Sayha Dergi

  • sayha tarihi
  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Söyleşi › Tarık Buğra İle Sanat İklimi ve Romanları Üzerine Bir Sohbet

Tarık Buğra İle Sanat İklimi ve Romanları Üzerine Bir Sohbet

M.Nuri Bingöl — Salı, 13/05/2008 - 16:53

(1982'de yapılmış, 1986'da Türk Edebiyatı Dergisinde yayınlanmış, Prof.Dr. Mehmet TEKİN'in , Tarık Buğra- Söyleşiler kitabında- Çizgi yayınevi, Konya, 2004- neşredilmiş bir hatıra röportajım.)

BİNGÖL- Hayatınızı ve sanat hayatına atılışınızı, çeşitli kaynaklardan öğrenmiş durumdayız. Bu konuyu bir de sizden dinlemek istesek, söyleyecekleriniz neler olacaktır?

BUĞRA- Nerede doğdun, nerede okudun, kaç fakültede okudun, bunlar hep bilinen şeylerdir. Şunu söyleyeyim; benim hayatımın özeti 1938’le 1950 yılları arasıdır. İsteyen serserilik yılları desin, ben ona “kendimi arayış” diyorum.

O yıllarda ben kendimi aradım ve buldum. Çok şükür buldum. Fakültelerden kopuşum bu yüzdendir, politikadan kaçışım bu yüzdendir, bana serilen imkânlardan kaçışım bu yüzdendir; sırf kendimi kurtarayım, kendimle kalayım, bana kimse yol göstermesin, yapmak istediğimi engellemesin, yapmak istemediğime zorlamasın diyedir bu kaçışlar. Ben hayatımı bu şekilde özetliyorum.
Bir gün bana bir zat, çok önemli ve kuvvetli bir zat: “ Tarık Bey, siz istemesini bilmiyorsunuz.” dedi. Yakındır bu olay. “-Yooo, ben isteyebilirim,” dedim; “ istemesini iyi bilirim. Ama kaybolmasın diye çırpınacağım şeyi istemem ben,” dedim. “Anlatabildim mi?”

Bir ödül için kendini satan adam yazar değil, insan bile olamaz. İnsan olmadan da yazar olunmaz. Bağımsızlık lazım. Sıradan bir insan değildir yazar. Bunu politikacılar kabul etmez. Politika uydusu yazarlar kabul etmez, fıkra yazarları kabul etmez, eleştirmeciler kabul etmezler bunu... Ama, gerçek yazar sıradan bir insan değildir. Ona ihtiyacı vardır toplumun. Bu ihtiyacı duyan toplum yükselir. Bu ihtiyacı karşılayan insan kazanır.

BİNGÖL- Eserlerinizde orijinal tiplerle de karşılaşabiliyoruz. Mesela Küçük Ağa... Bu kişiliği nasıl ve neden seçtiğinizi öğrenebilir miyim?

BUĞRA- Kurtuluş savaşına cepheden ve Ankara’dan, yani askeri ve politik açılardan bakmayan bir roman yazmak istedim... İnsanımızı neticeye göre değil, zafere ve yeni Devlet’e göre değil, bu sonuç ile bu devlete giden zaman içinde yargılamak, değerlendirmek istedim.

Kurtuluş savaşı için – Küçük Ağa’dan önce veya sonra- yazılmış romanların hepsinde de, roman anlayışıma uymayan bir tutum, önemli bir zaaf görürüm; onlar konuyu, her şeyin olup bitişinden sonra ortaya çıkan ölçü ve değer hükümlerine göre işliyorlar. Hemen hepsi de “ veyl mağluplara ” diyor.
İnsan’a, dolayısıyla sanata aykırıdır bu. Hele bu kadar önemli bir konuda, başarısızlığı önlenemez hâle getirir, esere resmi ağız, politik tutum çeşnisi katar.

Altı yüz yıllık bir Devlet geleneğine ve anlayışına göre yetişmiş.. Mustafa Kemal gibi... Kuva-yı Milliye gibi isim ve sözleri ilk defa işitmiş insanlarımızı, bunlarla karşılaştıkları ortam ve şartlar içinde değil de, çok sonraki durumlara göre yargılamak, ilme de, sanata da ters düşer. Küçük Ağa’da bu hatadan sıyrılmak istedim; dedelerimizi, babalarımızı, büyük dayı ve amcalarımızı yaşadıkları günlerin ve olayların içinde anlayıp, anlatmak istedim.

Hain olmak kolay değildir. Kuva-yı Milliyeye güvenmeyenlere de hain demek kolay olmamalıdır. Osmanlı’yı, Osmanlı’ya bağlılığı kesin olarak kötü, hatalı ve bozuk görme, çok sonraları ortaya çıkarılan bir sapıklıktır. Altı yüz yıl, dim dik yaşamış, bir şah medeniyet kurmuş, o müziği, o edebiyatı, o mimarlığı ve o sosyal garantileri ortaya koymuş bir Devlet’in insanları, kurtuluş yolu için bir başka ve yeni otoriteyi, bir yeni bayrağı elbette kolay kolay benimseyemezlerdi: Onların bu tereddütleri trajik olmakla kalmaz, övülmeye değer. Kurtuluşu herkes istiyordu, fakat kimin ve hangi bayrağın peşinde?
Bir yanda altı yüz yıllık şanların, şereflerin, zaferlerin sahibi Devlet, öte yanda yepyeni bir otorite!
Küçük Ağa’yı besleyen çelişme işte buradadır. Bu iki yol arasında sallantı geçirenlerin trajedisi yürek paralayıcıdır, hainlik değildir. Küçük Ağa’da bunu anlatmak istedim.

BİNGÖL- Dikkati çeken tiplerinizden biri de, “ Dönemeçte”deki Fâkir Hâlit’tir. Bildiğim, tarikatçı ve mutasavvıfların sosyal hayattan uzak durmaya çalıştıklarıdır. Bahsedilen bu romanınızda Fakir Hâlit ve Dr.Şerif’i Demokrat Parti’den mebus olmaya teşvik eden tarikatçılar, değil sosyal hayata, siyasi hayata da müdahaleci oluyorlar. Bu tiplerin muhayyel mi, yoksa gerçek mi olduklarını sormak istiyorum.

BUĞRA- Bu, yalnızca muhayyileme dayanan bir şey değil. Galiba şurda mesele. Tarikatlar çok, biliyorsun. Bunların arasında, kendi içlerine kapanık ve sadece tarikat meseleleriyle, tarikatın telkinleriyle yaşayanlar var, ama dünyaya açık tarikatlar da var. Toplum meseleleriyle yakından ilgilenen, sorumluluklarını yakından kavramış tarikat mensupları da var. Fakir Hâlit gerçekten yaşamış birisidir. Fakir lakabı doğru, Hâlit yanlış. Bu zat yaşamıştır. Önceleri çok cimri tanınan, sonradan ise, dünyanın en zengin gönüllü insanı olduğu anlaşılan biridir. Ve, en azından kendi yöresinin meseleleriyle, kaderiyle ilgilenmiştir.

Konya’dan gelenler – Dönemeçte romanında- onları ben gördüm. Bunlar hakikaten iyi temsilciler seçilmesi için; – parti tutmadılar- her iki partiden de layık olanların seçilmesi için çalıştılar. Benim muhayyilem onlara elbette bir şeyler eklemiştir ama, tohum vardır.

BİNGÖL- Bir sanatçının kendini değerlendirmesinin zor olduğunu biliyorum, ama yine de sormak istiyorum. Şu ana kadarki ( 1982 yılı itibariyle) romancılık hayatınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Hangi merhaleleri aştınız veya hangilerini aşmayı planlıyorsunuz? Romanlarınızla, Türk Edebiyatı ve Türk romanında ne yapmayı istediniz?

BUĞRA- Madde bir: Evvela roman yazmak istedim. Ve, güzel roman yazayım, istedim. Yazılanlardan daha güzel olmasını istedim.

Bir yerde söylemiştim, tek kıskançlığım yabancı romanlara oldu benim. Türkiye’deki hiçbir başarıyı kıskanmadım. Sevindim, güzel bir şey okuduğum zaman hâlâ sevinirim... Kim yazarsa yazsın, yeter ki güzel olsun.

Ve, hayranlıklarım Dostoyevski ile başlar, Tolstoy’da, Harp ve Sulh’ta doruğa varır. Niçin biz yapmayalım böyle güzel şeyleri? Hiçbir zaman Türkiye’deki seviye ile kendimi sınırlı saymadım. Hiç bir zaman Türkiye’deki eleştiriciler beni beğensinler, beni bir yere getirsinler diye düşünmedim. Tek çabam, tek hırsım bir “Harp ve Sulh”, bir “İki Şehrin Hikayesi”, bir “İhtiyar Balıkçı” niçin Türkiye’de yazılmasın, oldu. Daha güzelleri yazılır dedim.

Küçük Ağa’nın bir yeri olduğuna inanıyorum Dünya Romanı’nda... “Gençliğim Eyvah”ı ondan daha da beğeniyorum.. ve, benzeri, örneği gösterilemez bir roman sayıyorum. Türkiye’de yazılması gereken bir romandı, yazmak bana nasip oldu, diyorum.

Aramadım hangi noktadayım Türk romanında... Düşünmedim, düşünmüyorum da... Ama, yaptıklarıma inanıyorum.

BİNGÖL- Türk Edebiyatı dergisinde yayınlanmış bir röportajda: “ Keşke tam bir İslamî dünya görüşüm olsaydı! O zaman... – eserlerim daha değerli bir yapı kazanırdı.” diyorsunuz. Bu ifâdedeki “değerli yapı”dan neyi kastediyorsunuz?

BUĞRA- Evvela şu önemli zannediyorum: Her romancının bir dünya görüşü var ve olmalıdır. Büyük romancıların dünyaya bir bakışları var. Bu nasıl oluyor?.. Bir değerler manzumesidir bu. İlkeleri vardır, kıymet hükümleri vardır; ve konu, ele aldıkları malzeme bakımından da toplumların kıymet hükümleri vardır, davranışları vardır.. tutumları vardır. Bunların hepsi bir dünya görüşünden gelmektedir. Hristiyanî dünya görüşü, Musevî dünya görüşü, ve İslamî dünya görüşü... Ateist, dinsiz dünya görüşü...
Bu, büyük roman için şarttır. Ve, İslamî dünya görüşünün bir Türk yazarı için ayrı bir önemi vardır. İslamî dünya görüşü, kendi insanımızı anlamak çabası demektir. Bu memleketin yüzde doksan dokuzu Müslüman diyoruz. Demek ki, bu memleketin romanını yazmak için İslamî yapının ne olduğunu “anlamak” lazımdır. Bunu anlamak için de, İslamî dünya görüşü şarttır. Sadece gözlemlerle olmaz, öbürü daha büyük bir yardımcıdır. Eğer Müslüman toplum ve insanı anlamak; onu yozlaşmış, bozulmuş ve güzel taraflarıyla anlamak için şarttır İslamî bir dünya görüşü... Bunu demek istiyorum.
Ve, esefle söylüyorum, bu ihtiyaç bize duyurulmadı. Duyurulsaydı çabamız daha fazla olurdu, daha sağlamlaşırdı görüşümüz. Ama açıkça söylemek lazım, noksandır bizde... Şunu da iyice belirtmek lazım. Şu anda bazıları, romandaki bütün tiplerin İslamiyet’e göre yaşamasını istiyor, hepsini o anlayışa göre yaşatmamızı arzu ediyor. Bu saçmadır. Ben, “Yağmur Beklerken” için, bu meseleden dolayı bana çatan eleştirmeci gördüm. Ona göre, Rahmi’ye rakı içirmekle İslam’a aykırı hareket etmiş oluyordum.

İslamî görüş şarttır; İslam dünyasını, Müslüman toplumunu anlamak için... Bu toplum ne kadar dağılmış olursa olsun, ne kadar uzaklaştırılmış olursa olsun, gene de İslam törelerine göre doğuyor, İslam törelerine göre ölüyor , İslam törelerine göre gömülüyor. Bu insanları anlamak için, İslamî dünya görüşü, büyük ve şart olan bir ihtiyaçtır. Öyle sayıyorum.

BİNGÖL- Eserlerinizde bir çok hâdiseleri şahısların mizacına bağlıyorsunuz. Küçük Ağa’da, Firavun İmanı’nda ve diğerlerinde...

BUĞRA- Buna inanıyorum. Mizaç –galiba Voltaire- “Tabiatın bastığı damgadır.” diyor, ben “Allah’ın bastığı damgadır.” diyorum. Ruh ve kafa yapımız, insanın kaderidir. Kader diye bir şeye kesin olarak inanıyorum. Ruh ve kafa yapısı mizacıdır insanın...

Bizi antipatiler idâre ediyor, sempatiler idâre ediyor. Bunları frenleyebiliyoruz, törpüleyebiliyoruz, ama gene de tercihlerimiz idâre ediyor. Buna mizaçtan gelen şeyler diyoruz. Taraftarlıklarımız, karşı çıkışlarımız, sevme tarzımız, yücelmelerimiz, her şey... Bizim mizacımızdır bizi yapan şeyler.
Ve, değişmesi hakikaten çok güç. Başlangıçta, yani eğitim sırasında, ana-baba eğitimi, okul eğitimi bir şeyler yapıyor ama, değişiklik -acaba diyorum- bu mizacın teşekkülü mü oluyor?

BİNGÖL- Bir çok yerde ve röportajda, sanatın sanat için olabileceğine inandığınızı söylediniz. Sanatı kendi idealleri için kullananların da, iyi sanat eserleri ortaya çıkarabileceklerine inanmıyor musunuz?

BUĞRA- Güzel bir iki ilkeyle sınırlandırılamaz. Başarı da birkaç ilkeye sıkıştırılamaz... Çok aykırı başarılar vardır. Hakikaten, bir ideoloji için yapılmış çok güzel eserler vardır ve bulunabilir. Ama genel olarak romansa romandan, piyesse piyesten, hikâyeyse hikâyeden, şiirse şiirden söz ediyoruz.
Asıl tehlike yola yeni çıkanlar içindir. Türkiye’de bir oyun oynanmıştır. Öyle inandırılmıştır ki istidatlar veya hevesliler, ille belli bir ideal için yazılabilir. Bunlara şans tanınmıştır, bunlar iyi eleştiri almışlardır. Benim karşı çıkışım bundan. Yoksa pekâla Marksist görüşün de –ille o kalıba dökeceğim diye yazılmış romanları değil- objektif olarak yazılırsa, güzel bir romanı olabilir.

BİNGÖL- Marksistlerin yanında, bir de İslamî dünya görüşü için yazanlar var ve sanat inanç içindir diyorlar.

BUĞRA- İkisi için de tehlike, bunu “ana ilke” olarak kabul etmeleridir. Evet, tekrar ediyorum, ikisi için de, - varsa üçüncüsü için de- tehlike, aşılamaz engeldir. İnsan ilişkilerini, insanları, olayları, ille bunları kurallarına göre anlatacağım tutkusudur.

BİNGÖL- İnsanı insan olarak anlatmak gerektiğine inanıyorsunuz yani.

BUĞRA- Ben ona inanıyorum; ve insanın kalıba dökülemeyeceğine inanıyorum. Bütün insanların iyi tarafları da var, kötü tarafları da var. Güzel tarafları da var, çirkin tarafları da var. Bunlar önlenemiyor. Fabrikasyon işi değildir insan. Bu dediğiniz idealist yazarlar istiyorlar ki kendi inançlarına göre mükemmel örnekler versinler ve kendi inançlarına karşı olanları da kesin olarak bütün çizgileriyle kötü ve çirkin göstersinler. Her olayın da çeşitli yönlerden görülebilişi vardır. Meşhur tâbirle “at gözlüğü” takmamak lazımdır.

Eğer sanat diye bir şey, edebiyat diye bir şey varsa, edebiyat –benim inancıma göre- insana yararlı, insanın gelişmesine yardımcı bir çalışma ise “at gözlüğü” büyük ihanettir sanata.
Sanat sanat içindir, derken bunu kastediyorum.

BİNGÖL- Bir de klasik soru sorayım. Bizde batılı tarzda bir roman geleneğinin olmayışını A. Hamdi TANPINAR, İslam Dini’nin getirdiği esaslar neticesinde bir burjuva sınıfının doğmayışına, Cemil MERİÇ ise Osmanlı’nın kendi yara ve dertlerini teşhir hastalığına yakalanmamasına bağlıyor. Bu kanaatlere katılıyor musunuz.

BUĞRA- A. Hamdi Bey’in cevabını noksan, ötekini tamamen yanlış buluyorum. Bugün bir Türk romanından bahsedilmez. Milli romanın teşekkülü için o toplumu ve toplumun insanlarını ilişkilerinde, tutum ve davranışlarında, tepkilerinde, kabullerinde onları sağlam olarak anlamaya yetecek psikoloji, sosyoloji, felsefe, tarih, ekonomi kültürleri yoksa bir milli romandan söz etmek imkânsızdır.
Bu saydığımız ilim dalları ve kültürleri Türkiye’de yaygınlaşacak kadar güçlü ve eski değildir. Romanımızın zaafını ben burada görüyorum.

BİNGÖL- Köy romanı akımı karşısında, sizin kasabada ısrar edişinizin sebebini öğrenebilir miyim?

BUĞRA- Kasaba biyopsi için en elverişli ve gerekli bir hücredir. Kasaba insanı toplumun karakterini, kültürünü en iyi şekilde belirler inancındayım. Ve, kasaba insanı toplumsal değişmelerden en çok etkilenen insandır. Romanda önemli saydığım husus, toplumsal olayların insanlarda sebep oldukları değişmeleri ve tepkileri belirlemektir.

Politik ve sosyal hareketler şehirden ziyade, kasabayı etkisi altına almaktadır. Bu değişme, bütün sanat eserlerinin dayandığı trajediyi ortaya çıkarır.

BİNGÖL- Kendilerine “toplumsal gerçekçiler” adını yakıştıran ve sanatı Marksizm’in emrine veren yazarlar karşısındaki tavrınızı veya düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Ne yapmak istiyorlar, nasıl bir sanat çizgisindeler?

BUĞRA- Önce şunu söyleyeceğim ben: Gerçek diye bir şey yoktur insanın psikolojisini anlamak ve anlatmak bakımından... Bu benim temel inancımdır. İnsan kendi gerçeğini bile bilemez veya veremez.
En büyük romancıya söyleseniz, kendi yirmi dört saatını anlat diye... Hiç değilse karşısındakine bir ikinci çıkacaktır, veyahut bir adamı düşünecektir. Bu adamın gerçeğini nereden nereden bilecek?..
Edebiyat soylu resimde olduğu gibi, bir gerçek yorumudur, bir gerçek anlayışıdır, sanatçının kafasındaki gerçeği kurabilme çalışmasıdır. Hele toplumsal gerçek?.. Doksan dokuz bin yoruma açık olaylar için bu gerçektir diye, dışarıdan üç dört fizik gerçeğin resmini çektikten sonra sunmak, yutturmacanın ta kendisi gelir bana... Önemli olan anlattığınız olayların, verdiğiniz insanların, ilişkilerin, akla yatkın olması- olmaması, güzel olması- olmaması, güzel olması- olmaması, insanî olması- olmaması... Mühim olan bunlar, gerisi laftır.

Bunlar, daha çok ideolojiye çalışan propagandacılar gibi geliyor bana... Görevli insanlar bunlar, belli bir takım telkinlerde bulunmak için, tekrar ediyorum, birkaç tane fizik gerçeğin fotoğrafını çekiyorlar, birkaç tane hakikaten yaşamış insan ismi kullanıyorlar ve yutturuyorlar. Yutturabildiklerine tabii...

BİNGÖL- Genç yazar ve kabiliyetler için yapacağınız tavsiyeler neler olacaktır?

BUĞRA- Önce gerçekten at gözlüğü takmasınlar, belli bir ideolojiden bakmasınlar dünyaya. Kendilerini bulmaya çalışsınlar, evvela kendilerini tanısınlar ve kendi kafa bağımsızlıklarını kazansınlar. Kafası bağımlı sanatçı olmaz, olmuyor. Büyük liderler yetişiyor bağımlı kafalardan.
Marksist edebiyat bunun çarpıcı bir örneği... Marksizm büyük romancı yetiştirmemiştir, büyük eser vermemiştir. Bir tane göstersinler... İşte 1918, işte 1981...

At gözlüğü takmasınlar. Birinci, birinci ve bırakılamaz şart bu. İkincisi, kötü örneklerle de ilgilensinler. Bu en güzel eğitimdir. Görsünler niye kötü olduğunu... İyiye varmadan kötüden kurtulmak şarttır.
Büyük rolü örnek seçimi oynuyor. İyi örnek seçsinler. Propagandaya kapılmasınlar. Edebiyat Tarihi klasik ölçülere uyan isimleri seçer. Halbuki klasik örneklerden kurtulmak büyük şarttır.
Dillerini sevsinler, Türkçe’yi sevsinler. Yazarlar için, Türkiye’deki büyük şanssızlıklardan biri de bu dil kavgası olmuştur.

Şimdi iki grup var. Biri Türk Dil Kurumu, bir de ona karşı olanlar... İkisi de yanlış, ikisi de kaybettirici. Hem Türkçe’ye, hem de Türkçe’yi kullanacak olanlara...Türk Dil Kurumu ayrı zarar veriyor, ötekiler ayrı zarar veriyor. Etki-tepki gibi bir şey. Birisi bir laf söylüyor, öbürü karşı çıkıyor.

Türkçe bu gün doruk noktadadır. En güzel dillerdendir. Ruh hallerini, karmaşık insan meselelerini anlatacak seviyeye gelmiştir. Çok zenginleşmiştir. Övdükleri Süleyman Nazif, dünyanın en berbat dilini yazmıştır. Onu bize örnek gösterirler. En kötü Türkçe yazanlardan biridir. Gümbürtü, bağırtı, çağırtı... yüksekten atan, fakat kötü yazan bir adamdır. Türkçe bugün doruk noktadadır. Çok güzel şiirler yazılmaktadır Türkçe ile, çok güzel piyesler, çok güzel romanlar yazılmaktadır. Yazmak isteyen bu kavganın dışına çıksın.

Aforoz listesi kabullenmesinler, hayranlık listesi kabullenmesinler. Tekrar ediyorum bunu. Bunun da çaresi kafa bağımsızlığıdır, kişiliğini bulabilmesidir insanın.

BİNGÖL- Şu anda Türkiye’de modern sanat denilen, müphem şiir ve hikâye cereyanı mevcut. Bu husustaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

BUĞRA- Bunlar klasik ölçülerin değerini anlayamayan bir takım şarlatanların işidir. Müphem şiir, sembolik şiir vardır ve nefis bir şeydir. Ama benim gördüklerim ve bugün yapılanlar, doğru dürüst söyleyecekleri bulunmayan insanlar tarafından yapılmakta. Anladıkları , hüküm verdikleri durumlar yok, ilişkiler yok, Türkiye’nin meseleleri yok. Kendi kaoslarında bir şeyler yapmış görünmek istiyorlar, veyahut da dediğim gibi, bir de şarlatanlığı var bu işin.

Çok güzel bir hikâyesi var bunun. Andrea Morva’nın. Adam ressam. Grafik çalışıyor, ve çok da kabiliyetli. Fakat Fransa’da, bilhassa yeni bir ressamın tutunması büyük mesele... Andrea Morva’nın arkadaşı da bunlardan biri, bir ressam. Bir gün ona, “Yahu senin haline acıyorum ben.” diyor, “ Gel, rastgele resimler yap. Hani şu nomfiguratif ve sürrealistler var ya, işte onlardan yap.” diyor. Ressam, “Ben nasıl yaparım bunu. Sanatıma ihanet etmiş olurum.” falan diyorsa da, arkadaşının zoruyla, bir sergilik resim yapıyor. Büyük bir galeride sergi açıyor. Arkadaşı ona, “şimdi” diyor; “ Sana bu resim neyi anlatıyor, diyecekler. Sen sigarandan bir nefes çekip, adamın yüzüne üfüreceksin ve ‘Siz Andrimakiyus’u bilir misiniz?’ deyip, çekip gideceksin.”

Adam bu sözü de yerine getiriyor. Müthiş başarı... Satılıyor tablolar. Aradan zaman geçiyor, onu ziyarete gidiyor. Büyük bir apartman almış, atölye kurmuş, çok ünlü ve zengin. Gidiyor ziyaretine.” Nasılsın?” diyor. Atölyesindeki resimlere baktıktan sonra da “Eee” diyor. “Çalışmıyorsun asıl sanatına?”
Sigarasından bir duman çekiyor adam, püff diye üflüyor: “ Siz Andrimakiyus’u bilir misiniz?” diyor.
İşte, bunların bir kısmı da böyle yani... Müphem, müphem.. ama, müphem, bence en açık olması gereken şeydir. Müphemdir ama anlaşılmaz demek değildir. Aksine müphem en anlaşılır şeydir ve olmalıdır. O sembolik şiir ve edebiyatın değeri de buradadır.

BİNGÖL- Sorularıma cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.

  • Söyleşi
  • M.Nuri Bingöl yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Söyleşi tarihi eski olsa da

Kâni Çınar — Çar, 14/05/2008 - 10:33

Söyleşi tarihi eski olsa da çok önemli, altı defalarca çizilesi satırların barındığı güzel bir yazı... Bir yazarın eserini en iyi tanımanın yollarından birisi yazarla beraber eserine bakabilmektir. Söyleşide yer alan sorular da bu açıdan önem kazanıyor.

Tarık Buğra'yı, eserlerini ve sahip olduğu ebedi zevk ve tercihi bize yansıtan, aktaran söyleşiniz için sizlere çok teşekkür ediyorum. Müthiş istifade edilesi bir metinle Sayha'ya değer kattınız, Allah razı olsun.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Sorulunca Söylenenler Düş Vakitleri Kimdir Nicedir Yüreği Güzeller Gelişi Güzel Hakikat Hikayet Şiir Makamı Hay Sızı Haberdar Yürek Yarası Hüzün Alanı Ümmet Coğrafyası Güncel Söz Ola Hür Tefekkürün Kaleleri Gonca Kara Kalem Yazıları Kişilere Dair Reyhan Gülü Gülle Tartarlar Gül Kokusu Zamana Dair Tefekkür Tanıtılanlar Berceste
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderilenler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üye Bilgisi

  • Çevrimiçi
  • Yeni Üyeler
Şu an 0 üye ve 7 misafir çevrimiçi.
  • rainali
  • ömerfaruk
  • Haldun Dagdelen
  • jurist4549
  • fatmanur güçyılmaz

Duyuru - Etkinlik

  • Ne Konuşalım? "Temmuz"
  • Bir Ricamız Var!..
  • "Kültür" Dergisi Fetih Özel Sayısı
  • Yıldızların Gözyaşları
  • Bir Usta Daha Gitti

... devamı >>

Anket

"Ağır Darbe" Olduğuna İnanıyor musunuz?:

Son yorumlar

  • İnşallah
    1 sa. 58 dk. önce
  • .................?
    1 sa. 59 dk. önce
  • Ölümün sesi,
    3 sa. 37 dk. önce
  • gidişini başka türlü anlatamıyorum
    6 sa. 56 dk. önce
  • Amin diyorum...,
    10 sa. 31 dk. önce
  • "Bir hilal uğruna Ya Rabb..,"
    10 sa. 33 dk. önce
  • Tv. den izlemek nasip oldu.
    10 sa. 40 dk. önce
  • Ve edebiyat dünyasının başı sağ olsun..
    10 sa. 46 dk. önce
  • Yapılan yorumların tümü de
    12 sa. 29 dk. önce
  • Önden giden güzel insan...
    14 sa. 9 dk. önce

Dostlarımızdan

  • Meclis
  • Gözucu
  • Tarık Tufan
  • Cemaat
  • Haber Vaktim
  • İstisnai
  • Kurtuba
  • Anlamak
  • Kâinata Mektup
  • Pata-Gonya
  • Heterotopya
  • Siyeri Nebi
  • Dergi-lik
  • Gül Muhammedim
  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Blog Dergibi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • Parmakucu Edebiyat
  • İçeriden

    • Çok Okunanlar
    • Yeni yazılar

    Bugün:

    • Yansıma
    • Kayserili Beş Çağdaş Müfessir - 2. Mustafa İslamoğlu
    • Ne Konuşalım? "Temmuz"
    • Mustafa İslâmoğlu Hoca Tefsir Dersine "virgül" koydu, Misk hitama erdi
    • Soru Çengelinin Simsiyah Noktası
    • Seher Yürüyüşü
    • Erdem Abi Hakk'a Yürüdü
    • Sıdk-ı cenan
    • Eyvallah şeyhim...
    • Ergenekon Uykusu
    • Telmihe cevap
    • İlk Atom Mühendisimiz Ahmet Yüksel Özemre’nin Ardından…
    • Reste Rest mi?
    more

    Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Yazarlarımızdan

    • Bekir Fuat
    • Molla Kasım

    Bekir Fuat her hafta bir röportajı ile bizle...
    Usta kalem Bekir Fuat her hafta bir röportajı ile bizlerle...

    Molla Kasım'ın Sahih Rüyaları.Molla Kasım'ın Sahih Rüyalarına tevafuk eden kaylule uykusu...

    Kitap

    www.kitapyurdu.com'dan satın al

    Sayha Dergi © 1998 - 2008

    • sayha tarihi
    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim