Yaş Kemale Eriyor
Halid Aslan — Paz, 23/03/2008 - 07:27
Fazla yazamıyor artık. Bir sigara dumanı gibi gelip gidiyor düşünceler. Sımsıkı yapışıyor aslında mısralar birbiri ardınca yüreğin bamteline. Dokunamıyorum. Dokunsam incinecek korkusu sarıyor bakışlarımı. Göçmen kuşlar neden yüksek uçar, neden ses vermez ansızın gelen ölüm? Mezar taşları daha kaç baharı büyütür yosun tutan yüzlerine? Bilmiyorum.
Bilmiyorum ve bende bu bilgi pek derin yaralar açarak büyüyor. Tez oluveren akşamların hülyasından kopan soğuk rüzgar, iki elimle yüreğime bastırdığım mahremiyet ve hatıra namlı ne varsa ayan beyan ediyor. Rüzgar en açık arazilerde yakalıyor beni. Daima…
Bilmeden incittiğim kuşların hesabını veremiyorum kar ayazında. Kömürden tunçlaşan sobalar, kor bir şair yüreği kadar olsun ısıtmıyor içimi.
Niçin?
Yaş kemale eriyor artık.
Artık ne yolu beklenen bir sevgili ne vefalı bir yar… Vefa tacirleri tarafından zapt ü rapt altına alınan malihulyalar. Oysa ne kadar da sıcaktı bir beyaz kağıdın gözyaşlarına tebdil olunan satırlarından, “uzaktan sevmek bizim işimizdir bayan” yutkunuşları.
Çocuklar birden büyüyor. Sıkıntılar da. Şiir gibi büyüyor çocuklar yaşamaktan öte baharlaşmayan anılarımda. Geceler daha soğuk, eyyam-ı buhur daha yanık. Kelimeler kifayetsiz ve yerini artık derin ve uzak mekanlara saplanan bakışlar alıyor. Türküler yine unutulan bir “an”ı çarpıyor suratıma.
Yazmasam da olur diyorum her sabah. Her sabah bir yaprak düşüyor bozkırda, bir güvercin can veriyor şahinin pençeleri arasında. Yazmasam olur diyorum tembel ve ukala sağ yanıma uzanırken, taşlara saplanıyor böğrüm. Dirlik yok ve fakat takat istiyor harap olmuş bir mazi. Dizlerde derman istiyor belime kapar saplandığım kar yüzü kışın.
Yazmasam olur diyorum, bir mektup zarfından bahar tarihli çiçekler dökülüyor. Umarsızca basıp geçiyorum suskun kelimelerle. En zayıf yerimden yakalıyor ansızın bir sokakta karşıma çıkıp ellerime yapışan mazi; gözyaşlarına boğuluyorum.
Sonrası hiç olmadı gözyaşlarının. Aslına hiç gören de olmadı göz yaşlarımı. İçimde biriken bir matem, içimde kanayan bir mağlubiyet. Adını koyamadığım bir recm.
Yaş kemale eriyor.
Artık ne nevbahar, artık ne ikbal… Yahya Kemal’in büyük kapısı her yön. Ne gam, her gidiş gibi her ölüm de erken değil, biliyorum.
- Halid Aslan yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım
Kerem Dağlı — Çar, 26/03/2008 - 17:13Üstad seni Emel Sayın'ın sesinden bu hicaz şarkı ile selamlıyorum... Sen kocadın bizi de kocattın vesselam.
Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım
Bâzan gözyaşı oldu, bâzan içli bir şarkı
Her ânını eksiksiz, dün gibi hatırlarım
Dudaklaımda tuzu, içimde durur aşkı
Hani o saçlarına taç yaptığım çiçekler
Hani o güzel gözlü ceylânların pınarı
Hani kuşlar, ağaçlar, binbir renkli çiçekler?
Nasıl yakalamıştım saçlarından bahârı?
Ben hâlâ o günleri anarsam yaşıyorum
Sanki mutluluğumuz geri gelecek gibi
Hâlâ güzelliğini kalbimde taşıyorum
Dalından koparılmış beyaz bir çiçek gibi
arzulanan yaş...
M.Nuri Bingöl — Paz, 23/03/2008 - 22:04Yaşın kırka "dayandığı"ndan kimler " şikayet-mende" değil ki. Ama o yaşlarda geldiğine göre risalet, atalar "Kırkına varmayan ataş (ateş) almaya gönderilmez." diye hikmet sıraladıklarına göre, varılması arzulanan bir kemal olmalı o demler. Yine de yazarın samimi tefekküründen mütehassis oldum, tebrikler.
" TEBEDDÜL-Ü ESMA İLE HAKAİK TEBEDDÜL ETMEZ. HAKİKAT HAKTIR."
Kırk yaşın olgunluğu ile
Kâni Çınar — Paz, 23/03/2008 - 13:13Kırk yaşın olgunluğu ile yazılmış kelimeler okuduk. Kırk, önemli. Ruh olgunluğu Kırk yaşında tamamlanır sözü boşuna denmemiş olsa gerek.
"İnsanın kırk yaşına kadar geçen yılları bir kitap, geri kalan yılları da o kitabın eleştirmesidir. "SCHOPENHAUER buyuruyor üstad. Ne demeli? Eleştiriye açık olmak gerektir. Yaşlanmasını da bilmek gerek değil mi efendim. Vesselam.
'Şiir gibi büyüyor çocuklar yaşamaktan öte.'
asude zeynep toprak — Paz, 23/03/2008 - 10:57kemale ermiş cümlelerdi...