Oryantalizmin Gizemli Dünyasındaki Baş Mekan; Türk Hamamı
Aynur Yavuz — Salı, 03/06/2008 - 11:57
Orhan Kemal bir gün yanındaki arkadaşıyla İstanbul’u gezerken kenar mahallenin birinde tarihî bir Osmanlı çeşmesi görür. Bakar, bakar ve yanındakine dönerek. ‘ Güzel değil mi? Kim ne derse desin, biz ne yazarsak yazalım, adamlar büyük medeniyet kurmuşlar’ sözleriyle Osmanlı’nın mimarî de ve sanatta ulaştığı noktayı takdir etmekten geri duramaz. Evet biz ne dersek diyelim ne yazarsak yazalım, “ İnsanlığın şafağından bugüne kadar uzanan sonsuzluk kervanının görkemli duraklarından biriydi Osmanlı.” Onu anlatabilmek içinse anlamak gerekliydi evvelâ…
Görüldüğü ve bizâtihi bilindiği üzre bizim bir su ve hamam medeniyetimiz vardır. Örneğin, tarihi şehirlerimizde, geçmişin bir hediyesi olarak hiç beklenmedik bir anda karşımıza çıkarak bizleri ilk selamlayanlar çeşmelerimizdir. Türk milleti gittiği her yerde herkesin hakkını koruyup, dinlerinde serbest bırakırken, sosyal müesseselerini de hemen kurmaya başlamışlardır ki bunların başında da hamamlar gelir.
Osmanlı’da hamam yapımı, medrese, câmi, kervansaray, çeşme gibi mimari eserlerin yapımı kadar önemlidir. Hatta bir câmi yada başka bir eser yapılmaya karar verildiğinde evvelâ işçilerin yıkanması için hamam yapılırdı. Öyle ki, bir mimar yada kalfa câmi inşasından önce hamam yapılmasını bilmelidir. Aksi takdirde idamı ferman buyrulurdu.
Osmanlı medeniyetinin kültür simgelerinden biridir hamamlarımız.Avrupalı gözünde Osmanlı yada Türk denildiğinde ilk akla gelen sözcük,… Edebiyatta, sinemada, anılarda ayrı bir yere sahip. Oryantalizmin gizemli dünyasındaki baş mekan. Dört yanı çevrilmiş işlemeli duvarları ve kubbeli yapısıyla sadece temizlenilen yer değil, aynı zamanda toplumsal hayatın vazgeçilmez bir parçası. Tellağı, natırı, külhanbeyi ile yaşayan ve kuşaklar boyu aktarılan bir kültürün simgesi hamam…
Aslında hangi açıdan bakarsak bakalım, Türk hamamı konusu yüzyıllardır cazibesini kaybetmeyen çok ilginç bir kültür olayıdır. ”Hatta diyebiliriz ki; Türk Hamamının tarihi, Doğu ve Batı karışımının tarihçesidir. Milyonlarca insanın günlük yaşamının bir parçasını oluşturan bu kurumda sadece sanat ve mimarinin, sıradan insanların davranışları, gelenekleri, zevkleri ve nefretlerinin gelişimini değil, ulusların yükseliş ve yıkılışlarını, imparatorlukların doğuşu ve çürüyüşünü de görmek mümkündür”
Dünya tarihine Romalılar tarafından hediye edilen hamam geleneği, Bizans tarafından sürdürülmüştür. Ancak Roma imparatorluğunun tarihe karışmasıyla başlayan Ortaçağ boyunca Avrupa’da kişisel temizliğe ve hamamlara verilen önem etkisini kaybetmiş, çıplaklığın günah, kirliliğin sevap olduğu bir dönem başlamıştır. XVI. yüzyıl başında Avrupa’nın bir çok yerinde genel hamamlar kapatılırken Fransa kralı XIV. Lous’in baharda bir kez yıkandığı, ve batılı bir yazarın da, Osmanlı kadınlarının sık sık yıkanmaktan ötürü ciltlerinin bozulduğunu yazması kayıtlara geçmekteydi. Avrupa’nın önde gelen ülkesi Fransa’nın aydınlarından olan XVI. yüzyılın heykelcisi Michelengelo’ya ise babası bir mektubunda şöyle yazacaktı; “Yıkanmaktan sakın. Her türlü hastalık sudan gelir, bilirsin. Gerekirse adam tut kirlerini kazıt ama sakın yıkanma”.XVII-XVIII. yüzyıl Fransa’sında ise insanlar sadece doğduklarında yıkanır duruma gelmişler ve yine bu dönemde kadınlarda yıkanmamanın doğurduğu pis kokuyu bastırmak için aşırı şekilde parfüm istihlâkı baş göstermiştir.
Ortaçağda ve sonraki dönemlerde Avrupa pislik içinde yaşarken, Türkler her aldıkları şehirde hamam inşa etmiş ve temizliğe büyük ihtimam göstermişlerdir. Hamamların bugünküyle kıyaslanamayacak kadar çok olduğu ve gündelik hayatta yer tuttuğu Osmanlı döneminde Türk hamamları, en mükemmel halini almıştır.Osmanlı Türk hamam mimarisini geliştiren kişi ise XVI. asrın ünlü mimarı Koca Sinan olmuştur. Haseki Sultan Hamamı, Valide Atik Hamamı, Mihrimah Sultan Hamamı, ve Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden olan Ayasofya hamamı Mimar Sinan’ın imzasının görüldüğü tipik Türk hamamlarından birkaç örnektir.
Peki, Osmanlı toplumu, neden dört bir tarafını çeviren denizin serinliğini değil de, çarşı hamamlarının cehennemi halvet sıcaklığını tercih etmişti. Osmanlı küskün müydü yoksa denize? Elbette ki donanmalar kurup, nice zaferlere imza atan sayısız kaptan-ı deryaları yetiştiren, Boğaz’da saraylara ve yalılara sahip olan bir toplumun denize uzak olduğu düşünülemez.”Deniz bir bakıma Osmanlı’nın içinde, ama o denli de uzağında idi” Ancak Osmanlı’nın denize olan uzaklığını yada başka bir ifade ile çarşı hamamlarına yönelişini sadece alışılmış ve sınırlandırılmış bir yaşam biçiminden ötürü görmek yanlış olur. Nitekim, Yaşadığımız andan geçmişe sadece bugünün değerleri ile bakar, incelediğimiz çağa adımımızı atamaz isek sathî görüşlerin tutsağı olmaktan da kurtulamayız…
Bir kadının tertibini, temizliğini varlık derecesini göstermesi açısından da hamam ziyaretleri bir fırsattı. Fildişi taraklar, boncuk işi tülbentler, gümüşten bakırdan hamam tasları, sedefli, çuhalı nalinler, peştamallar, havlular, hamam bohçasının vazgeçilmezleri arasındaydı. Bugün bile bazı yörelerde gördüğümüz bu gelenekler hala devam ediyorsa demek ki tüm bu alışkanlıklar sınırlandırılmış bir yaşamdan dolayı ortaya çıkmamış, Osmanlı toplumunun benimsediği bir kültürün öğesi olarak günümüze kadar süregelmiştir.
Kamu yararı gözetilerek, inşa edilen hamamlar zamanla kuruluş nedeninden bağımsızlaşarak, halkın güncel yaşamına girmiş ve böylece Türk hamamlarında giderek gelenekselleşen birtakım uygulamalar yapılmaya başlanmıştır. Tulumbacı hamamda ağırlanmış, asker adayı buradan uğurlanmıştır. Yeniçeriler ayaklanmalarını burada örgütlemiş, gelinlik kızlar görücüye burada çıkmıştır. Bebekler, lohusalar sağlık muayenelerinden geçmiş, gelinler damatlar burada öğütlenmişlerdir. Böylesi törenlerin en ilginciyse gelin hamamıdır. Günlerce sürecek olan düğün, önce gelin hamamıyla başlamaktadır. Düğün törenlerinde, zilli maşa tef ve dümbeleğin katıldığı su sesi kubbenin altında, çok hoş bir sada oluşturmaktadır. Bu başka türlü bir musikidir…
Hamama olan ilgi şiirde de karşımıza çıkmaktadır.Divan edebiyatı şairlerinin hemen hepsi bu konuya dair şiirler yazmışlardır.Fuzuli gibi ermiş bir şairin bütün bir gazelini baştan sona ve bir bütün şiir halinde yıkanışın hikayesine, şark hamamında yıkanan bir güzelin tasvirine hasretmesi ise, hayli mühimdir.
Hamamın en çok işlendiği türlerden biride seyahatnameler olmuştur.Avrupa Ortaçağ’da yitirdiği yıkanma kültürünün, Türk hamamlarında sosyal hayatın bir parçası olarak yaşanmasına özenmiş ve hamamı incelemiştir. Ancak Doğunun kültür ve felsefesini bilmeyen kişiler bir gizem alemi içinde çoğu zaman gördüklerini değil, hayal ettiklerini yazmışlardır. Kadınlar hamamına girmeleri ölümle cezalandırılacak olan erkeklerin kadınlar hamamına ait tasvirleri hayalidir.Bu anlatımlara dayanarak resim yapanları ve araştırmacıları da çok kere yanıltmıştır.Fransız yazar Theopile Gautier İstanbul adlı kitabının kadınlar pasajına şöyle başlar.”Doğu’dan dönen her geziciye ilk sorulan soru budur:Ya kadınlar?”Gautier’in sözlerini de göz önünde bulundurarak Batı’nın hamam konusundaki hayalci yapısını yada başka bir ifade ile gizemli Doğu’ya ilgisini anlamlandırmamız sanırım daha kolay olacaktır.
Modernleşme süreci ile birlikte evlere girmeye başlayan küvetli ve duşlu banyolar, Türk kültür hayatında uzun süre önemli bir yer teşkil eden hamamların yerini almaya başlamıştır. Her ne kadar günümüzde eskisi kadar rağbet olmasa da sadece yıkanmak için değil, yerleşmiş bir kültürü yansıtması açısından da çok önemli bir yere sahiptir Türk Hamamları.Fakat artık eskiden gelen binaların yeterli yenilenme çalışmaları yapılmadığı için, şaşalı kullanım günlerinden uzak, turizm mekanlarının yurtdışı tanıtım malzemesi olarak ve cinsel anlam verilerek pazarlaması yapılmaktadır. Zaman zaman hamamları, farklı cinsi tercih ve yaşantıları olan bireylerin yöneldiği mekanlar olarak göstermek isteyenler olsa da arızî ve de bireysel hadiseler kurumları suçlayamaz. Ve onların yararlarını gölgeleyemez. Hamamlar, sahip çıkılması gereken, kültür parçalarımızdan biridir. Elimizden gittikçe kayması ve anlam değişikliğine uğraması ise bizlerin kültürel değerlerimize ve geçmişimize ne derece önem verdiğimizin acı bir göstergesidir.
Şunun altını çizmemiz gerekir ki; atalarımızdan bize kalan bu kültür mirasımızı, sadece eski yapıları ile değil, sağlık, sosyal yaşam ve sanat değerleri ile de koruyup geliştirmek her toplumdan önce bizlerin görevidir. Örneğin, Japonya’da Türk Hamamı’nın karşılığı, ‘genel ev’ olarak topluma empoze ediliyor ise bu o toplumdan önce bizlerin suçudur...
Olmazsa olmazları vardır hamamlarımızın. Çamlıca gazoz gibi, hacı şakir sabun gibi…Bu ve buna benzer tüm özellikleri ile yaşayan bir kültürdür hamamlar. geçmişte kalmamıştır. Bugünde yaşıyor, ve ümid ediyoruz ki yarında yaşayacaktır.
Şimdiye kadar anlattıklarımız tam olarak ne ifade etmektedir bilmiyoruz ama, umarız fil gözlerinden süzülerek kubbelerden içeriye huzmelenen aydınlık artık bizler için çok daha fazla şey ifade eder….
- Aynur Yavuz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Teşekkür ederim..
Aynur Yavuz — Çar, 04/06/2008 - 16:49Teşekkür ederim değerli yorumlarınız için.Biri tebessüm ettirdi geçmişi anımsatarak.:), Diğer bir yorum ise dolması gereken boşlukların tamamlanmasını sağlamış öz bir biçimde.. Bu yüzden ben teşekkür ederim sizlere.
Eğer olurda ileride bu konu hakkında çalışma yapmak isteyenler olursa onlara yardımcı olması açısından, sizin de zikr etmiş olduğunuz ancak kitap haline gelememiş olan kıymetli çalışmanın yanına bir kaç eser ismi de ben eklemek isterim ki ileride bu mevzuda çalışma yapmak isteyen kişilere kolaylık olsun.Çünkü hepimizin de malumu olduğu üzre bir konu hakkında mevcut literatüre ulaşmak hayli zahmetli bir iş.Bu yüzden yeri gelmişken bu çalışmalardan bir kaçını da zikr edelim ki bizlerin çektiği sıkıntıları başka birileri çekmesin...
*Evren, Burçak, İstanbul Deniz Hamamları, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2000.
*Eyice, Semavi, “Hamam”, İA., c. 8, 2003:402-430.
*Gautire, Theophile, İstanbul, Profil Kitabevi, İstanbul, 2007.
*Haskan, M. Mermi, İstanbul Hamamları, Turing Yayınları, İstanbul, 1995.
*Önge, M. Yılmaz, Anadolu’da XII-XIII. Yüzyıl Türk Hamamları, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 1995.
*Özgen, Mutlu, “Suyla Bütünleşen Bir Gelenek Türk Hamamı”, Mostar Dergisi, sayı 35, 2008;60-63.
*Tansuğ, Sabiha, “Türk Hamamı” Türkiyemiz, sayı 44, 1984:5-13.
*Taşçıoğlu, Tülay, Türk Hamamı, İstanbul, 1998.
*Türkyılmaz, Dilek, Türk Kültüründe Hamam Geleneği Ve Eskişehir Hamamları, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi-Hacettepe), Ankara, 2001.
*Ünver, Süheyl, “Türk Hamamı” Belleten, sayı 145, XXXVII(1973), s.87-94.
*Yılmazkaya, Orhan, Türk Hamamı, Çitlembik yayınları, İstanbul, 2002
Hamam'a Hâmiş
Kâni Çınar — Salı, 03/06/2008 - 19:15Harika bir çalışma ile ufkumuzu genişlettiniz, teşekkürler ediyorum. Özellikle fıkhi açıdan hamamın "şerh" düşülen yönünü asla ıskalamadan şunu eklemekte fayda vardır: Hamamlar hem mimari hem işlev bakımından "Türkleşmiş" mekanlardır. Kültürümüzde ne kadar ağırlıklı yeri olduğunu zaten belirtmişsiniz tekrara gerek yok. Türk Edebiyatında dahi hammamiye adıyla bir türün olduğunu bilmek bu yerelleştirmenin başka bir kanıtıdır. Hamamla ilgili deyimleri, atasözlerini, türküleri, fıkraları... da bahs konusu edebiliriz.
Hamama en fazla önem veren Osmanlı Türkleri ise de Selçukluların da özellikle Kayseri, Konya ve Sivas gibi önemli şehirlerine hamam inşa ettikleri vakidir. Yazınızda detaylıca verdiğiniz bilgilere ilaveten Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul hamamlarına dair zengin malzemeler içeren arşivinin ölümünden sonra ne olduğu hususunu da şerh düşmek gerek sanırım. Kapsamlı bir çalışmanın kitap haline gelememesi ne kadar üzüntü verici bir durum.
Hamam kelimesi her ne kadar Arapça'dan dilimize girmişse de değişik Türk boyları arasında çimek, yumak, yıkak gibi kelimeler de kullanılmıştır. Anadolu'da hala çimmek, yunmak kelimeleri kullanılmaktadır. Bilmeyenlerimize bunuda duyurmuş olalım...
Öenmli bir yazıyı bizlerle paylaştığınız için tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Selamlar.
türk hamamı
Zehra Arslan — Salı, 03/06/2008 - 19:03aklıma birden nurcan hoca geldi :) ... uslübun bizi ferahlattı, tarih yazılarına her zaman ön yargı ile bakan kişilere okutmak gerekir bu yazıyı. tarih diyince sırf savaşları hatırlamayan bir toplum haline gelmek gerekiyor...ve savaşlar gölgelememeli diğer güzellikleri.