Anadolu
M.Nuri Bingöl — Per, 24/01/2008 - 12:30
ABDALÂN VE BACİYÂN- I RUM
Tasavvufta bu tâbir, dünya İlgilerinden kurtularak kendini Allah yoluna adayan ve ricáü’l-gayb diye adlandırılan evliya zümresi içinde yer alan sûfî veya erenler hakkında kullanılır. Üretken Anadolu, aynı mânanın farklı bir cinsine daha ayrı bir nam bulmuştur: “ Baciyân.”
Abdal kelimesi Arapça’da, “karşılık, birinin yerine geçen,” mânalarına gelen “bedel” ve “bedîl” kelimelerinin çoğulu olmakla birlikte, zamanla Farsça ve Türkçede tekil mânasında kullanılmış ve Farsça’da “abdalân”, Türkçede ise “abdallar” şeklinde çoğul yapılmış; ayrıca tasavvuf teriminolojisinde abdalla birlikte , ayrı mânada kullanılmak üzere “budelá” kelimesi de kullanılmıştır.
Bu kelimelerden hiçbiri , sonradan tasavvufun abdal geleneğinde ihtiva ettiği mâna ile Kur’an-ı Kerim’de değil ama, “Konuşan Kur’an” olan Allah Resulü’nün Hadis’inde yer almıştır.
Abdal kavramının Hicrî üçüncü yüzyıldan itibaren kazanmış olduğu içerik göz önüne alınarak bu kavrama, “birbirinin yerine geçenler, diledikleri zaman yerlerine aynı şekil ve görünümde başkasını ( bedel) bırakarak istedikleri yere gidenler, Peygamber (asm)’e veya kutb’a vekil olanlar” gibi bazı zorlama mânalar yüklenmek istenmişse de, Arapçadaki “bedel” ve “ bedîl” kelimelerinde, tasavvuf kaynaklarının abdalın başta gelen nitelikleri olarak gösterdikleri, “ ubudiyet, zühd, riyazet, inziva, kalp temizliği, velilik” gibi mânalardan hiç biri yoktur.
Abdal telakkisi, ilk defa ortaya çıktığı sıralarda, âbid ve zâhidlerle birlikte “muhaddis” (hadiz derleyenler) ve fâkihler ( ilmihal ilmiyle uğraşanlar) için de kullanılmaktaydı. Nitekim, itimada en layık hadisleri nakleden Ahmed b. Hanbel, yeryüzünde “muhaddislerden” başka abdal tanımadığını söylemiştir.
İmam Şafii ve İmam Buhari’nin de abdal sözünü, beğendikleri kişiler için bir takdir ifadesi olarak kullandıkları rivayet edilir. Abdullah bin Mübarek, Haris-el Muhasibi, Ebu Talib el Mekki, Kuşeyri, Gazzali, Hücviri gibi tasavvufun ilk ve en büyük müelliflerinin eserlerinde abdal konusu pek az yer alması, mevzunun reddedildiği manasında anlaşılmamıştır. Ebu Nuaym’ın Hilye’sinde de hadis olduğu iddia edilen bazı ibâreler nakledilmiştir.
Ancak abdal telakkisi, çeşitli müelliflerce az çok farklı şekillerde açıklanmış da olsa, bütün tasavvuf zümreleri arasında benimsenmiş ve aynı şekilde değer kazanan ricaü’l-gayb telakkisiyle bütünleşmiştir. Bu idrâke göre Allah, dünyanın cismanî düzenini sağlamaları için bazı insanların çeşitli görevler üstlenmesini takdir ettiği gibi,âlemdeki manevî ve ruhanî düzenin korunması, hayırların te’mini, kötülüklerin giderilmesi için de sevdiği bâzı kullarını görevlendirmiştir. Herkes tarafından kolayca tanınmadıkları veya gizli olan hakikatlere, sırlara vakıf oldukları için ricaü’l-gayb adı verilen bu seçkin kişilerin arasında bir hiyerarşinin varlığından bahsedilmiştir.
Her mertebedeki ricaül-gaybın adları, hişerarşideki yerleri çeşitli kaynaklarda farklı şekillerde gösterilmiştir. Mesela Hatib’in Tarihu Bağdad’ında (III, 75-76) Kettani’ye atfedilen en eski rivayetlerden birinde ricaü’l-gayb, aşağıdan yukarıya nukabâ, nücebâ, abdal, ahyâr, ‘umed ve gavs şeklinde gösterilirken, İbnü’l-Arabî bunları nücebâ, nukabâ, abdal, evtad, imameyn ve kutb şeklinde sıralanmış, Amulî ise bu hiyerarşinin alt tarafına bir de ümenâ ( en eminler) eklemiştir.
Tasavvufi kaynaklar, Hadis olduğunu öne sürdükleri rivayetlerden de faydalanarak abdalların maddî, ruhî ve ahlakî özellikleri, güçleri, etkileri, sayıları ve yaşadıkları yerler hakkında oldukça geniş bilgiler vermişlerdir. Buna göre abdallar solgun yüzlü, hareketsiz, işsiz- güçsüz, çocuksuz, yeryüzünde tek bir dikili ağacı bile bulunmayan ve yalnızca, “kendilerine gösterilen hedefe ulaşmak için katılacakları yarınki yarışa bugünden idman yaparak hazırlık yapan” kişilere benzerler. “Baciyân” bunlara göre iş hayatında ve çocuklarına hedef göstericilikte çok daha aktiftirler.
Fudayl bin Iyaz’ın , “ Bize göre ermiş kişi, çok oruç ve namazla değil, ancak gönül zenginliği, kalp temizliği ve insanların iyiliğine çalışmakla ermiştir” anlamındaki sözü ( bk, Sülemi, Tabakat. S:10), sonraları abdalın en çok tekrarlanan târifi olmuş, hatta Hadis olarak nakledilmiştir. Gazzali de abdal hakkında buna benzer bir tanıtmayı sahabi Ebu’d_Derda’dan nakletmektedir. (bk.İhya, III, 357).
Abdalların ahlaki ve manevi şahsiyetleri hakkında geliştirilen tasvirler, gerçekte her Müslümanda bulunması gerekli vasıflardır. Buna göre abdallar bütün insanlara karşı iyi niyetli, kendilerine kötülük edenleri bağışlayan, ellerindekini başkalarıyla paylaşan, kaza ve kadere gönül hoşluğuyla boyun eğen, haramlardan titizlikle kaçınan , ibadetlerde ihlas ve samimiyete önem veren, sevgi , şefkat ve iyi niyet gibi ahlaki faziletlerle donanmış kişilerdir.
Zamanla gelişen tasavvufi muhayyile, antik felsefeden ve mitolojik unsurlardan da faydalanarak, abdalların evrenin kozmik işleyişinde etkili olduğunu ileri sürmüştür. Kendilerine metafizik bir hüviyet verilen abdallar, bazı müstesna kişiler dışında kimseye görünmezler; zaman ve mekan sınırlarını aşarak diledikleri anda diledikleri yerde bulunurlar. Bol yağmur yağması, bereketin artması, zalimlerin cezalandırılması, belaların kaldırılması gibi konularda Allah’tan ne dileseler geri çevrilmez.Bu sebeple abdallar sevgilerine ihtiyaç duyulan, gücendirilmelerinden sakınılan kimseler olarak görülmüştür.
Abdalların alem üzerindeki tesir ve tasarruf yetkileri hakkındaki görüş, özellikle İbnü’l-Arabi tarafından daha da geliştirilmiştir. Onun Hilyetü’l- Abdal adlı bir risalede abdal kavramı ve abdalların niteliklerine yer verilmemiş, ancak ârif, mürid, zahid, abid gibi tasavvuf ehlinin takip etmeleri gereken hüküm ve samt (suskunluk) kavramlarının tasavvuftaki mana ve önemi üzeinde durulmuştur.
Ricaü’l-gayb ve özellikle abdal konusunu etraflıca ele aldığı asıl eseri el-Fütühatü’l-Mekkiye’sidir. İbnü’l-Arabi’ye göre , Allah yedi iklimi yedi abdal vasıtasıyla korur. Yedi semanın ruhaniyatı bunlara bağlıdır ve her abdal gücünü, her biri yedi semanın birinde bulunan peygamberlerden alır ki bunlar İbrahim, Musa, Harun, İdris, Yusuf, İsa ve Adem ( as)’dir. Ayrıca Yahya (as) da İsa ile Harun arasında gidip gelerek bu peygamberlerden aldığı hakikatleri yedi abdalın kalbine indirir. Haftanın yedi gününde olacak olayların yedi iklim ve yedi Peygamber vasıtasıyla abdalların tasarrufuna verildiğini söyleyen İbn’ül_Arabi, yedi abdalın adlarının Abdülhay, Abdulhalim, Abdülmürid, Abdulkadir, Abdülkahir, Abdüssemi’ ve Abdülbasir olduğunu belirtmek suretiyle bunlara bir nevi metafizik nitelikler ve güçler tanımış olur. ( bk. El-Fütühatü’l-Mekkiye, II, 376 vd.) Bu yedi abdal, yaygın telakkiye göre insanların imdadına koşarak belaları kaldırmada, sıkıntıları giderme dualarının kabul gücüyle de kuvetlendirildikleri için, abdalan-ı Hızır diye de adlandırılmışlardır.
Esasen ilk dönemlerden beri gizli güçlere sahip ve sırlara vakıf olduklarına inanılan abdallar Hızır (as), İlyas (as), Mehdi (ra) gibi gizli şahsiyetlerle ilgili bulundukları önü sürülmüş, melamet ehlinin gizli veliler ( ahfiya) inancı abdalları daha da esrarengiz hâle getirmiş, hatta bizzat abdalların dahi birbirlerini tanımadıkları veya ancak üst tabakada olanların alttakileri tanıyabildikleri söylenmiştir.
Hadis olduğu öne sürülen rivayetlerde abdalların sayıları hakkında 7, 30, 40, 60, 70, 80 gibi farklı rakamlar verilmekte, bu farklılığa sonraki müelliflerde de rastlanmaktadır. Bu hususta öteden beri benimsenen ve halen de yaygın bulunan en eski telakki , abdalların sayısını kırk olarak gösterir. Süyuti, ricaü’l-gaybdan oılan abdal, nüceba, evtad ve kutb hakkındaki hadislerin doğruluğunu savunduğu el-Haberü’l-Dal adlı eserinde kırk abdal görüşünü benimsemiştir. Pek yaygın olmayan bir görüşe göre bu kırk abdalın yirmi ikisi erkek, on sekizi kadındır. Yine fazla önemsenmemiş bir rivayette kırkı erkek, kırkı kadın olmak üzere seksen abdaldan söz edilir. İbnü’l-Arabi. Seyyid Şerif gibi bazı müellifler de yedi abdal görüşünü benimsemişlerdir. Beyazıd-ı Bistami, “ Sen yedi abdaldan birisin” diyenlere, “ Hayır, yedisi de benim!” Demiştir. ( bk. İbnü’l-Cevzi, Telbis-ü İblis s. 345)
Abdallar hakkında ortaya atılmış hadislerin belli başlıları, bu esrarengiz insanların Suriye ve Irak ahalisinden olduklarını belirtmektedir. Süyuti’ye göre kırk abdalın yirmi ikisi Suriye’de, on sekizi Irak’ta iekamet eder. Başka bir rivayette ise abdalların kırkının da Suriye7de olduğu kaydedilmiş ve bunların yirmi beşi Humus’ta, on ikisi Şam’da, üçü de Beysan’da gösterilmiştir. Abdalların bu suretle bir iki ülkede veya bir ülkenin değişik şehirlerinde gösterilmesi, bu bölge halkı için bir şeref sebebi sayılmış, bu yüzden öteki ülkelere de böyle bir şeref kazandırabilmek için, abdalların dışında başka faziletli ve manevi nüfuz sahibi uluların da buralarda sbulunduğunda söz edilmiştir. Hadis olarak naklerilen bazı rivayetlere göre abdalların Suriye’de ikamet etmelerine karşılık, nukeba Mağrip’te, nücesa Mısır’da veya Yemen’de, ahyar Irak’ta, gavs (kutb) da Yemen veya Mekke’de bulunmaktadır. Sülemi’nin Tabakat’ında (s: 243) YER ALAN BAŞKA BİR RİVAYETe göre ise abdallar Şam’da, nüceba Yemen’de, ahyar da Irak’da bulunur.
Başta mutasavvıflar olmak üzere abdal telakkisini benimseyenlerin dayanak kabul ettikleri hadisler, Enes b. Malik, Ubade b. Samit, Abdullah b. Ömer, Ali b. Ebu Talib, Abdullah b. Mes’ud, Avf b. Malik, Ebu saide’l- Hudri ve Muaz bin Cebel gibi sahabilerden rivayet edilmiştir. Bu hadisler Ahmed bin Hambel’in Müsned’inde yer almıştır.
Neticede şunu belirtmek gerekir ki ilk devirler Ehl-i Sünnet alim ve mutasavvıflarının abdal anlayışları İbnü’l-Arabi’nin anlayışından, özellikle XIV. Yüzyıldan itibaren baş gösteren ve XX. Yüzyıl başına kadar devam eden heterodoks ( Rafızi) abdalların hayat tarzlarından tamamiyle farklıdır. Nitekim abdal telakkisinin ilk defa ortaya çıktığı sıralarda , abid ve zahidlerle birlikte muhaddis ve fakihler için de kullanıldığını biliyoruz.
* Sürgündeki Çeçenya ve "Nur Üstad" yazarı
- M.Nuri Bingöl yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Son yorumlar
13 sa. 34 dk. önce
14 sa. 2 dk. önce
14 sa. 13 dk. önce
14 sa. 20 dk. önce
14 sa. 24 dk. önce
16 sa. 42 dk. önce
1 gün 5 sa. önce
1 gün 18 sa. önce
1 gün 18 sa. önce
1 gün 18 sa. önce