Peyami Safa’yı Yeniden Okumak Gerektiği Üzerine…I
Osman Nuri Öz — Paz, 16/03/2008 - 19:26
Birkaç yıl önce Sultanahmet fuarında kitaplarla ruhumu yoğururken birden anonstan Mehmet Niyazî Bey’in Ötüken yayınları standında okurlarıyla buluşup, görüşüp, halleştiğini duydum. Ben de âcizâne yani ki bahtıma nasip olduğu kadarıyla bir Mehmet Niyazi okuruydum. Hemen rotamı değiştirdim. Öyle ya deniz feneri fuardayken yanından geçip ışığıyla yolumu bulmak istemem en tabiî hakkımdı.
Fakülte yıllarına yeni başlamamın heyecanı olsa gerek kitap, kütüphane, yazar, şiir, şair, edebiyat gibi kelimeleri duymak bile ruhumu coşturuyordu. Niçin? Çünkü kendimi bu yola yazmıştım -en azından böyle hissediyordum- .
Mehmet Niyazi Bey’e tevcihen şu soruyu sordum; “Hocam roman okumak istiyorum. Kimi tavsiye edersiniz?”
O meselenin ciddiyetinin verdiği tatlı bir eda ile ufkuma bakarak gülümsedi. Ve dilinden şu kelimeler dökülüverdi; “Peyami, Peyami Safa’yı oku” dedi. Şöyle devam etti; Onda her şeyi bulacaksın…
Tabii mevzular mevzilere göre değişir. Başka kimleri okumamı tavsiye edersiniz dediğimde döne döne Peyami’yi okumamı salık verdi.
O gece ben de komutanından emir almış bir nefer gibi Peyami Safa’nın romanlarını hemen oracıkta alıverdim. Okumaya başladım. Bu yazıda ise “Bir Akşamdı” adlı roman üzerine birkaç kelam etmek istiyorum.
Adı geçen romanı ilk kez okuduğumda klasik bir aşk, ihtiras, entrika romanı zannettim. Gerçekten de öyle idi. Peyami Safa’nın diğer romanları gibiydi. Mehmet Niyazi Bey’in “döne döne oku” tenbihi hala kulaklarımda çınlıyordu. Aradan zaman geçti. Tarih, edebiyat, kültür, batı vs. üzerine olan müktesebâtımız bir damla iken birkaç damla oldu ilim ve irfan deryasında… Bir şey daha öğrenmiştim hayattan o da şu idi; hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Her şey en geniş manasıyla bir dolunaya benzer. Yani parlayan bir taraflarının rağmına karanlık, kapkaranlık yanları da vardır. Öyle ise bir metin, bir düşünce de sadece kendisi değildir veya sadece kendisi olarak kalamaz.. Metnin veya düşünenin derûnuna nufûz ettiğimiz zaman anlam sorunumuz da ortadan kalkar. Bu bilinçle veya bu mevziden bir daha okudum adını zikrettiğim romanı. Peki niçin böyle bir mevziyi seçtim? Siyâsî, fikrî, edebî hangi alanda yazılmış olursa olsun veya konusu ne olursa olsun romanlar, ana caddelerin ihtişamını göz önüne getirdikleri için değer kazanmazlar. Bilakis romanları değerli kılan can alıcı nokta onların ayrıntıları çeşitli kisveler altında sunmalarıdır.
Malum, Peyami Safa yıkılış devrinin isyan ahlakına sahip ayaktaki simalarından biridir. Onun ayrı bir hususiyeti de batı karşısında Osmanlı’nın mirasının son halini okumaya çalışmasıdır. Esasen o salt bir romancıdan ziyade felsefe-siyaset-eğitim üçgenini en iyi kuran bir zâttır. Peyami’nin romanlarını bu merceklerle okumak müdakkik insanlar için ayrı bir ufuk kaynağıdır.
“Bir Akşamdı” adlı roman bana göre Osmanlı-Batı-Rusya ilişkilerini resmeden ve bu medeniyetleri her yönüyle tanıtan bir şâheserdir.
Romanımızın kahramanı (!) Meliha adındaki çaresiz, kararsız, geleceği göremeyen, kendi içinde bir çok rûhî problemi olan, aklı ve kalbi başka başka şeyleri fısıldayan yani kim nereden çekerse oraya kanat açmak isteyen bir karakterdir. Meliha’nın ne pusulası ne de haritası vardır. Ona göre sergüzeştin ne pusulası ne de haritası olmalıdır. Çünkü o bu düşünceye inandırılmıştır…XVII. Yüzyılın sonlarından II. Abdülhamit devrine kadar olan süreyi ne kadar da hoş temsil ediyor müşarunileyh hanımefendi. Meliha romanda biraz kendini toparlıyor veya istikrarlı bir yola girmek için kendine söz veriyor fakat nafile. Çünkü irade-iradesizlik savaşında mağlup olmuş bir kere. Tıpkı Abülhamid-i Sani’nin bu savaşı kazanmak için gösterdiği iradeyi hatırlatan yıllara ayna tutmak ister gibi.
Romanımız bir akşam vakti başlıyor. Yani güneşin gurubuyla, sözün bir adım daha ötesinde insanın saltanat güneşinin batışıyla diyesi geliyor.
- Osman Nuri Öz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Bir Akşamdı
Kerem Ağahanlı — Cts, 28/06/2008 - 19:02Genel hatlarıyla roman şu şekilde:
Meliha İzmit’te yaşayan genç,güzel bir kızdır.Yaşantısında hasta bir baba, evde yalnız kendisiyle ilgilenen bir annesi vardır. Meliha günlerini evinin bahçesinde çiçeklere bakım yaparak , kitap okuyarak geçirir.Yaklaşık yirmi yaşına kadar evde aynı işleri yapması, babasının sahip olduğu hastalık (öksürük), annesiyle yaptığı gereksiz tartışmalar, akşamları izlediği hep aynı İzmit körfezi manzarası onun canını sıkıyordu. Bir gün evine uzun boylu , yakışıklı, genç bir zabit gelir.Bu zabitin adı Kamil’dir. Kamil Balkan harbinde çarpışmış başarılı bir subaydır. O ailenin uzaktan akrabası olmaktadır. Kamil Meliha evde bulunduğu sürece birbirlerine aşık olurlar. Kamil İstanbul’a evine giderken yanında Melihayı da götürür. Meliha ile Kamil birlikte yaşarlar; fakat Kamil Meliha’ya nikah kıymaz. Bir nevi Meliha’yı bir metres gibi kullanır. Kamil yaşantısını Roma imp.’na ait kitaplarla ilgilenerek , kendine yol gösterici olarak örnek alır. Bir gün Paris’ten Madam Bert adında biri gelir. Bayan, zengin bir Fransız manufaturacının kızıdır. Kamil ile Balkan Savaşları esnasında tanışmıştır ve ondan bir çocuk edinmiştir. Savaş sırasında Bertle Kamil ayrılır. Bert Fransa’ya Kamil ise İstanbul’a döner. Aradan altı yıl geçer. Bert’in oğlu babasınla yani Kamil’le görüşmek ister. Bert eve geldiğinde Meliha ile karşılaşır. Meliha çok büyük şoka uğrar. Kamil ile bozuşur ve Onun ne kadar hayırsız biri olduğuna kanaat getirir. Meliha Kamil’in bu büyük darbesine karşın başka erkeklere ilgi duyar.Ferdi diye bir adam ile tanışır. Ferdi Kamil’in arkadaşıdır. Ferdi Melihayı bir süre sonra terk eder.Bu sırada Kamil Bert’le beraberdir. Bert bir süre sonra Fransa’ya döner.Kamil kurtuluş mücadelesi için İnönü savaşlarında yer alır.Meliha Ferdi’ den de darbe yeyince erkeklere karşı kin güder.Kamil savaş esnasında Melihaya mektuplar yazar.Meliha’yı gerçekten çok sevdiğini söyler.Meliha O’na aldırış etmez.Kamil şehit düşer.Meliha Kamil’e hiçbir acıma duygusu hissetmez.
Peyami Safa'nın en güzel romanlarından birisi bence de...