Mustafa Sabri Efendi'nin Terceme-i Hâli
Osman Nuri Öz — Salı, 25/03/2008 - 00:00
Mustafa Sabri Efendi’nin Hayatı ve Eserleri
1286/1869’da Tokat'ta Ahmed Efendi’nin oğlu olarak doğdu. İlk Tahsilini Memleket'inde yaptı, Küçük Yaşta Hafız oldu. Kayseri Medresesi’nde de Divrikli Hacı Emin Efendi'den ve İstanbul'da Huzur Dersleri Mukarriri Ahmed Asım Efendi'den okudu ve İcazetnamesini aldı. Hocası Asım Efendi'nin kızıyla evlendi. 1890 da Ruus İmtihanını kazanarak 22 yaşında müderris oldu. Fatih Camii’nde ders okuttu. 50 den fazla talebeye icazet verdi. Beşiktaş Asariye Camii imamlığında bulundu. 4 rütbeden Osmani ve Mecidi Nişanları ile ödüllendirildi.
1898’den başlamak üzere 1914 yılına kadar Huzur Dersleri'ne Muhatap olarak katıldı. 1900-1904 yılları arasında II.Abdulhamid'in Hafız-ı Küttab'ı oldu.
II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Tokat Mebusu olarak Meclis'e girdi (1908). Bu arada Fatih Camii Müderrisliği Görevini de sürdürüyordu. Cemiyeti İlmiye-i İslamiye'nin Yayın Organı olarak çıkan Beyanu'l-Hak Mecmuası’nın başyazarlığını yaptı (1908-1912, Toplam 182 say.) Bu Mecmua’nın ilk sayısında yer alan Beyanu'l-Hakk'ın Mesleği başlıklı Makalesinde, Abdulhamid'in istibdat yönetimine son verdikleri için İttihad ve Terakki Cemiyeti ile orduya katıldı; 1910 da kurulan Ahali Fırkası'nın ve 1911 de kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurucu üyeleri arasında yer aldı. Cemiyeti İttihadiye-i İslamiye adlı bir Cemiyet'in Kuruluşuna katıldı (1912). Babıali Baskını (1913) üzerine yurtdışı'na kaçtı, önce Mısır'a, daha sonra da Romanya'ya geçti. Dobruca’da Türkçe hocalığı yaparak geçindi. I. Dünya Harbi’nde Osmanlı orduları’nın Romanya'ya girmesi üzerine İttihat ve Terakki tarafından yurda gönderildi ve Bursa’da mecburi ikamete tabi tutuldu. İstanbul’da Süleymaniye Medresesi’nde hadis müderrisliği yaptı.
1918 den sonra yeniden siyasi hareketlerin ve fikir hayatının içine girdi. Daru’l-Hikmeti'l-İslamiye üyesi oldu (1928). I. Damad Ferid Paşa kabinesinde 127. Şeyhulislamlığa getirildi (4 Mart 1919). Paris Konferansı’na giden sadrazama vekillik yaptı. Aynı yıl kabinenin düşmesi üzerine Ayan azalığına atandı. Teali İslam Cemiyeti'ne dönüşecek olan Cemiyeti Müderrisin'in birinci reisliğini yaptı (1919). Bu cemiyette Mustafa Saffet, İskilipli Mehmed Atıf ve Said Nursi ile birlikte çalıştı. Yeni Damad Ferid Paşa kabinesine tekrar Şeyhulislam olarak girdi (1920). Tarih ve hatırat kitaplarına bakılırsa sadrazam olmak için padişah ve devlet erkanı katında hayli teşebbüste bulunduysa da başarılı olamadı. Sevr Anlaşması'nın şartlarını görüşmek üzere Vahdeddin'in topladığı Şurayı-Saltanat'a katıldı (1920). Bu anlaşma konusunda onun müspet düşündüğü veya şartlar icabı imzalanmasını zaruri gördüğü biliniyor.
Kabine Toplantısı'nda Anadolu'daki Milli Hareket’e karşı Sert Tedbirler alınmasını, Ticaret ve Ziraat Nazırı Cevad Bey’le birlikte savundu. Görüşlerinin kabul edilmemesi üzerine Şeyhulislamlık’ tan istifa etti (22 Eylül 1920). Mutedil Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurucu üyeliği yaptı (1920). 21 Mayıs 1920 de Sultan Ahmed mitinginde konuştu.
1922 de Türkiye'den ikinci defa kaçmak Zorunda kaldı, Romanya’ya giderek Şehzade Nizameddin Efendi'nin çevresinde yer aldı. Daha sonra oğlu İbrahim Sabri ile birlikte 150’likler listesinde de yer aldı. İskeçe/Yunanistan’da oğlu ile birlikte Yarın Gazetesini çıkardı. (Yarın adıyla 70 Sayı, Peyam-ı İslam adıyla 5 sayı, 1927-1930). Önce haftalık daha sonra 15 günlük çıkan bu gazetenin çoğu yazılarını kendisi yazdı, bazı risalelerini tefrika etti, bu yazılarda Ankara Hükümeti’ne ağır tenkitler yöneltti. 1924’te dersiamlık maaşı kesildi.
İskeçe'den Hicaz'a, ardından Mısır'a geçti. 150’liklerin affedilmesinden (1938) sonra Türkiye’ye dönmedi ve 12 Mart’ta Mısır' da vefat etti.
Beyanul-Hak ve Yarın'dan başka, Malumat, Yeni Gazete, Tesisat, Alemdar, İkdam gibi basında yazıları çıktı.
Eserleri:
- Yeni İslam Müctedidlerinin Kıymeti İlmiyesi
- Dini Müceddidler yahud Türkiye İçin Necat ve İ‘tila Yolları'nda Bir Rehber
- İslam’da İmameti-Kübra
- Savm-ı Ramazan
- Türk’ün başına gelen Şapka Meselesi
- Mes’eletü Tercümeti’l-Kur’an
- Mevkıfu'l-Beşer tahte Sultani'l-Kader
- Mevkıfu'l-Akl
- el-Kavlu'l-Fasl beynel-Lesibe yu'minune bi'l-Gayb vellesine la yu'minun
- Kavl fi'l-Mer'e
- en-Nekr ala Münkiri Nimetin mine'd-Din ve'l-Hılafe ve'l-Ümme
- Meseleler Hakkında Cevaplar
Az bilinen çokca bilinmeyeni veya farkına varılmayanı anlatan bir söz makamında bir yarım hatıra...
“Başta hanedan-ı Osmanî erkanı olmak üzere Türkiya’nın asıl sahibi olan Müslüman Türklerin vatan-cüda bırakıldığı şu devr-i fetrette boş geçirilen her dakika ve gayesiz sarfedilen her para, Allah ve tarih huzurunda sârifinden davacı olacaktır” Namık Kemal merhumun:
Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten
Dediği gibi erbab-ı himmet felekten intikam almayı göze alırken, bizim hasm-ı dinimizden din ve devletimizin intikamını almak borcu, boynumuzda lanet halkası gibi kalırsa hem biz bu laneti hak etmiş oluruz, hem de hakkımızı gasp edenin elinde günah istihkakı sabit olur. En basit taksim-i amal kaidesi bu yolda büyüklere büyük ve küçüklere küçük vazife-i mesai tahmil eder…”
- Osman Nuri Öz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Din ve Milliyet Görüşü
Halid Aslan — Salı, 25/03/2008 - 15:05Milliyetçiliğin alabildiğine yaygınlaştığı bir dönemde İslamî hassasiyetini muhafaza eden Şeyhülislam bununla ilgili kaleme aldığı “Din ve Milliyet” isimli makalesinde bu konuyu şöyle değerlendiriyor:
“... Benim Arapça ve Araplığa temayülüm, Kur’an-ı Kerim ve hadislerin dili olan Arapça sayesinde müslümanlığımın daha iyi muhafaza edileceğine kâni olduğumdandır. İslam’ın düşmanları Arap harflerini atmak vasıtasıyla Kuran-ı Kerim’i ortadan kaldırmak istedikleri gibi ben de İslamiyet’in istinat noktalarını sağlamlaştırmak için Arapça’yı dil edinmek derecesinde kendimize mâl edinmek isterim. Ama bundan Türklüğümüz zarar görürmüş... Biz faydalanırız ya... Dünyada da insanların mesaisi fayda ve zarar hesabı üzerine cereyan eder. Hayatını ve hayatının sonunu düşünmek ihtiyacında olan akıllı biri için dünya ve ahiret saadetini birleştirmekten büyük gaye olamaz. Aman milliyetimize halel gelmesin diyerek aklın tayin ve temyiz ettiği mühim faydaları elden kaçırmak olmaz...
Hülasa milliyet, insanlardan ayrılmayan bir sıfattır. Onu kendilerine fıtratları temin etmiştir. Binaenaleyh onunla fazla meşgul olmak, hasılı tahsil ile uğraşmak kadar batıl ve beyhûde olur. Milliyet hadd-i zatında bir marifet ve kıymet ise bu herkeste vardır ve hiçbir kimsenin diğerine karşı milliyet gibi kendi kendine hasıl olan bir sıfatı, ayrıcalık ve övünme konusu yapmaya hakkı yoktur. İnsanlar kendi kazandıkları faziletlerle birbirlerinden ayrılırlar. İnsanların, faziletleri kendilerinin elde etme kabiliyetleri olmasa hayvanlara karşı bile imtiyazları kalmaz.” (Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi)