Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › hasanparlak yazıları

Hayal Baba

hasanparlak — Cts, 24/05/2008 - 14:32

Vapur iskelesinin jetonlu geçiş turnikelerine henüz varmıştı ki, görevlinin, ikinci ve son kapıyı da kapatıp, yetişmek umuduyla seğirten üç kişiye sırtını dönüverdiğini gördü. Kısa bir duraksamanın ardından, isteksiz ve keyfi kaçmış bir halde bekleme salonuna girdi. Sürgülenmiş kapının gerisinde çaresiz beklemeye koyulan o üç kişinin durdukları yere doğru ilerledi. İki cepheden Boğazı gören ve bel hizasından tavana kadar çepeçevre geniş camlarla kaplı ferah bölmenin, hemen dibinde duruverdi. Vapura sürülmüş seyyar iskelelerin kıyıya çekilişini, çımacının, çözülmüş olan bağlama halatını aceleyle toplayışını izledi. Ve nihayet, tiz bir düdük çalışıyla verilen işaretle, alışılmış hareketlilik bir kez daha başladı. Makinelerin çalışma hızı ve gürültüsü daha da fazlalaşırken, geniş bacadan sükunetle tüten gri dumanlar, öfkeli bir siyahlığa boğuldu. Vapur, iskeleden ağır bir manevrayla ayrılıp da yönünü asli rotasına çevirdiğinde, kaptanın, - belki de veda niyetine- öttürdüğü düdüğün sesi engin maviliklerde yankılanıp dağıldı.

Kaçırdığı vapurun uzaklaşmasını, can sıkıntısı içinde seyretmek zorunda kalmıştı. Ama Aykut isimli bu öğrencinin, şu kızgınlık ve sabırsızlığını haklı çıkaracak en ufak bir bahanesi bile yoktu aslında. Çünkü ne aceleyle yetişmesi gereken bir işi vardı, ne de buluşmaya gecikeceği bir arkadaşı bekliyordu onu. O halde nedendi bu manasız hayıflanma? Doğrudan anlam veremediği, çözümünü bulup ta üstesinden gelemediği bu sıkıntı, demek ki, sebepsiz bir hüzünden besleniyordu.

Dakikalar geçiyor, turnikelerin üçlü kolları mekanik devinimlerle dönüyor, salondaki yolcu sayısı an be an artıyordu. Gelenlerin bazıları, yan yana sıralı rahat sandalyelere oturuyorlar, kimileri de ayakta durarak, iskeleye açılacak kapıların olabildiğince yakınında bulunmayı tercih ediyorlardı. Ve onların birçoğu, gelmesi beklenen vapurun seçilebileceği en uzak noktayı gözlemekteydiler.

Bir ara, Aykut’un hemen yanı başında durmakta olan gençlerden birisi, bitişiğindeki duru yüzlü, aksakallı ihtiyara yakınarak,

—Ah amcacığım! dedi, yetişemedik deminki vapura. İşin yoksa bekle şimdi.

Yaşlı adam ise, bu hoşnutsuzluğu paylaşmayan bir sükûnet ve sabırlı bir tavır içersinde; içten bir gülümsemeyle,

—Mesele değil evladım, dedi. Zaman, ne de olsa su gibi akmakta. Bunun gibi daha kaç vapur gelir gider de... Aslında ben… Şimdi burada, başka bir düşüncenin bilincimi uyardığını ve önemli şeyler hatırlattığını fark ettim.

Konuşmayı başlatmış olan kişi, bu durumda, konunun nereye geleceği merakıyla, sessizliğini bozmayarak sadece dinlemekteydi. Yaşlı adam, eliyle tam karşısını işaret etti;

—Hep acele işler peşinde, bir yarı körlük içersinde gelip geçmiyor muyuz buralardan? Şu karşı kıyıların bu kadar güzel ve bulunduğumuz yere bu derece yakın göründüğünün kaçımız farkındayız acaba?

Sözünün devamında, bu defa, bekleme salonunu çevreleyen camlı bölmeyi kastederek,

—Şu koca camekânın her bir bölümüne bakıyorum da…

Biraz durdu. Söylediklerini ilgiyle dinleyenlerin sayısı birkaç kişi daha artmıştı. Yaşlı adam bu kısa bekleme süresini; duygularını tazeleyip, anlatımını güçlendirecek bir fırsat olarak değerlendirdi. En son söylediği yarım kalmış cümlesiyle, konuşmasına tekrar başladı,

— Şu koca camekânın her bir bölümüne bakıyorum da hepsi, birbirlerini tamamlayan canlı tablolara dönüşmüşler adeta. Ve bütün doğallığıyla camların üzerlerine sinmiş, yakışmış olan bu doyumsuz manzara, kendi hal lisanıyla sessiz bir anlatıma koyulmuş. Hangimiz kaçırmıyoruz bu güzellikleri, yetişemediğimiz bir vapurun telaşına kapılıp da.

Aykut, bu sözler üzerine, genelde maviliğin hâkim olduğu bu nefis panoramaya bu kez daha bir dikkatli baktı. Bir uçtan diğer uca, bütün kıyı şeridini alıcı gözle taramaya başladı. Sahiden de tanıdık birkaç şaheser yapı, tarihi bugüne taşımanın gururuyla -ben buradayım- der gibiydiler. İşte Galata kulesi, Yeni camii, Topkapı Sarayı, Beyazıt yangın kulesi…

Ne kadar süreceği kestirilemeyen bir sessizlik oldu. Beklenen vapur da uzaklardan görüş menziline girmiş, şimdiden dikkatleri üzerine toplamaya başlamıştı. Aykut, kaçamak bakışlarla, farklı bulduğu bu ihtiyar insanı sezdirmeden izliyordu. Yaşlı adam bir ara, pantolonundaki özel cepten köstekli saatini çıkardı. Düğmesine basınca otomatik olarak açılan kapak Aykut’un ilgisini çekmişti. Vakti öğrenip de bakışlarını kadrandan kaldırdığında, Aykut’la göz göze geldiler. Yaşlı adam yine gülümsedi.

—Büyüklerinizden kullanan olmuş muydu bu türden bir saati?

—Hayır, dedi Aykut. Kısacık cevabının ardından, bu kez kendisi sordu,

—Saatinizi koyduğunuz böyle bir cebi ilk defa görüyorum. Özel olarak mı yaptırdınız?

—Evet, kendim hep böylesini tercih ettim. Ama yelek cebinde taşıyıp da, şık zincirini göğsünde bir aksesuar olarak kullanan insanlar daha çoktu eskiden. Ben ise, ısmarlama diktirdiğim pantolonlarıma, bu özel cebi hep yaptırdım.

Hala elinde tuttuğu saatin camını, silmek bahanesiyle okşadı. Sonra da gümüş renkli metal kapağı özenle kapattı.

—Çocukluğumda, sahip olmayı en çok hayal ettiğim şeydi bu saat. Rahmetli ağabeyimin hatırasıdır. Düğmesine basınca açılıveren kapakta parlayan o bir anlık ışıltı, hala ilk zamanlardaki canlılığında görünür bana.

Yaşlı adam, kısa süreli bir dalgınlık hali içinde suskunlaştı… Bu arada, iskeleye yanaşmış vapuru son yolcuları da terk edince, bekleme salonunun kapıları açıldı. Anlaşmışçasına, birbirlerinden ayrılmadan yürüdüler. Vapura bindiklerinde pencere kenarındaki koltuklardan birine yan yana oturdular.

Aykut, nedense, kısa sürecek olmasına rağmen bu arkadaşlıktan hoşnut kalmış, baştaki o anlamsız sıkıntısını tamamen unutmuştu. O nedenle, bu beraberliğin sürebildiği kadar devam etmesini içtenlikle dilemekteydi. Aralarındaki sessizliği yaşlı adamın konuşması bozdu;

—İnsan yaşlanınca, zamana ve olaylara karşı daha bir duyarlı oluyor. İçinde hatıraları saklı geçmiş yıllarını özlüyor. Tabii, maziyle bugün arasında oluşa gelmiş nice değişim ve farklılıklarla da yüz yüze geliyor. Yadırgadıkları, benimseyemedikleri oluyor. Kuşak çatışması diye nitelenen bir uyumsuzluk hali ortaya çıkıyor. Bu günün gençleri de yıllar sonra böyle bir hissiyatı paylaşacaklar mı acaba?

Yaşlı adam, konuşmasıyla önce kendi düşüncelerini dile getiriyor, sonra açıkça söylemese de, Aykut’un o konudaki fikrini öğrenmek istiyordu.

—Teknoloji, eskiden bugüne, büyük aşamalar kaydetti bey amca. Doğal olarak, keşif ve icatlar devam edecek bundan sonra da. Ama bu gelişmeler, biz gençleri, önceki kuşaklara göre daha az etkilemekte. Çünkü bu bahsettiğimiz şeyler kanıksanma derecesinde hayatımıza girdiler. Üstelik yeni kuşak, günümüzde, daha dinamik ve özgürlükçü bir yaşantı talebiyle toplumda yerini almakta.

Yaşlı adamın açmak istediği konu da aslında bu idi. Kendince önem taşıyan hususları söylemeden önce, ilgi derecesini ölçmek istercesine Aykut’un yüzüne baktı. Sakin, anlaşılır ve vurgulu bir anlatımla söze girdi.

— Evet delikanlı. Sizler; gençlik heyecanınızla hiç sorgulamadan, yararını zararını ölçüp biçmeden, önünüze konulanları olduğu gibi kabullenmek durumunda kalıyorsunuz. Taklit etmek eylemini o kadar rahat benimsiyorsunuz ki, kendi değerlerinizi tamamen unutmak tuzağına düşmekten kurtulamıyorsunuz. Tabii ki bütün gençler bu yoldadır demiyorum. Ama günümüzde, müzik sanatını bile, kulaklara eziyet veren bir gürültü üretim işlemi haline getirenler, yeni neslimize idol olarak kabul ettirildiler. Bu özenilen müzisyenler ise, bilhassa yabancı ülkelerde- mutluluklarını uyuşturucuda aramakta ve bazıları ise bu yüzden erken yaşlarda ölmektedirler ne yazık ki.

Söyleyecekleri bitmemesine rağmen sustu. Aykut da araya giren bu sessizliği bozmak istemedi. Bu esnada vapurun hareket saati gelmiş, aynı görevliler benzer işleri, hiçbirinin sırasını şaşmadan yeniden yapmaya başlamışlardı.

Nihayet, Eminönü’ne doğru yola çıkıldı. Üsküdar kıyılarından henüz ayrılmışken, o sevimli ve telaşlı halleriyle, martılar da peşlerine takılmakta gecikmemişlerdi tabii. Yine, uzunca bir mesafe boyu sürecek olan, ümit ve direncin eşlik edeceği tanıdık bir yolculuk daha başlamıştı onlar için. Kim bilir kaçıncı kez, hayat kavgası adına başlattıkları zorlu ve gerekli bir serüvendi bu seferki de. Ve yaşlı adamın yine söyleyecekleri vardı genç arkadaşına;

—Martılar… Şair Can Yücel’in deyimiyle; “denizlerin sokak çocukları.” Ötüşleri bile çığlığı andıran, hüzün enginliğinin asi canları…Bilmem ki delikanlı, şu söyleyeceklerime inanacak mısın? Ya da mantığına uygun gelecek mi, açıklayacağım düşüncem.

Aykut, kendini; bu yeni tanıdığı, ismini bile bilmediği fakat etkin bir kişiliği olduğuna inandığı bu yaşlı insanın yönlendirmesine bırakmıştı adeta. Bütün ilgisiyle,

—Sizi dinliyorum amca, dedi.

—Bence, martıların asıl işi insanlarla. Onların etrafımızda bu kadar hevesle dolaşmalarının amacı, sadece karnını doyurmak değil. Onların derdi bizlerle arkadaşlık.

—Nasıl olur bey amca, dedi Aykut. Martılar atılan simitlerin peşinde, bunu görmek ve anlamak zor bir şey değil ki bizler için.

—Belki benimkisi hayal… Ama martıların, balıkla da beslenebildiklerini de biliyoruz hepimiz, öyle değil mi?

—Evet ama bey amca, demek, bu iş onlara daha kolay geliyor, balık tutmaya nazaran.

Yaşlı adam, düşüncelerine daha bir yoğunlaştığını hissettiren tavrıyla, cevabını vermekte gecikmedi.

—Yüzlerce kez kanat çırpmayı, o zor, ani ve ustalıklı manevraları yapmayı kolay mı sanırsın delikanlı? Biz onları, bir lokmalık simit ya da ekmeğe ulaşmanın kanaatkar çabası içinde sanırız. Oysa martılar, kanatlarının rüzgarıyla vapuru alır götürür, hareketini kolaylaştırır, yükünü hafifletirler. Onlar vapurların yareni olmakla kalmaz, yolcuların da gizli dostları olarak hayatlarını sürdürürler.

Aykut, dakikalardır gidilen yolun artık sonuna gelindiğini, iskeleye yanaşmaya çalışan vapurun sarsıntıyla fark edebildi. Bu yaşlı amcadan da, yaptıkları sohbetten de böyle bir haz duyacağını yarım saat öncesi hiç düşünmemişti oysa.

Tokalaşarak veda edip, birbirlerinden ayrıldılar.

Şimdi Aykut, hem yürüyor, hem de, -keşke ismini sorsaydım amcanın- diye düşündüren bir burukluğu yaşıyordu... Birkaç adımdan sonra durdu, bir daha düşündü. Kısacık bir an sonrası; müşkülünü çözmüş insanların yürek rahatlığı ve hafifliğini hissetmekteydi artık.

—Hayal baba olsun adı! dedi. Ona ancak bu yakışır, bana onu bu isim hatırlatır, diye karar aldı kendince. Sonra da yaşlı adam, az ötesindeymiş de ona sesleniyormuş gibi, bir kez daha, usulcacık,

—Hayal Baba!..diye tekrarlayıp; sıradan hayatına, kalabalığa, karşılaşacağı yeni bilinmezliklere doğru yürüyüp gitti.

  • Hikâye Makamı
  • hasanparlak yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Yürek Yarası Haberdar Kişilere Dair Şiir Makamı Kimdir Nicedir Hay Sızı Kara Kalem Yazıları Tefekkür Gonca İçe Dönüş Reyhan Ümmet Coğrafyası Berceste Hür Tefekkürün Kaleleri Zamana Dair Hüzün Alanı Güncel Gelişi Güzel Makamı-ı Dikkat Tanıtılanlar Gülü Gülle Tartarlar Söz Ola Hakikat Hikayet Düş Vakitleri Ümidlere Dair
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 1 misafir çevrimiçi.
  • saliha desem
  • Aysen Erarslan
  • abdullah çal
  • şefika
  • sevgi özsarıoğlu

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • hayrolsun...
      13 sa. 5 dk. önce
    • Bir şeyler yapalım ya hu.
      13 sa. 32 dk. önce
    • Dağişik tarzda yazıları
      13 sa. 43 dk. önce
    • İyilerden Allah razı olsun... Kötülerden de
      13 sa. 50 dk. önce
    • insanin gozlerini dolduran
      13 sa. 54 dk. önce
    • Her okulun nasibine bir tane
      16 sa. 12 dk. önce
    • hayrolsun
      1 gün 4 sa. önce
    • İşte şiir diyebileceğim bir
      1 gün 18 sa. önce
    • Yazınn içeriğinde var olan
      1 gün 18 sa. önce
    • Hocam şiiri hangi duygularla
      1 gün 18 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Yazıyorsam, Ey Âh!..
    • Hatırlıyorum, Hiç Unutmadım ki...

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim