Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Kategoriler › Söyleşi › Sorulunca Söylenenler

Mehmet Nuri Bingöl: “Edebiyatçılar tek boyutlu düşünmemeli”

M.Nuri Bingöl — Çar, 21/05/2008 - 09:58

Ali Haydar Yıldırım

Eğitimci yazar Mehmet Nuri Bingöl, edebiyatın değişik türlerinde eser veren değerli bir yazar. Şiirden denemeye, hikâyeden romana, biyografiden incelemeye muhtelif sahalarda kaleme aldığı eserlerle tanınan Bingöl ile genel olarak edebî çalışmaları ve son eseri üzerinde durduk.

YILDIRIM: Çok değişik kaynaklarda, yıllıklarda, röportajlarda hayatınız ve özgeçmişiniz bulunsa bile, bir de sizin ifadelerinizde öğrensek...

BİNGÖL: Eli kalem tutup, edebiyat-belağat iklimini soluklanmaya hazırlanan kimselerin özgeçmişi, anlayışıma göre, sadece ve sadece edebi hayatıyla sınırlı olmalıdır. Bu yüzden, yayınlanmış ilk kitabım olan “Sürgündeki Çeçenya”dan önceki yazı çalışmalarımı, yayın hayatımı ve edebiyat eğitimimi göz ardı etmeyi her zaman savunmuşumdur. Böylesi bir idrâkime rağmen, bazen “emr-i vaki” veya “zaruret” zannı ile onlara temas ettiğimi hatırlamak canımı sıksa bile, çoklarınca bunun anlaşılacağını hatırladığımda teselli buluyorum. “İzah ettiğiniz” gibi, bir yazarın hayatını oradan buradan bulmak çok zor değildir. Bence, bir yazarın hayatından ziyade, “edebî hayatı” mühimdir; onu teşkil eden de eserleridir.

Çokların bildiği gibi, “Sürgündeki Çeçenya” kitaplaşmış ilk eserim olma özelliğini koruyor. Birinci baskısı 1996’da yapılan kitabın, ikinci baskısı 2000 tarihli... Üçüncü ya da daha değişik baskıları yapılır mı, yapılmaz mı bilemem ama hâla devam etmekte olan “edebî” çalışmalarımın birinci basamağı olacağı -eğer nasipse- bedihi gibi.

Tefrika edilmiş romanlarımı zikretmeyi pek uygun bulmam. Onları üslup, ifade ve bakış tarzı açısından birer deneme olarak görmüşümdür hep. Hepsi de olayını tarihten alsalar bile, birer “belgesel” değil, roman onlar. Reel hayatta akisleri bulunan ve uzun birer hikâye sayılabilecek eserlerin isimleri o kadar bilinmesi gerekli şeyler değil zannımca. Fakat merak eden, yine özgeçmişimin yayınlandığı nurustad.azbuz.com adresine bakabilir.

Muhtelif dergilerde neşredilmiş denemelerime daha ayrı bir gözle bakmak mümkündür gibime gelir. Daha çok “te’sirat-ı hariciye” denen sevkettirici unsurun baskısı altında kaleme alındıklarından, epeyce hissî görürüm onları... Meseleleri eleyici ve “tefhim” edici değerlendirmelerin -kıymetlendirmelerin- ardından yeniden yazılanları müstesna... Türlü gazete ve dergilerde yayınlanmış hikâyelerimi daha çok sevmekteyim. Çünkü “te’sirat-ı hariciye”den azâde bulmaktayım çoğunu. Hikâyenin kelime seçici ve şiire yakın yanı da beni hep cezbetmiştir. Onları kitaplaştırmakla meşgul biri olarak diyorum ki, herşeye rağmen okuyan yazandan daha iyi anlar ve değerlendirir, tenkit eder. Türlü yayınevlerinin görüşlerine sunduğum bazı biyografi ve roman çalışmalarım mevzu dışı...

YILDIRIM: Sanatalemi.net adresindeki hikâye-deneme-şiir-edebî makalelerinizden anlıyoruz ki edebiyatçı-sanatçı yönü ağır basan bir yazarsınız. Gap Gündemi Edebiyat-Kültür Şube Başkanı Mehmet Bükülmez’e verdiğiniz bir röportajda, “Edebiyatçı sanattan başka bir şey düşünmemeli...” mânasında ifadeleriniz var. Böylesine, “büyük bir dâva adamı”nın biyografisini yazmak, bu sözlerinizle ters düşmüyor mu?

BİNGÖL: Sanmıyorum. Benim kanaatimi sorarsanız, merhum Bediüzzaman’ın telif ettiği Nur Risaleleri, dinî muhtevası bir yana, Yahya Kemal’in “ağzımda annemin sütü gibi” dediği güzel Türkçe’mizin bir şaheseridir. Çünkü asil bir neslin konuştuğu Türkçe ile; Osmanlı Türkçesi’nin, bütün İslâm topluluklarının “fehm”ine uygun bir dil anlayışı ile taçlanmıştır. Diğer yandan, Bediüzzaman’ın hayatı ve eserlerini “tedkik” etmiş biri olarak diyorum ki, telif ettiği eserlerinin “edebî yönü” ağır basar. Onun da dediği gibi, bu eserlerde anlatılan hakikatlerin hemen hemen çoğunu, diğer âlimler, değişik mütefekkirler, yüzlerce yazar bahsettiği halde, bu kadar geniş bir okuyucu kitlesine yayılamamış; ortaya çıkardıkları eserlerin çevresinde kenetlenen bir “cemaat” teşkilini sağlayamamışlardır. Bence bu alakanın sebebi, bahsedilen konulardan ziyade, o konuların ele alınış ve anlatım şeklidir ki buna üslûp diyoruz. Ben bu eserlerde öyle edebî sanatlar gördüm ki, oldukça orijinal ve özgün. Bu sebepten yazdığım eseri “edebi inceleme”lerden ayırmıyorum.

YILDIRIM: Kitabınız baş kısmında şöyle bir giriş var: “Üstadım / Kolum kanadım / Verdiğin isim / Sanki soyadım / Çok susadım / Çok susadım diyen neslime / Buket buket nur sundunuz / Bizler kayıp ülkenin / Sizler Nurs’undunuz.”

Sana sesleneli o kadar çok oldu ki niceden beri unutmuştum onları. Ancak bu satırları kaleme alırken, kimbilir hangi müsvedde dosyasına sıkışmış ve “mor mürekkep” hâline gelmiş mısralar hâfızamdan fışkırır gibi gün yüzüne çıktı.

“Bilmek isterseniz günlere sorun bir; gecelere, aylara, yıllara sorun. Gökkubbe ne günlere şâhit olmadı...

Zirvelerde, vâdilerde, şehirlerde - hâlâ- o söylenir, O’ndan söylenir!
Kalemler, kâğıtlar, diller pervâne..
Kalbi kilitli, zihni lâl kesilmişler hâlâ idrâk edemez de...
“Niyet ve nazar” ikilisi, idrâk için de, teşhis için de bir büyük iksir.
***
Zamanın çıkrığını önce paslandırıp, sonra durdurup, ardından gerisin geriye iteceklerdi akıllarınca; ama heyhat, o pırıl pırıl tirkeşteki son okun varlığından ve hızından habersizdiler.
Ne zamana zincir vurulabilir, ne de tirkeşteki son okun uçuşuna mâni olunabilirdi. Zavallıların “halislik imtihanı”na akılsız bir âlet olduklarından bile haberleri yoktu! Herşeye rağmen beyaza, yeşile, turkuaz ve pembeye, renk halitası bahara varmak için dağları aşmak gerekti; kalemler, kâğıtlar, eller gerekti.
Fidanlar için, filizler için....
Ve … Sizler için!
***
Havada bir fırtına, kasırga; göz gözü görmez.
Şair arkadaşım Kutlu ne güzel der:
“Şakağında depreşir şafak
Zemzem kokulu gür sesin...
Sabır katıklı çileye
Bedir tohumu serpilmiş.
Ayşafağı müjdeler...
Eller kelepçeli de olsa
- Vay canım!-
Barla kıyılarında...”
***
Geceler cins cins; kara ve siyah, bazen asıl fecrin habercisi.
Karanlığın en koyusu, sehere en yakın olanı değil midir?
Yolları oylum oylum işleyeni var, hedefe ok gezleyeni var.
Tirkeşteki “ en azâm” ok hedefe uçar.
Uzakta da olsa bahar,
Gene de görünmüştür.
Henüz vakti değildir belki...
“ Çiçekler baharda gelir.”
O çiçeklere “zemin ihzar” ederken bulutlar biri biri üstüne örtünmüştür.
Hedef, baharla iç içedir.
Tirkeşteki Son Ok hedefi vurmayacak, ona kavuşacak, yol açacaktır; alın yazısındaki iklime varacaktır; vardıracaktır.
Yollar O’nundur, yıllar O’nundur. Ya Ay’lar?...”

Bu ve buna benzer ifadeleriniz “realist” gelenekle tam olarak örtüşmüyor gibi... Böylesi bir şiirimsi anlatımı seçmeniz, acaba eserdeki gerçekleri mübalağa sisiyle kapatmıyor mu?

BİNGÖL: Tesbitiniz yerinde; çünkü Bediüzzaman’ın beğendiğim bir sözü var; “Mübalağa zemm-i zımmidir.” der. Yani bir gerçeği abartarak anlatmak, ona yapılan gizli bir zemmdir, hakarettir. Övünmek için değil, bir nimeti zikretmek için söylüyorum: Burada yapılan husus, mübalağa değil, 120 parça Nur Risale’sinin görebildiklerimden çıkardığım mânaların, samimi ifadesidir. Bir insanın kendi samimi hisleri de, bir “realite” değil midir?

YILDIRIM: İlk eseriniz olan “Sürgündeki Çeçenya” bir roman... Ulusal ölçekli bir gazetede tefrika edilen dört eseriniz de birer romandı. Daha önce verdiğiniz röportajlarda belirttiğiniz gibi, edebiyat âlemine girişiniz hikâye türü ile olmuştu. Fakat bu eseriniz büyük oranda biyografik özellikler taşıyor. Bu girişim, kendinizi sahanızın dışına çıkarmak gibi olmuyor mu?

BİNGÖL: Bu konuda –bence- biraz haksız düşünüyorsunuz. Çünkü bir yazar ve mütefekkiri dar bir sahaya kapattığınız zaman, ondan tam bir verim alamazsınız; millî edebiyat açısından elbet. Bir yayınevin tetkikine sunduğum bir eserim, Tarık Buğra ile alakalı meselâ... Ayrı bir yayınevi de “Sürgündeki Çeçenya-2”yi programına almak için incelemekte. Elimdeki çalışmalardan biri fikir eseri, biri roman, biri biyografi... Ayrıca bu biyografilerde kullandığım anlatım da edebî; zaten o kişilikler de edip olduğundan, yine aynı saha içerisindeyim; “Nur Üstad” dahil...

YILDIRIM: “Silinip gitmiştik bir büyük vebalin altında.….. Maddeten yanımızdan ayrılalı gönül ülkemiz harebezârdan beter, derme çatma barakalarla istila edildi ruhumuz... Bunlar, bize şahâne birer saray diye takdim edildi. Kopkoyu duman bulutları kuşattı çevremizi; göklerimizi bile...”

Bu ve buna benzer ifadelerinizle sevenlerince kurulan “bir ezberi” bozuyorsunuz gibi. Siz de aynı kanatta mısınız?

BİNGÖL: Sanmıyorum. Mesele Hazret’in eserlerine bir bütün olarak ve “usulid-Din” kaideleri penceresinden bakabilmektir. Yazdıklarının müteferrik değil de, “külliyat” olduğunu hatırlar, metin tahlili metodu ile, bir eserin “siyak ve sibakına” dikkat ederseniz her okuyanın varacağı neticelerdir bunlar. Yine de dikkatinize teşekkürler.

YILDIRIM: Sanatalemi.net’te yayınlanan ve 1989’da Gap Gündemi Kültür- Edebiyat Şube Başkanı M. Bükülmez’e verdiğiniz röportajda şu manada bir soru sorulmuştu. “İslâmî duyarlılığa sahip bir yazar olarak, piyasada gezen bu nevi eserler hakkında ne düşünüyorsunuz?” Orada verdiğiniz cevaba bugün de katılıyor musunuz?

BİNGÖL: Aynen katılıyorum. İnsanlar, hele edebiyatçılar ve mütefekkirler -kaba tabiriyle- “at gözlüğü” takarak tek boyutlu düşünmemeliler. Bilhassa kendinin “meslek-i hakikat” mensubu bilen arkadaşlarım, kusura bakmasınlar, tek boyutlu bir bakışla “uykuda iken kendini ayık zannedenler” saffına katılılar ki bunun ne manaya geldiğini çok insan iyi anlar.

YILDIRIM: Yeni projelerin teferruatlarını değil ama, kaba taslak nelerle uğraştığınızı öğrenebilir miyiz?

BİNGÖL: Elimdeki üç çalışma bir kaç yılımı alabilecek kadar geniş.Yakın Tarihimize sembolik olarak bakan bir roman yarılanmış gibi... Yine büyük bir dava adamının biyografi-deneme türündeki hayat hikayesi, bir başkasıysa yine bir inceleme; yaramıza tuz bastığımız bir meselenin tahlili... Şu anda iki romanım için iki büyük yayınevinden “müsbet” karşılık aldım. İrfan dünyamıza hayırlı ve faydalı olmaları en büyük dileğim.

YILDIRIM: Sorularımıza cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.

BİNGÖL: Teşekkürle birlikte şunu da diyorum ki “kutsi çiçekler”in yavaş yavaş göründüğü bu günlerde, arkadaşlarımız okuma faaliyetine daha çok ağırlık vermeliler; o veya bundan duydukları sloganların peşinden değil, o duyduklarını “miheng”e vurduktan sonra almak için “ehl-i tedkik” sıfatına sahip olmalılar. Lütfen okusunlar, araştırsınlar, sloganlarla hareket etmesinler. Eserime takriz yazma ricamı kırmayan Zamanın Sesi Romanı ve Yeni Asya gazetesi yazarı İslâm Yaşar’a teşekkür ediyorum.

  • Sorulunca Söylenenler
  • M.Nuri Bingöl yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Bir kaç soru

Nefi Selamoğlu — Per, 22/05/2008 - 19:00

Ufkumuzu açan mülakat için çok teşekkür ediyorum. Müsaadeniz olursa bir kaç soru tevdi etmek isterim.

Evvelen biyografi ile ilgili soruya verilen cevapta geçen Bence, bir yazarın hayatından ziyade, “edebî hayatı” mühimdir; onu teşkil eden de eserleridir. cevabı... Malumunuz ki bazı "yazar"larımız eser telif yoluna gitmemiştir. Kıyıda köşede kalmış bir nevi "evrak-ı metruke" edasıyla yaslı duran nazeninler bırakıp göçmüşlerdir. Bunları bir eser sayacak mıyız? Sayacaksak hangi sınıfa dahil edeceğiz?.. Saymayacaksak nasıl edebi hayatı değerlendireceğiz?

İkinci olarak Edebiyatçı sanattan başka bir şey düşünmemeli ifadesi... En ham hali ile "yazar yaşadıklarını yazar" yaklaşının tamamen dışına çıkartıyor bizi. Bir nev'i "sanat için sanat"... Bu minvalde mesele M. Akif Ersoy ve Safahat için - yani yaşadığı hayatın neredeyse her anı olan şiirleri için - muğlak bir ifade olmuyor mu?

Tekrar teşekkür ediyor saygılarımı sunuyorum.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Çok Teşekkürler

M.Nuri Bingöl — Çar, 11/06/2008 - 11:00

Kıymetli ve müdakkik arkadaşım, elbette ki bazı kalemlerin hayatı merak edilir. Burada bahsettiğim sadece ve sadece kendi özgeçmişimdir. Eser vermeyen ( yayınlatmayan demiyorum) sanatçı olamaz zaten. Benim özgeçmişim akasya.de.ms ; nurustad.azbuz.com ve sanatalemi.net sitesindeki köşemin içinde mevcut.Merak eden bakabilir. Diğer istifhama gelince, o ifadem " Belli bir gaye için - ya da ila-yı Kelimetullah için- yazanlar da edebiyat ve sanatın kaidelerine uymalılar, belağat kaidelerine uymalılar" demektir. Canlı olduğunda dolayı, bu izahlar kısa geçilmiş. İkazınız için Allah razı olsun.

" TEBEDDÜL-Ü ESMA İLE HAKAİK TEBEDDÜL ETMEZ. HAKİKAT HAKTIR."

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Ümmet Coğrafyası Gonca İçe Dönüş İz Bırakanlar Tefekkür Reyhan Yürek Yarası Gülü Gülle Tartarlar Sorulunca Söylenenler Güncel Kişilere Dair Gül Kokusu Haberdar Gelişi Güzel Şiir Makamı Tanıtılanlar Zamana Dair Düş Vakitleri Berceste Söz Ola Hüzün Alanı Kimdir Nicedir Kara Kalem Yazıları Hay Sızı Hür Tefekkürün Kaleleri
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 0 misafir çevrimiçi.
  • sinan
  • ahmetyılmaz_yılmaz
  • derya yelken
  • ramazan
  • deniz

Duyuru - Etkinlik

  • -Şiir ve Yazı Atölyesi Başlıyor
  • - Kertenkele Edebiyat ve Düşünce Dergisinin 14. Sayısı
  • -“Kurtuba'nın 40. Sayısı
  • - Temrin Ekim Sayısı Çıktı
  • - "Bir nokta" edebiyat dergisi (80. Sayı)
  • - Bir Ricamız Var Dostlar!..
  • -Son şiiriyle İsmet Özel
  • - 21. Tasavvur
  • - Kültür Dergisi "Osmanlı'da Çocuk" Özel Sayısı
  • - Ağır Misafir - İbrahim Tenekeci
  • ... Devamı
  • Anket

    Medya kim için özgürdür?:

    Son yorumlar

    • hem pahalı hem uzak... ayıca
      7 sa. 39 dk. önce
    • kitap okuyasım yok... ama sen
      7 sa. 44 dk. önce
    • ne denir ki?
      9 sa. 53 dk. önce
    • mahşeri sözler
      12 sa. 59 dk. önce
    • Agir misafir
      14 sa. 32 dk. önce
    • "İnsan insanın aynasıdır!"
      16 sa. 56 dk. önce
    • klasikleri okuyalı 2 sene
      17 sa. 2 dk. önce
    • muhasebeye dair söyleşiler
      17 sa. 14 dk. önce
    • Eski yeni, Dolar YTl ne kadar
      21 sa. 1 dk. önce
    • Yine Sensiz...
      1 gün 18 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Öyküzen
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Gözdeler

    Bugün:

    • Osmanlının Ali Suavi ile İmtihanı
    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Ecmel İnsan!

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim