Hakikat Hikayet
Yağmur
Hilal Acar — Çar, 19/11/2008 - 16:01
Yağmur yağ inceden….
İçimde solmaya yüz tutmuş
Ümit kırıntılarının üzerine
Yağmur yağ inceden…
Her damlan hayat olsun
Ümit olsun
Yeniden….
Odanın penceresine vuran damlaların sesi ile uyandı. Üzerindeki ince yorganı sıyırıp yataktan kalktı. El yordamıyla perdeyi kenara sıyırdı. Cama vuran damlaların sesini duyuyor ama zifiri karanlık nedeni ile göremiyordu. Saatine baktı. Namaz vakti çoktan girmişti. Abdest alıp namazını kılana kadar ortalık ağarmaya başlardı.
Mesel Var Mesel İçinde
Kâni Çınar — Cum, 14/11/2008 - 11:32
Rabbim verdi mi böyle verir işte. Dallar kırılır, yer gök meyveye durur; bör – böcek yer, uçan – kaçan yer, insanlar yer; yeriz de bitiremeyiz Rabbimizin nimetlerini. Bitiremeyiz ve bu sefer başlar serzenişler, işin gücün arasında üf – püf sesleri…
“Baba” deyip mevzûya giriş yaptı bizim bir numara. “Her hafta sonu kayısı mı toplayacağız?”
Niyetini biliyorum keratanın ama çaktırmıyorum. Hele döksün bakalım eteklerindekini:
“Oğlum cinsleri ayrı ayrı bu kayısıların. Bak şu şekerpare, erken olur, dalında iken yenir; Portakal kayısı daha kekremsi olur bu da durmayı pek sevmez. Şu ufak olan yerli kayısılar ise hoşaflık, kurutmalıktır, hiç biri yerini tutamaz bunun. Olgunlaşanları toplayacaksın ki dökülüp araya gitmesin. Yazıktır.”
Kendi Hâlinde, Kendince
Kâni Çınar — Paz, 02/11/2008 - 07:44
Kendi merkezinde bir adam.
Dünyaya yayılmış kuru yapraklardan, savrulmalardan, iç çekişlerden alabildiğine uzak ve alabildiğine kendi...
Durmadan efsaneler yazıyor, dibâceler, derkenarlar... Kâh Efrâsiyâb'dan bahsediyor kâh Timur'un ordusundan... Bir şairin tükenmek bilmeyen sevda desenli şiirleri ile ardı arkası kesilmeyen savaşların sırma saçlı, kara gözlü, ince belli güzellerinden bahsediyor tarihin koynunda. Yazdıklarının kenarına, yazdıklarıyla alakasız olmak kaydıyla güneşin etrafında dönen dünyayı, ayı, yıldızları; bir avcının ellerinin taş olmasına sebep kekliğin bedduasını ve yaradanına şükür edişini veya Fuzûlî'nin Su Kasidesi'nden taşan suyun serinliğini çiziktiriyor, suyun yüreği ile birlikte.
Köroğlu, Gözlerin Kör Olsun!
Halid Aslan — Per, 23/10/2008 - 18:34
Hele nasıl soğuktu bir bilsen! Azıcık dışarıda kaldın mı ellerin ayakların uyuşmaya başlıyordu. Yolumuz, on günden beri kâh açılıyor kâh kapanıyordu. Bir bakıyordun kar yağmış, kapatmış; bir bakıyordun rüzgar, kıyıdaki köşedeki karları tipileyerek getirip yolun orta yerine serpmiş gene kapanmış. Bıldır da aynı vakitler böyle soğuk, böyle kış olmuştu. Eee, boşuna dememişler adına, sanına karakış diye, zemheri diye. Biz toprağın adamıyız oğul. Kar, rahmet demektir bizim için. Yağmadı mı kaygı basar. Toprakta ekin var, kar üzerini bir yorgan gibi örtecek ki büyüsün, kendini bulsun. Ekin olmazsa ne ideriz, bu karın, bu kadar horanta nasıl doyar, hele bir düşünsene!
Patikler
Bilal Atış — Per, 19/06/2008 - 09:43
Onunla ilk defa nerede rast geldiğimi tam çıkaramıyorum. Ama sıkı bir çatışma zamanıydı. Uzun boylu, sarışın, yakışıklı bir asteğmendi. Miğferinden taşıp alnına dökülen saçlar onu daha da geçleştiriyordu. Fakat hepimizin dikkatini toplayan en seçkin özelliği palaskasında sallanan yünden yapılmış iki minik patikti. Biri mavi biri pembe bebek patikleri. Bunları her operasyonda yanına almayı ihmal etmiyordu.
Bugün yeni bir gündür cancağızım
İbrahim Talha — Per, 17/04/2008 - 12:26
Tarlaya gittim bugün. Buğday ekili. Sadece buğdayları seyretmekti muradım. Boğazı seyrediyor gibi oturdum, uzun uzun seyrettim tarlayı. Başları tevazû ile eğili başaklar, rüzgarla eğilip doğrulan başaklar… Bir cigara tellendirdim. Başımın üzerinden “acelesi varmış da çabucak oraya ulaşmak istiyormuş” seriliğinde güvercin kafilesi geçti. Kayaların üzerinden ilgisiz bir bakış fırlattı kartal. Kartal, bismillah diyerek açtı kanatlarını.
Günün ilk ışıklarıydı daha.
Kıvrılan ve Savrulan Yollar
M.Nuri Bingöl — Çar, 16/04/2008 - 17:41
SALİH DAYI’LARA KIVRILAN SOKAK başını ferahlayarak görünce, düşünen zihninin bir tiyatro perdesi gibi nazla değil, aniden patlayan havai fişek şiddetiyle açılıverdiğini farketmekten memnundu. Yine de çene kemikleri birbirine kenetlenmişti; bu sadece soğuktan veya heyecandan değildi. Olup biten bir yığın macera ve kurulan kumpaslar karşısında, elinde sadece bir “iyi niyet” silahının kaldığını kavramasındandı biraz da... Derince soluklanması ile eseflenmesi de , belki aynı sebebe dayanıyordu; gökteki pırlanta sağanağının , dolunay aydınlığıyla kapanıvermesi, işi cabasıydı.
- M.Nuri Bingöl yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- tamamı
Günceden Pazartesi 1593. Sayfa
cihad meriç — Salı, 01/04/2008 - 06:37
Merhaba Yaşama;
İnsan bazen bir kuş sesi ile girer cümleye, bazen de bir çiçek kokusu... Ve her zaman araya girer kara bir büyü, kelime yada hayatla insanın arasına. Karanlıktır bizi O’ndan koparan, yeryüzünden kurtulabilseydik görmez miydik ışığı? Düşüncelerimiz doğaya yakın olsa, hakikate yol alsa karanlık basabilir miydi yüreğimizi?
Bir akşam acil servisi…
Mustafa Cilasun — Paz, 23/03/2008 - 11:54
Artık gün yavaşça çekiliyordu.
Nezaketin, ahengin zenginliğini anımsatarak sanki el sallıyordu, görüşmek üzere dercesine çekip gidiyordu.
Güneş onca haşmetine rağmen, tevazuunun tüm ritüellerini sunarak adeta bir ders veriyordu seyredenlere.
Oysa her kez bir telaş içindeydi. Yaşadığı hayatın bir daha ele geçmeyeceğini bilerek bir yarış içindeydiler.
Çocuklar oyunlarının heyecan çeperlerini son derece zorlayarak, merakın deşifrelerini aralıyorlardı kendilerince.
- Mustafa Cilasun yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- tamamı
Çayı Koyu Demleyin Şeyhim Çayı Çok Sever
Kâni Çınar — Çar, 19/03/2008 - 13:25
- hasan erkan’a muhabbetlerimle…
Efendi Hazretleri
Yağmura bakıp “rahmet” dedi Efendi Hazretleri. “Elhamdülillah.”
İhvan, gözleri huzur, “elhamdülillah” dedi.
Efendi Hazretleri hasta yatağında yatan müridine eğildi, hal hatır sordu. Müridin kalbi duracaktı. Ne hastalık kaldı bedeninde ne sayrılık. Efendisi gelmiş, ziyaret ediyordu. Mutluluktan uçuyordu. Kimden duymuştu acaba? Sonra mahcup oldu düşüncesinden. Efendi Hazretleriydi. Bilirdi. Kalbi tekrar duracak gibi oldu. Efendisinin mübarek elleri alnında idi. Gök yerde idi. Her yer derya deniz idi. Yağmur duasına eşlik ediyordu efendisinin. Cama vuran her damla “amin” diyordu. Mürid, Allah’a nasıl hamd edeceğini bilemiyordu. Allah diyordu da başka kelam çıkmıyordu hızla inip kalkan sadrından. Allah, Allah, Allah…




Son yorumlar
5 sa. 46 dk. önce
6 sa. 14 dk. önce
6 sa. 25 dk. önce
6 sa. 32 dk. önce
6 sa. 36 dk. önce
8 sa. 54 dk. önce
21 sa. 17 dk. önce
1 gün 10 sa. önce
1 gün 10 sa. önce
1 gün 11 sa. önce