Şeyh Galib Ve “Zügürtlük” Gazeli
M.Nuri Bingöl — Pzt, 28/04/2008 - 13:08
Şeyh Galib denilince, kalem ehli ya da edebiyata müştak insanların çoğunun aklına eminim ki “Hüsn ü Aşk” mesnevisi gelir. Hani “mecazi” bir aşk hikayesinden hareketle, türlü alegoriler kulanılarak, “aşk-ı hakiki” olan “ Mutlak Maşuk”a vasıl olunmanın hikayesi var ya; işte o eser.Meselenin daha fazla “derun”una inen “kalp ehlince”, yazıldığı lisanın farklı olduğu “Mem ü Zin” mesnevisi ile mukayese neticesinde bedihi kanaatlere ulaşılabilen manzum hikâye.
Öyle bir hikâye ki anlatılanların çoğunda az çok biz varız; hepimiz. Bütün insanlar dahil, siz de ateşten bir denizi mumdan gemilerle aşmak zorundaki “Aşk”a ne çok benziyorsunuz. Bir başka benzetmeyle, zamanın “dağlarvari” dalgalarına atılmış, yetmemiş etobur bir balık tarafından mideye indirilmiş, üstüne üstlük bir de gecenin zifiri karanlığınca yutulmuşsunuz. Misaldeki nebi bir yana, bu halinizle bile “Hüsn ü Aşk”ın başkahramanına dönmüşsünüz.
Geçenlerde bir antolojiyi karıştırırken, 17. yüzyılın bu geç kalmış “şaheser” sahibinin, Kastamonu mahalli ağzıyla yazılan bir gazeline rastlayınca gözlerime inanamadım. Gazel’deki mevzu hem “güncel”, hem de oldukça ironikti. Birinci beyti şöyleydi gazelin:
“Koycek bize gardaş duman atdurdu zügürtlük
Kokden pılıyu pırtıyu satdurdu zügürtlük “
Bilinir; Şeyh Galim mutasavvuf ve İstanbul’da, sarayın himayesinde yetişmiş bir şair. Anadolu’yu da tanıyan biri olmadığını sanırdım, yanılmışım. Kastamonu ağzıyla aruz vezinli bir gazel yazdığına göre, bulunduğu muhitteki Kastamonulu insanları iyi tahlil ve müşahade ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Gazel’deki mezkur ilk beytinde, Kastamonu’nun köylerinde yaşayan bir köylü ağzıyla, çok samimi bir üslupla ve “sehl-i mümteni” denen bir “sünuhat” ile şunları söylüyor Şeyh Galib: “ Fakirlik bütün köylü olarak bize duman attırdı, perişan eyledi. Öyle ki bu fakirlik, hepimize neyimiz varsa –pılıyı pırtıyı- sattırdı.
Anlaşıldığına göre “şairimiz” ya da “şeyhimiz”, Anadolu köylüsünün dertlerine tercümanlık yapar gibi görünerek, kendisinin de “sıkıntı” içinde olduğunu ima yoluyla dile getiriyor.
“Zarraflar inanmaz asanuflar söze ganmaz
Çok kimseyü gehr ile zıbartdurdu zügürtlük”
( Sarraflar bahane getirmekle kimseye inanmazlar, esnaf ise ne söylersen söyle kanmaz, ikna olmazlar. Fakirlik, pek çok insanı “kahr ile susturmuştur.)
Biz sadece içinde bulunduğumuz anları, Hoca Nasreddin’in hikmetiyle “Ye kürküm ye!” devirleri olduğu zehabındayız. Demek ki bu düşündürücü hazin hal, bütün devirlerde az çok yaşanmış. “Kahr” ile sözünden, “kahrolarak” manasını çıkarıyorum. Kelimenin ardından “susturmak” manasını çağrıştıran bir kelimenin kullanılması, bana bunu gösteriyor. Fakirlikten şikayet, Şeyh Galib gibi biri için sadece bu dünyadaki “saadet”e ulaşma vesilesinden olabileceğini sanmıyorum.
Şair’ göre “zengün iken” şan ve şöhreti “çanlar gibi” ses vermekteydi; zenginlikten fakirliğe geçişte ise, çevresindeki insanlar “bozguncu” diyerek “ağzumu kapatdurdu” sözüyle sessizliğe büründüğünü ifade ediyor.
“Zalt ben mü ya Gastammonulu da cıbır olduk
Dünyayu birübirine gatdurdu zügürtlük.”
“Zahire bakma” modası o kadar başını alıp yürümüştür ki “ lafız-perestliğin bilinmez bir hastalık” olması gibi bir hal sarmıştır ortalığı; “ulema-i zahir”in açtığı yaralar gibi, “zügürtlük- zengünlük” farkını önplana alan bakış sahipleri de pek çok “kıymetli hakikatın”, “zayıf ellerde zayıf görünmesi” gibi bir “cinayet-i azime”ye ortak etmiştir insanlığı.
Gazel’in bütününü tekrarlayarak “ sohbeti” tamamlamak istiyorum:
“ Bakkal gasap etmekcü zokakta beni gözler
Taşra çıhman damda gapatdurdu zügürtlük
Gurtara Çalab alayumuz gastu gavurdu
Mal goymadı herkesde top atdurdu zügürtlük
Gaalüb ne öküz galdu ne dombay ne bi eşşek
Kokden pılıyu pırtıyu satdurdu zügürtlük” ( Şeyh Gaalib)
- M.Nuri Bingöl yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli


Şeyh Galib, tereddüt, bir gazel...
Nefi Selamoğlu — Pzt, 28/04/2008 - 20:24Öncelikle çok hoş bir yazı olmuş, bizi eskilere, kaliteli eserlere taşıdı. Teşekkürlerimi sunuyorum. Şeyh Galip'le ya da başka bir ifade ile Mevleviliğinden dolayı Galip Dede namı ile şöhret bulmuş "Hüsn ü Aşk" şairi hakkında yazarımızın gözünden kaçan bir bilgi yanlışı var: Geçenlerde bir antolojiyi karıştırırken, 17. yüzyılın bu geç kalmış “şaheser” sahibinin... Doğrusu 18. Yüzyıl olmalıdır (1757 İstanbul - [3 Ocak] 1799)
İkinci olarak Galib veya Galip veya Gaalib mahlaslı Divan şairleri oldukça çok. Emin olmamakla beraber (Araştıracağım inşaallah) hayatında bir kez Konya'ya Mevlana dergahına gidip çileye soyunan Şeyh Galib'in İstanbul dışına çıkmadığı bilinmektedir. Yazıdaki gibi Kastamonu ağzıyla şiir yazabilmesi için ya orada yaşaması (en azından belli bir süre) ya da Kastamonulu bir ahbabı, eşi dostu olmalıdır ki öğrenebile...
Bir üçüncü hadise olarak değişik edebi münakaşalara girmiş, Nabi'ye inat Hüsn ü Aşk'ı yazmış bir büyük şahsiyyet "padişahın sevgili kullarından birisidir" ve buyrulduğu manada fakirlik ile (mesela Fuzuli gibi) hemhal birisi olmamıştır.
Diyeceğim odur ki bu Gazel aynı mahlası kullanan bir başka şaire ait olmalıdır. Yine de farklı kaynakları tarayacak ve daha net bilgilere ulaşacağım inşaallah.
Üstad'ın Sebk-i Hindi akımı neticesi yazdığı Türkî-i Basit cereyanı Gazel'ini bu vesile ile paylaşmak ve rahmetle anmak dilerim. Selam ile.
Gazel
Döktü omuzdan poşu saçağını
Açtı gönüller deli bayrağını
Ay yenisi gözde ne ülker satar
Değmeyicek kestiği tırnağını
Gözceğizim boyamak ister beni
Al boyayıp kan ile dudağını
Saldı gönül illerine afeti
Kurdu göz ırmağına otağını
Nice tabur dağıtır ol yosmanın
Saç dağıtıp eğmesi kalpağını
İçip içip kendi elinden anın
Duramayıp öpmüşüm ayağını
Çok sürünüp gözlemişim özleyip
Ayağını izini toprağını
Vermedi bir kimse Galib geçit
Kanda çevirdiyse söz ırmağını
Hazret-i Monla'yı bilenler bilir
Bilmeyenin kim çeke kulağını
"Firkat gibi mevt ömre
Zehra Arslan — Pzt, 28/04/2008 - 20:09"Firkat gibi mevt ömre sürmez
Allah ne verir de kul götürmez"
Şeyh Galible ilgili bir anekdot
Halid Aslan — Pzt, 28/04/2008 - 19:36Sovyet döneminin ünlü Gürcü şairi Mayakovski ile Nâzım Hikmet, Moskova’daki üniversite yıllarında zaman zaman biraraya gelerek şiir üzerine konuşur tartışırlarmış. İşte böyle bir karşılaşmalarının birinde, Mayakovski sormuş:
- Nâzım en ünlü şairiniz kimdir?
Nâzım Hikmet hiç duraksamadan:
-Şeyh Galip’tir.
yanıtını vermiş ve Şeyh Galip’in Muhammes’inden şu dizeleri okumuş:
Bir şu’lesi varki şem-i canın
Fân’usuna sığmaz âsm’anın
Bu sine-i berk âşiyânın
Sina dahi görmemiş nişânın
Efrûhte-i inâyetindir.
Daha sonra da şiiri Mayakovski’nin anlayabileceği bir dille açıklamış. Şiirdeki mecazi anlatımların ve benzetme zenginliğinin farkına varan Mayakovski:
- Biz günümüzde şiire bu kadar anlam derinliği veremiyoruz, demiş.