Ahir Zaman Şairi…
Kâni Çınar — Çar, 11/06/2008 - 09:32
“Kendinden sonra yazmaya başlayan genç müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, O'ndan sonrakiler O'nda ders alınacak bir taraf bulacaklardır. Hem şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından, hem müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından.”
İsmet Özel’in bu çok bilinen ve maksadı tam ifade eden düşüncelerindeki bir husus, uzun seneler Zarifoğlu adı anılınca hemen ictimaya koştu yüreğimde. Kendinden sonrakiler… Ne kadar düşündüm Zarifoğlu’nun, “kendinden sonra gelen”ler için bu kadar “biz”den olmasının sebeplerini. Yazar gibi yaşaması mı, ansızın aramızdan sıyrılıp gitmesi mi, “Okuyucularla “ bölümünde yazdıkları mı, “Yaşamak” mı, “Şiirler” mi… Sebep? Ben Zarifoğlu okumalarıma “Bir Değirmendir Bu Dünya” ile başladım. Nice zaman sonra peşine takılıp gitmelerimin sebebini de burada buldum. İbrahim Tenekeci’nin Süleyman Çobanoğlu şiiri için bulduğu sebepten başkası değildi bu: Samimiyet.
Bazılarının takıntı haline getirdiği “O’nun şiir dili” beni ilgilendirmiyor. Alacağımı alıyorum “Onun vekili gibi” yaşayışından. 35 – 40 yaşlarındaki çocuklara yazdığı masallar da bir kenarımda duruyor. Ama illa bende Zarifoğlu isminin çağrışımlarını, Avrupa’yı tek başına gezen bir seyyahın yaşadıkları oluşturuyor. Üstad Necip Fazıl ile ülkemin doğusuna ve Kutsal Mekan’a yolculuğu tutuyor yakalarımdan. O’nun Mavera’da yaptıkları ile hemhalim. Arkasında bıraktığı muhabbet deryası ve adı anılınca yüreğimizin bir köşesinden yayılan sızı, sıkı bir yumruk atıyor suratıma. Çocuk yüreği ile halkayım. Ve yaşarken de yazarken de riyasız yazan Zarifoğlu ile diz dizeyim. Tıpkı “Okuyucularla”da yazdıkları gibi samimi, bir ikindi namazı çıkışı gibi berrak.
O bunları yaparken tıpkı bir yönetmen gibi, herkese ne yapmaları, nasıl yapmaları gerektiği hususunda bilgiler aktarıyor, boş alanlara işaret ediyor, arasatta kalmış mevzulara dikkat çekiyor. Bunu yaparken kimseyi incitmeden, kırmadan, samimane, bir hasbihal içerisinde söylüyor. Şiire yeni başlayanlara yaptığı yönlendirmeler gibi Mavera grubundaki arkadaşlarına da yapıyor bunu. Anadolu tabiri ile Zarifoğlu’nun, “sarımsağın başı” olduğunu o, güzel atlara binip gittikten sonra “Mavera”’ya veya başka bir ifade ile “Yedi Güzel Adam”a bakarak daha iyi anlıyoruz. Bu doğulu, sır yüklü ahir zaman şairinin yere değen salkımsöğütler gibi üzerimizde gezinmesi bundan olsa gerektir.
Yaşadı. Hareketli, canlı, cıvıl cıvıl yaşadı. Ve sızlanmadı hayattan. Gökle yer arasında yalnızlık dokudu biteviye. Çocuklar, kuşlar, masallar, acı, çiçek… O gitti ve fakat koskocaman bir dünyayı miras bıraktı bize. Fark etmediğimiz, hissetmediğimiz bir dünyaya açtık gözlerimizi. O’ndan sonra daha bir rikkatle bakar olduk açan çiçeğe, gökte uçana, yerde sürünene. Bir de değişmeyen dünyaya kondu kelebeğimiz. Savaşlar, ölen insanlar, yıkılan şehirler ve acılar. O’nla beraber şunu tekrar idrak ettik: “Bir Değirmenmiş Bu Dünya”
“Ne çok acı var” diyerek sayfalar açtı önümüze. Acı bir külliyat üzerinde kabuk bağlayan yaralarımızla O’nun yokluğunun da acısı gelip oturuverdi. Mutlaka her ölüm erkendir, ama O’nunki bir başka erkendi. “Yâr ile bayram iderler şimdi” hiç bu kadar anlam kazanmamıştı bakışlarımızda. Dönüp dönüp okuduğum “Sultan” şiiri, tek başına dahi onu şair kılar; samimiyetine ve aczine ve kul bilincine kayıtsız şartsız yeter diye düşünüyorum.
Sultan
Seçkin bir kimse değilim
ismimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum
Nice zamandır Eski şairliklerim gitti gözümden ağabey, sen gibi başka bir hâl kuşanıyorum... Kuş olup gittiğin trenle sıramı bekliyorum…
- Kâni Çınar yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Üstadın vefatından sonra
Halid Aslan — Cum, 13/06/2008 - 17:47Üstadın vefatından sonra yazılan en güzel şiirlerden birisi belki Mevlana İdris'in "ay söylevi"... Allah mekanını cennet eylesin.
ay söylevi
cahit zarifoğlu'na
biz bakardık ve sen yürürdün şeyhim
sen yürürdün ve dağlar yürürdü
öksüz bir kırlangıç olurduk sen görünmeyince
sen görünmeyince görmezdik bulutları
yağmurları kuşanıp yollarda bahara durmazdık
kapının önünde iki büklüm bekler
acıyı keşfeden bu çocuk yürekler
nasıl selam verilir bilmez
ne açar kapıları bilmezdik şeyhim
biz sorardık ve sen söylerdin şeyhim
sen söylerdin ve gökler söylerdi
kırılmış bir ayna olurduk sen konuşmayınca
sen konuşmayınca varmazdık denizlere
balıkları farkedip yunusa seslenmezdik
denizin altında öylece durur
saçlarımıza denizin akşamı vurur
çocukları kim ağlatır
kim öldürür halkları bilmezdik şeyhim
ayna
Selman Maltaş — Çar, 11/06/2008 - 15:58ve gözüm eşyamda değil
yoruldum maddemden
ta ki dünya bitti
köşk kurdum sakin oldum
dehlizsiz ve tabakasız
kör bir hayvan gibi
rızkına etiyle yanaşan
karanlık birevdir gövdem
güneşte asla karanlık yoktur dediler
ve onlar yoluna cihet ettim vatan tuttum
büyük yeni bir hayat bildim
yeni yeni bildim yoksa ölüyordu bir şey
bir insan binası yıkılıyordu durmadan