Şiirde Anlam Arayışları
mustafa celep — Paz, 25/05/2008 - 13:31
1.Şiir, Düşünme Edimi ve Gündelik Hayat
Şiir,gündelik hayata açıklık kazandırabilir.Şiir dediğimiz insan uğraşı,gündelik hayattan ayrı ve bağımsız bir oluşum süreci değil.Bir demirin halkaları gibi iç içe ve bütün.Parçalanmış bir şuurdan bütün bir şuura ulaşmak istiyorsak şiir uğraşına da bütüncül bakmalıyız.
Şiir ve gündelik hayat nasıl birbirinin tamamlayıcısı ve besleyeni ise,düşünme edimi ve zihinsel etkinlikler de birbirine kopmaz bağlarla bağlıdır.Düşüncenin şiirini yazabilmenin imkanı var mı,ya da, düşündüklerimizi şiir bütünlüğünde sunabilir miyiz? Eğer sunuyorsak yanlış bir yoldayız demektir.Bunun için nesir(düzyazı)en ideal yazı formudur.Yine de şiir uğraşının sahiciliği,düşünme eyleminin dışında anlamına kavuşamaz.Bizatihi şiir,düşünmeyle(akletme)anlam kazanır.Burada da önemli olan düşünce-davranış bütünlüğünü gözetmektir. Böylece şiir ile düşünce/düşünme edimi arasında çok yakın ve birebir ilişkinin olduğu sonucuna varıyoruz. Bu iki uğraş alanı arasındaki yakınlığa bakarak,şiirde alttan akan bir düşüncenin varlığını yadsımayan bir noktaya varırız.Aynı şekilde şiirin temel bir hükmü,daha doğrusu sağlam bir düşünce temelinin olması gerektiğini düşünebiliriz.Şiir önermelerle yazılmaz,bu doğru.Bu doğruya bir doğru daha eklememiz gerekiyor:Biz bir düşünceyi doğrulamak için şiir yazmayız. Pek yüksek ideallerimiz ,cezbedici tasarımlarımız olabilir.Yine de hakikatin bilgisini sunmaz şiir, hakikate giden yolda hangi anlamlara işaret edilir,şiir bize bunun bilgisini öğretir.Şiir açık açık bağırmaz,işaret eder ve hissettirir.
Şiir yazarak ve okuyarak gündelik hayatın eleştirisini yapabilir,gündelik hayatın daha derin bir mahiyet taşıması için şiire gideriz.Düşünür olmak,düşünceyi düşlemek,düşünceye hayatımızda önemli bir yer açmak ve bunun şiirle olan bağlantısını kavramak için İngiliz edip T.S.Eliot’a kulak verelim:
"Bir büyük yazarın bilgeliğinin en büyük kanıtı,yapıtlarıyla uzun boylu tanıştıktan sonra,şöyle söyleyebilen kimselerin tanıklığıdır:Onunla bir süre birlikte olduktan sonra,ben de kendimi bilge bir kişi gibi duyuyorum.Bilgelik mantık önermelerinden daha derin bir düzeyde iletebileceği için,bilgeliğin iletişimde bütün diller yetersiz kalır;belki bilgeliği iletmeye en yeterli dil şiir dilidir.Büyük bir şairin bilgeliği yapıtlarında saklıdır;bilgeliğin ayırdına varırken kendimiz daha da akıllı oluruz."
Şiir katıksız bir tefekküre dalıştır.Şiirin, bizim en insani yönlerimizi açığa çıkartan işlevinin yanısıra dünyada bulunuşumuza bir anlam verip özümüzün gürleşmesine katkısını da söz konusu edebiliriz.Dünyada tuttuğumuz yer itibariyle şiirin kazandırdığı;bir sahicilik,bir sarihlik,bir huzur ve sükunettir.Şiir bizim anlatamadığımızdır.Anlatamıyorsak şiire gideriz.Medeniyetin başımıza saldığı belaların bertaraf edilmesi için şiirin sükunetine sığınırız.Şiirin sesi kendi sesimiz olduktan sonradır ki en dipteyizdir artık.
Şiir bir anlamda insanın kendiyle bir karşılaşma denemesidir.Kendini ciddi bir şekilde muhatap alan bir insan,şiiri de aynı ciddiyetle karşılayacaktır.Hayatımıza ne kadar önem verirsek şiire de o kadar önem veririz.Savruk bir üslup,yaşadığımız ,içinde yer aldığımız hayatın da aynı şekilde savruk ve karmaşık olduğunun göstergesidir.
Sahip olduğumuz düşüncelerin sağlamlığının muhasebesini şiirde yapmayız.Zihniyetimizin bir ürünü değildir şiir.Bu bağlamda şiir ve düşünce arasındaki ilişkide mihenk taşı diyebileceğimiz nokta,‘çağdaş eleştirel güç’diye tanımlanan,yazdığımız şiiri sığlıktan,güdüklükten ve yüzeysellikten kurtaran,şiirin dirimsel-düşünsel atılımıdır, diyebiliriz.
2.Şiir ve toplum karşısında otantik bir anlam arayışı
"Şairin sözcükleri aynı zamanda kendi toplumunun sözcükleridir"(O.Paz)
Toplumdan kopuk bir şiir düşünülebilir mi? Toplumla ilgiler kurmayan bir şiirin gerçeklik değeri nedir?Herşeyden önce şiir,kasıtlı bir iradenin ürünüdür.Diğer taraftan şairi ve ürününü,içinde yer aldığı toplumun yaşama şartlarından,kültürel ve siyasi yapısından vareste düşünemeyiz.Şiiri besleyen,toplumun içinde cereyan eden olaylardır biraz da.Kadim zamanlarda topluma(topluluğa)yön gösteren bir konumu üstlenen şairler, günümüz toplumunda bir memurdur artık.İmar eden bir memur değil,toplumda ne gibi bir işlevinin olduğunu sorgulamayan bir memur.Şiiri besleyen bir toplumdan bahsediyoruz,toplumu besleyen bir şiirin sözü edilebilir mi?Ne yazık ki hayır.bu yeni zamanlarda toplumun şiire ihtiyacı yok ya da şiir okuma ihtiyacı hissetmeyen,hayatında şiire hatırı sayılır bir yer açma niyetinde olmayan bir toplumun üyeleriyiz. Şiirin meseleleri ile toplumun meseleleri arasında bir kan bağı kuramıyoruz.
Yaşadığımız toplumsal ve ekonomik şartlar,hızlı bir koşuşturmacaya dayalı,daha çok kazanç elde etmeye,daha rahat bir hayatın imkanlarına odaklı,maddeye,maddi kavrayışa,maddenin el üstünde tutulduğu bir ideale yazgılı şartlar.Böyle bir toplumda şiirin toplumdan beslenmesi ancak ilişkiler düzeyinde olur.Bu düzeyin ifadesini İsmet Özel’de buluyoruz: "İnsanın insanlarla olan bağlantısı ve insanın çevresiyle olan ilişkisi yüzünden yüreğinde,kafasında beliren çatlak belli bir duyarlık sahibi herkesi şiir okumaya muhtaç hale getirir.Getirmiyorsa artık kafaların,yüreklerin yerli yerinde bir işleyişi kalmamış demektir"
Şairin toplum içindeki yalnızlığını neyle açıklamalı?Bu açılamaya en isabetli kelime ‘çöküş’ kelimesi olabilir ancak.Toplumun en hassas yerindeki tehlikeyi sezebilen bir duyarlılık ustasıdır şair.Duyargaları topluma,adeta kalbine çevrilmiştir.Toplumların çöküş zamanlarında en gür,en yüksek,en tiz ses şairlerden yükselir.Akif’in şiiri,buna en çarpıcı örnektir.Akif’in şiiri("Hakkın Sesleri" şiiri)topluluk karşısında yüksek sesle okunabilen şiirlerdir.Bu anlamda modern epiğin ilk örneklerini oluşturur:
"İlahi,altı yüz bin müslüman birden boğazlandı…
Yanan can,yırtılan ismet,akan seller bütün kandı!
Ne masum ihtiyarlar süngüler altında kıvrandı!
Ne bikes hanümanlarişte,yangın verdiler,yandı!
Şu küllenmiş yığınlar hep birer insan, birer candı!"
Akif’in, şiirlerinde kullandığı kelimeler,kendi toplumunun kelimeleridir aynı zamanda.Octavio Paz’ın ifade ettiği gibi "Bireysel dil,şair tarafından biçimi değiştirilen veya sırları ortaya saçılan ortak dilin kendisidir."Mehmet Akif,içinde yaşadığı toplumun dil hazinesinden kelimeler devşirmiş,karşılığında da topluma hayat vermiştir.Günümüzde bu karşılık gelen hayatiyetin,kan pompalamanın sahiciliğine ve besleyiciliğine şahit oluyor muyuz acaba?Özcümle,içinde yaşadığı topluma hayat veren bir şairden bahsedebilir miyiz?
Biraz dışarıdan bakıp düşündüğümzde,toplumun çok ciddi hastalıkların pençesinde olduğunu görürüz.İfade imkanlarını zorlayan çalkantılı bir süreçten geçiyoruz.Şiir-toplum ilişkisini sahicilikle kavramak zorundayız.İsmet Özel’in,her şairin tek başına cevaplamasını istediği o can alıcı soruyu bir kez daha sormalyız derim ben:
"Şair içinde yer aldığı halkın neyidir?''
- mustafa celep yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




şiir, üzerinde en çok
Kâni Çınar — Salı, 27/05/2008 - 15:12şiir, üzerinde en çok konuşulan bahislerden. poetika diyor bazıları. şiirde anlam, şiir nedir, niçindir gibi sorularla "aldanma ki şair sözü elbette yalandır" serlevhası mukayesesi bizi berrak ırmaklara ulaştırır... sözün güzelini kökü yerde dalları yukarıda bir ağaca benzeten Allah'ın bize güzel ve doğru şeyler söylememizi nasip etmenisi diliyorum. üzerinde durulası bir yazıyı bizle paylaştığınız için teşekkürler... selam ile.
Güzel bir çalışma,.,
mehsani — Pzt, 26/05/2008 - 10:53Güzel bir çalışma, gerçekten düşündürücü ve öğretici nitelikte.
Yüreğinize selam olsun.
Mehmet Sani Özel