tercih yapma ve istediği gibi yaşama, yaşamını geliştirme özgürlüğü sağlar. Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak ve başkalarının haklarını çiğnememek demektir. Bu açıdan, herkes sahip olduğu haklarla beraber ayrıca bir de sorumluluk sahibi olmalıdır. Bütün insanlar özgürlük, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğduklarına göre herkes birbirine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmek durumundadır.
- ismail okutan yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- tamamı
Aşka "Kün" Dense...
Zehra Betül Bıyık — Per, 03/12/2009 - 14:59
Bir ikindi vakti dayandım kapına…
Yağmur yağmıyordu. "Kalbimi dinin üzere sabit kıl" yakarışlarıyla dua ediyordu bir derviş ufukta. Ve bir avuç toprak ruhuyla Rabbine sığınıyordu kovulmuş olan şeytanın şerrinden.. Ney yanık yanık inliyordu durmadan hasreti için yandığı Leyla'sına. Neyzenin üfürdüğü kamıştan çıkan sızı olmalıydım ben. Neyyireyn beni gözlemeliydi her daim semada. Gün doğuşunda, gurubda, yakamozda süzülen şebnem ben olmalıydım..
Bir ikindi vakti dayandım kapına...
Bir Niğde Akşamında D. Mehmet Doğan ile "Şehir, Kültür ve Medeniyet" Üzerine
Murat Soyak — Çar, 18/11/2009 - 15:51
Niğde Belediyesinin organize ettiği “Şehir Konferansları”nın ilki 14 Kasım 2009 tarihinde, Niğde Kültür Merkezinde gerçekleşti. Türkiye Yazarlar Birliğinin kurucu üyesi ve onursal başkanı D. Mehmet DOĞAN “Şehir, Kültür ve Medeniyet” konulu konferansına konu ile ilgili kelimelerin ve kavramların kök anlamları, karşılıkları, çağrışımları hakkında bilgiler vererek başladı. Şehir, kent, Medine, medeniyet kelimelerine dair ufuk açıcı bir girizgâh ile başlaması etkili oldu. “Kent” kelimesinin ilk anlamının “köy” olduğunu bildirdi. Azerbaycan Türkçesinden verdiği misaller ve atalar sözü hükmündeki “Kent yorganı mitil olmaz” ifadesi konuya daha bir açıklık getirdi. Bir dönem TDK tarafından “şehir” kelimesinin karşılığı olarak sunulan “kent” kelimesinin kullanımdaki yanlışlığı böylelikle vurgulandı.
Yürüyüş Kararı İdeoloji
Bilal Atış — Salı, 03/11/2009 - 15:34
Askeriyede sıradan bir eylemdir yürüyüş kararı saymak. Her gün aynı saatte aynı yerde içtima olunur ve başta bir rütbeli avazı çıktığı kadar bağırır; "YÜRÜYÜŞ KARARI SAYILACAK!" "SAY!!!" bildik hamasi cümleler dört adıma uydurularak, belki de adımlar bu hamasi cümlelere uydurularak, bağırılır. Ova inler vadi inler ve baştaki rütbeli adeta mest olur. Maazallah yakında bir de üst rütbeden bir zatı muhterem varsa bölük adeta yırtar kendini.
Sıradan bir eğitim günü, yine uygun adım yürüyor ve bağırıyoruz; "HER TÜRK ASKER DOGAR" tekrarların sonu yok. Hemen arkamdaki Mardinli arkadaşın ince telden sesi geliyor kulaklara, "ulan, Kürtler ne doğuyor?" gülesin gelir gülemezsin. Bu söz çarpık sistemin bir yarasıdır.



Son yorumlar
4 sa. 37 dk. önce
5 sa. 8 dk. önce
22 sa. 47 dk. önce
22 sa. 45 dk. önce
20 sa. 48 dk. önce
1 gün 15 dk. önce
1 gün 11 sa. önce
1 gün 21 sa. önce
2 gün 2 sa. önce
2 gün 4 sa. önce