"Pis Kan" şiiri ya da Şiir Üzerine Birkaç Söz
ismail okutan — Paz, 13/04/2008 - 16:43
Hece Dergisi -129, 2007 Eylül sayısında, daha önceleri Kırkikindi yazılarından tanıdığım Şair-Yazar Sayın Ali K. Metin’e ait ‘Pis Kan’ adlı şiiri okudunuz mu? Aynı zamanda Edebistan sitesinde de yayınlanan şiiri okuduğumda, doğrusu şiiri yazan kişinin ruh halini, öfkesini, isyanını okumuş oldum. Yüksek seviyede sesini yükselterek zulme karşı duruşu çok hoşuma gitti. Elbette ki şair yaşadığı çağa tanıklık eden kişi olmalıdır. Bizim şairimiz de öyle yapmış. Ancak bütün bunları yani; öfkesini, başkaldırısını şiir kalıbına dökerken seçtiği kelimeler doğrusu beni hem üzdü, hem de düşündürdü. Açıkçası bu seçimi hiç tasvip etmiyorum. Hele Müslüman bir kimlik, Müslüman’ca bir duruş sahibi olduğuna inandığım, bir kimsenin bu konuda da duyarlılık göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir kimsenin ağzından bu tür kelimelerin çıkması, değil edebiyata, taşıdığımız değerlere, sahip olduğumuz medeniyete, savunduğumuz iddiaya hiç yakışmıyor. Bu düzlemde hiçbir şekilde yer almaması gereken kelimeler maalesef tekrar tekrar kullanılmış.
Pis Kan şirini bir bütünlük içerisinde ele aldığımızda baştan sona zulme ya da haksızlığa karşı sert bir karşı koyuşla birlikte saldırganlık ve küfürlü bağırmalar var. Oysaki edebiyat; her şeyden önce edeple ilgili olan, edebi yani ahlaki olan demek değil midir? Edeplice söz söyleme sanatı demek değil midir? Bildiğim kadarıyla, hem sözlük anlamı budur, hem de bu alanın otoritelerinin yaptıkları tanımlamalar böyledir. O halde ahlaki olmayan kelimelerle, argo cümlelerle yazılmış dizeler şiir sayılabilir mi? Doğrusu çok merak ediyorum. Şimdi şu dizelere bakın, acaba siz de benim gibi düşünecek misiniz?
' Pislik, ne yapsan pisliktir. Oysa ne kadar yalan dolan o kadar osuruk. Demokrasi halayında ah, oluyormuş her türlü oruspuluk. Tek dişi kalmış pezevenk. Havyar mı hayvan mıdır piç kurusu böğürtüsü. Döşümüze daha çivi çakan eşkıyalık. Yüzdelik hakikatler ama yüzde yüz orospuluk. Ne kadar ama meymenetsiz ne kadar osuruktan. “Sana da pisliğin dölü, sana da muhakkak Koca bir aferin!” Güttükleri kin, ipe çeken pislik. BUNLAR HA HA PİSLİĞİN DÖLLERİ. Ziyadesiyle kancık ziyadesiyle hem kuzgun. Bunlar daha benim pislik akan tozluklarım. GİBİ ŞEY GİBİ PAT PAT GİBİ BOK.'
Yazarken bilgisayarımın bile ‘argo veya kaba sözcük’ diye altını kırmızı olarak çizdiği bu kelimeler şiirin içine, har tarafa serpiştirilmiş. Şairimiz bunları başka şekilde söyleyemediğini ifade ediyor. Doğrusu bunları okuduğumda, bu şiirin sahibini tanımasam (yazılarından) kimlik ve kişiliği hakkında şüpheye düşüp kim olduğunu düşünmeye başlardım. Daha önce buna benzer mısraları şair Ali Göçer’e ait şiirlerde de okumuştum. Daha çok sol tandanslı şairlerde rastladığımız bu tür argo, kaba ve gayri ahlaki kelimelerin edebiyata sokulması son derece sakıncalıdır, diye düşünüyorum. Şimdi vicdan ve izan sahibi tüm edebiyatçılara soruyorum. Değerli büyüğümüz Ali K. Metin Bey’ in hoşgörüsüne sığınarak soruyorum. Ayrıca bu benim bu türdeki ilkyazım. Şimdiye dek böyle şeylere ait düşünceler çok oluştu dimağımda ama; bir türlü cesaret edemedim, haddim değil diyerek. Fakat bu kez farklı oldu. Kafamda durmadı işte bu fikirler. Zoraki elime tutuşturdular kalemi. Evet, şimdi soruyorum; içinde oruspuluk, osuruk, pezevenk, meymenetsiz, pislik, kancık ve hatta pisliğin dölü, pislik torbası, bok gibi argo kelimeler geçen bir şiiri kim isteyerek okuyabilir? Ya da bu şiiri kim çocuklarına, okullarda öğrencilerine okutmak ister? Böyle bir şiir ne kadar edebiyat olarak değerlendirilebilir? Böyle bir şiir gerçekten edebi ölçülere uyup edebiyat kapsamına girebilir mi? Şiirde maksat sadece sanatlı, süslü bir söyleyiş midir, yoksa aynı zamanda bir değere, kurala bağlı kalarak, onun hizmetinde olmak mıdır?
Şurası kesindir ki; İslami kimlik sahibi, sorumluluk sahibi bir aydın olarak gördüğüm, en azından görmek istediğim, değerli ağabeyimiz, zulme karşı soylu bir duruş sergilemekte sonuna kadar haklıdır. Haksızlığa karşı durmak, mazlum halklardan, haktan yana olmak her zaman soylu bir duruştur. Bu asilzadelere yakışan bir tavırdır. Peki bu çürük taşlarla, bu ıslanmış kurşunlarla cihada çıkılır mı? Bu kime yakışır? Bu şiirin altında bir imza olmazsa acaba kime, nasıl bir insana ait olduğunu düşünürsünüz? Küfür nameye yakın bir tarz diyebileceğimiz bu şiirler daha çok kimlik ve kültür bakımından yabancılaşan bazı sanatçılara yakışıyor değil mi?
Müslüman bir bireyde bulunması gereken tüm özellikler, Müslüman aydında da ziyadesiyle bulunması gerekir. Birçok batılı sanatçının eseriyle, sanatlarıyla güçlü bir şekilde inançlarına hizmet ettiklerini biliyoruz. Hatta birçok batılı ünlü sanatçının meşhur eserleriyle Mozart, Beethoven, Paskal gibi sanatçılar, sadece Hıristiyanlığın etkisinde kalmamışlar, aynı zamanda sanatlarıyla Hıristiyanlık propagandası da yaptıklarını biliyoruz. ‘Bir şeyi güzel yapmak için uygulanan kuralların tümüne sanat’ dendiğine göre güzelin içinde bu çirkin kelimelerin işi nedir? Hatta ‘sanat insanların inanç, düşünce ve duygularını, söz, ses, renk, çizgi, biçim gibi araçlarla güzel bir biçimde ve kişisel bir ifade ile anlatma çabasından doğan ruhi bir faaliyet’(Ahmet Kalkan) olduğuna göre kişi sanatını inancından soyutlayamaz. Şiir de sanatın bir parçası olduğuna göre batılılar, kâfirler her türlü sanatıyla inancını yayma, ona hizmet etme endişesiyle hareket ederken Müslüman sanatını inancının üstünde ya da ondan bağımsız olarak göremez.
İslami ölçüleri kaçırdığımızda sanat bilinci de kaybolur. İşte o zaman Ayette geçtiği gibi; ‘’vadilerde şaşkın şaşkın dolaşan’’ şairler grubuna gireriz. Böyle bir sanat da ancak fantezi ve egosantrik olabilir. Müslüman sanatçıya göre sanat; toplumu bilinçlendirmek, yönlendirmek için olmalıdır. Sanatçı aynı zamanda değişim için önderlik yapmakla da görevli olmalıdır. Özellikle de gençlere olumlu, güzel modeller oluşturmak olmazsa olmaz bir görevidir.
- ismail okutan yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




"Allah, sözlerin en güzelini
Halid Aslan — Salı, 15/04/2008 - 14:57"Allah, sözlerin en güzelini bir kitap halinde indirdi." (Zümer Suresi: 23)
Sözlerin en güzeli olan Kur'an; insan muhayyilâtının uzanamayacağı, erişemeyeceği derecede yüksek ve ulvî bir mevkiye sahiptir. Yine Kur'an, en güzel misâli, en güzel ifadeyi, en güzel üslûbu... bünyesinde taşır.
"Baksana, Allah güzel bir sözü, güzel bir ağaca benzeterek misâl veriyor: Kökleri yere tutunmuş, dalları göklere serçekmiş. Yetiştiricisinin isteğiyle her zaman yemiş verir... Allah, darb-ı meseli, insanların düşünüp uyanması için veriyor. Ve çirkin sözün örneği de pis bir ağaçtır. Köksüzdür, tutunamaz..." (İbrahim Suresi: 8. 24-26)
İslâmi kültüre bağlı, İslâmi tahassüsle yazan, İslâmı yaşamaya değer hayat ve nizam bildiği için, onun medhi ve tanıtımı uğrunda mesaj sunan yazılar; güzelliği görmüş ve ilk basamağına adım atmış yazılardır. Kısaca bu eserlere edebiyatın Islâmî yönü denir.
Dil açısından bakıldığında "edebiyat", "edep" sıfatının anahtar deliği, giriş kapısı hüviyetindedir. Bu sebeple edebiyat, ister manzum ister mensur biçimde olsun "güzel" ifade edebilme san'atı olarak bilinir. işte, edebiyat dünyamızın ben temeli, siz çatısı deyin, ilk bakışta her şeyini kapsayan iki kelime "edep ve güzel" dir. Hareket kaynağı bizce burasıdır.
Edep kelimesi ile ilgili olarak XIII. asırda ez-Zebidi, Kamus Şerhi'nde şu geniş ve temel açıklamalarda bulunuyor:
Edep: 1) Halk arasında hüküm süren en güzel ahlâk 2) İnsanı fenalıktan sakındırıp iyiliğe sevk eden meleke 3) Güzel huy ve hayırlı amel 4) İslâmlıktan sonra da Araplara has ilimleri içine alan bir terim olarak kullanılmıştır.
Sanırım bize düşen daim güzeli, güzellikle ifade olsa gerektir. Vesselam.
amerika sen busun...
Kâni Çınar — Paz, 13/04/2008 - 17:14Bu şiir ve değerli İsmail kardeşimin yazısı şiirlerinde kullandığı dil sebebiyle bolca "eleştirilen" değerli dostum İsmail Kılıçarslan'ın bu meyandaki şiirlerini hatırlattı. Şöyle diyordu İ. Kılıçarslan "amerika sen busun orospu çocuğusun" isimli harika şiirinde:
-gelişme-
tamam peki on bir eylül tamam peki usame
tamam peki müdahale tamam peki felluce
tamam peki chavez tamam peki kum mollaları
tamam peki eminem tamam peki hispanik
şimdi durup düşünelim şimdi kimyevi gübreden bomba yapmayı
ölmeseler bile üstleri başları anladınız mı espri anlayışı var adamların
süper heroları porno dükkanları yeşil kartları özkökleri çandarları
çandarlı halil paşa çıkarıp masanın üstüne aman allah ben ne diyorum
türk şiiri politiktir türk şiiri düz ayak yazılmaktadır kızgındır türk şiiri
tamam peki bomba tamam peki güneş enerjisiyle çalışan telekinezi uzmanları
erzurum üzerinden tahran, tahran üzerinden türkiye anlamadınız mı sayın başbakan
siz anlayana kadar atlar ve atı alanlar üsküdardan ulan ben kızkulesine bakarak
kızkulesinin herasına leandrosuna bakarak küfür sallayan kızgın adamım
kemal tahirim bir bakıma, bir bakıma otuz yaşındayım, ismet özelim anlayana
meseleye dönelim meseleye dönelim meseleye dönelim müslüm gürses
sen o çıtkırıldım herifle raks ederken yalılarda, amerika bitirecek dünyamızı
hümanist olalım müslüm baba yeni rakı bulalım beyaz peynir ve kavun
polatlıdan alalım kavunları, ensesi siyah ve yağlı çocuklardan alalım
bizi kandırmalarına izin verelim tartıda hile yapsınlar o çocuklardan alalım
.../...
şair öfkesi kabardı mı engel tanımıyor. şair hassasiyeti şiiri bir mitralyoz kılıyor, vuruyor, kırıyor, tar u mar ediyor. şairlik engellenemez bir çoşku oluyor. Ama şairlik dedikse de mesela sevgili yazarımız Murat Soyak'ın böyle bi şiir yazacağına asla inanmam, inanamam. Demem odur ki şairler de farklı fıtratta yaratılmıştır. Kimisi Nef'i gibi "Türk'ün kabaran ayranı" oluverir, kimi bir derviş timsali, Yunus misali içten içe çağlar... "Sövmenin de caiz olduğu yerler vardır" sözünü ilk işittiğimde ne kadar şaşırmıştım. hey...
İ. Okutan'ın meselesini anlıyorum. Müslüman duyarlılığı ile "abes" ve "galiz" ifadelerin şiir bir yana Müslümanın ağzına dahi hiç yakışmayacağını haykırıyor. Sıkıntısı bu. Sevgili Ali K. Metin de sanırım kendi açısından haklı. Haklı ki özenle kullanmış bu kelimeleri. isyanı taşmış. Sabır düğümleri çözülüvermiş. ona da eyvallah demek gerek.
Öfkenin şairdeki yansıması...