Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Kategoriler › Bakışı Güzeller › Zamana Dair

Dünden Bugüne Vakıf Medeniyeti

M.Nihat Malkoç — Çar, 25/06/2008 - 07:49

İslam inancında mülkün sahibi Allah’tır. İnsanlar sadece emanetçidirler. Belli bir süre imtihan edilmek için dünyaya gönderilen insan, bütün davranışlarından sorumludur. Malımızı nasıl kazandığımız ve nerede harcadığımız elbette sorgulanacaktır. Helal yollardan kazanılmayan ve yerinde kullanılmayan para, kişinin başına dert olabilmektedir. Malvarlığımızı insanların hayrına kullanmak manevi mertebemizi yükseltir. İnsanların en hayırlıları insanlara faydalı olanlardır. Bu anlayış vakıf kültürünün doğmasına zemin hazırlamıştır. Geçmişte insanlarımız vakıflar kurarak hayırda yarışmışlardır.

Vakıflar özde dayanışma ve yardımlaşma temeline dayanır. Türk kültürünün ve medeniyetinin geçmişten bugüne aktarılmasında vakıfların ifa ettiği görev çok büyüktür. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan günümüze kadar vakıflar çok mühim işlere imza atmışlardır. Şahısların yapamadığı işleri vakıflar gerçekleştirmiştir. Onun içindir ki vakıflar kültür ve medeniyet tarihi içerisinde çok ciddi roller oynamıştır. Bizler zengin bir vakıf kültürünün varisleriyiz. Vakıflar dayanışmanın ve yardımlaşmanın en güzel örneklerini vermişlerdir. Geçmişteki eserlerin ayakta kalması vakıfların hizmetleri sayesindedir.

Osmanlı devleti çok zengin bir vakıf medeniyeti kurmuştur. Bu kurumların uzun ömürlü olması için onlara kalıcı gelir kaynakları sağlanmıştır. Vakıflar devletin tekelinde olmaktan kurtarılmış, bu hizmetlerin manevî boyutu hakkıyla anlatılarak şahısların vakıflara sahip çıkması sağlanmıştır. Durumu iyi olanlar vakıflara maddî yardımlarda bulunmuşlardır. Durumu iyi olmayanlar ise bizzat hizmet ederek bu hayır yarışına destek olmuşlardır.

Vakıflar sadece yardım amaçlı kurulmuş teşkilatlar değildir. Selçuklulardan günümüze kadar akla gelebilecek hemen her alanda bir vakıf kurulmuştur. Hangi alanda bir eksiklik ve boşluk görülmüşse onunla ilgili bir vakıf teşkilatı oluşturulmuştur. İnsanların dışında, hayvanları ve çevreyi koruma amaçlı çok sayıda vakfın varlığından bahsedilmektedir.

Millet olarak zengin bir vakıf kültürünün mirasçılarıyız. Bizler hasta ve garip leyleklerin bakım ve tedavisi için bile vakıf kuran bir milletin evlatlarıyız. Bu millet bayram günlerinde top atılarak halkın sevindirilmesini düşünmüş, alışveriş edenlerin aldatılmasını önlemeyi kendine vazife saymıştır. Yoksul genç kızlara çeyiz verilmesi, bunların düğünlerinin yapılması bile hesaba katılmıştır. Cezaevlerindeki mahkûmların ihtiyaçlarının karşılanması, ziraatın geliştirilmesi, borç yüzünden hapse girenlerin borçlarının ödenmesi bir mesele olarak görülmüş, ilgili vakıflar kurularak gerekli önlemler alınmıştır. Çocukların açık havada gezdirilmesi, Van gölünde gemi işletilmesi, kimsesiz fakirlerin ölülerinin kaldırılması, mektep çocuklarına yardım edilmesi gibi alanlarda da vakıf kuran Osmanlı, bu hayır müesseseleri sayesinde uzun ömürlü olmuştur. Böylece halk devletine güvenmiş, sevgi beslemiştir.

Bugün vakıf medeniyeti o görkemli eski görünüşünden çok uzaktır. Onun içindir ki aradığımız huzuru bulamıyoruz. Zira insana huzur veren şey, başkalarına faydalı olmak ve onların hayır duasını kazanmaktır. Zamanımızda kurulan derneklerin ve vakıfların önemli bir kısmı tabela derneği ve vakfı olmaktan öteye gidemiyor. Çünkü bir kısmının teşkilat yapısı çok zayıftır, bir kısmı kişilerin tekelindedir. Eğer o eski vakıf medeniyeti bugün de varlığını sürdürebilseydi aç ve mağdur insan ve hayvan kalmazdı. Günümüzde satıcılar müşterilerini aldatıyorsa, fakirlerin boynu bayramlarda bükülüyorsa, evlenme çağına gelmiş kızlarımız ve erkeklerimiz evlenemiyorsa, insanlar borç yüzünden hapse veya mezara giriyorsa, garibanlar hastanelerde rehin kalıyorsa, bazıları çöplerden rızkını arıyorsa, kimsesiz ölüler ortada kalıyorsa, işkence sıradanlaşmışsa, çevre tahrip ediliyorsa, büyüğe saygı, küçüğe sevgi kalmamışsa, bencillik hayatı kasıp kavuruyorsa bunlar ilgili vakıfların olmayışı yüzündendir.

Geçmişte vakıflar halka hizmet ederek devlete büyük destek sağlıyorlardı. Emin olun ki vakıflar ihya edilirse pek çok mesele kendiliğinden çözülecektir. Halk- devlet dayanışması güzellikleri beraberinde getirecektir. Huzur ancak böyle sağlanır. Yeter ki birlik olalım.

  • Zamana Dair
  • M.Nihat Malkoç yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Vakıfü'l-vakf

Nadir Marmara — Cum, 27/06/2008 - 06:33

Bir günde sayın Malkoç'un iki yazısına yorum girmek biraz "açgözlülük" yaptığımın belgesi hükmündedir. Bu yüzden suç-i lisan ettiysem affola.

Değerli tanıtım yazılarıyla bizleri aydınlatan ve bizlere bir şeyleri hatırlatan sayın Malkoç'un acizane bu yazısını eksik bulduğumu belirtmek isterim. Ben kendi adıma fırsaat bulmuşken zaten araştırmanı külfet-i hilat sanan okura bu kapsamda bazı bilgilerin de aktarılmasını önemsediğimden yazı içinde vakfın anlamı, çeşitleri, olumlu yönleri yanında olumsuz taraflarının da belirtilmesini isterdim. Daha da önemlisi vakıfın dünyanın urbanizasya (şehirleşme) ve sosyalleşme tarihinde oyadığı roldür. Küçük bir hatırlatma: vakıf, Kuzey Afrikada "hubus/habs" olarak bilinir ve bu sözcük Fransızcaya "habous" biçminde geçmiştir. Yani vakıf dünya lüteratüründe kendi literatürünü oluşturmuş ender kurumlardan biridir. Benzer bir kurumlaşma örneğine çağdaş dönemden önce neredeyse hiç rastlanmaz. Sanırım, yazar günümüzdeki vakıf anlayışına da biraz haksızlık etmiş gibi. Evet, doğrudur, çağımızda vakıf müesseseleri çoğunlukla İslami bir boyut taşımasalar da "hayır"ın varlığı zaten hakikat olduğundan benzer bir içeriğin ifadesi hesap edilebilir. Ayrıca, bugün Türkiye'de vakıf üniveristelerinin başarısı da göz ardı edilemez. Bunun dışında ülkemizde en ciddi yayınevlerinin yine vakıf yayınları olduğu ve en güzel kütüphane hizmetlerini de buların verdiği bir gerçektir. Çok daha önemlisi, son 20 yılda Türkiye'de siyasetin bir vakıf siyaseti halini aldığını da unutmamalıyız. Bir husus daha var burada: vakıf hizmet alanı dinsel olsa da mantık alanı mülke ilişkindir (anlam olarak da Arapça "alıkoymak, durdurmak" demektir). Nitekim, yazar da yazısının başlangıcına bu babta bir cümle koymuştur. Ama, vakıf'ın mülke dayalı özelliği sosyal parçalanma da doğrucak niteliktedir. Yani bir dizi hassaslıkları da içinde barındıran bir konudur. Bana biraz ortaçağların bağrında "posmodern" biri kurum gibi de geliyor, vakıf kültürü.

Yazarın görüşlerinde katılmadığım bir husus da: vakfı, "hangi alanda bir eksiklik görülmüşse, o alanda bir vakıf kurulmuştur" biçiminde eksiklerin giderilmesi olarak göstermesidir. Ama durum tam aksine, vakıf eksiklikten ziyade bolluğun alanında ortaya çıkmaktadır. Nitekim, vakıfların en çok geliştiği dönem de bolluk dönemleridir. Burada bolluk bir refah olarak anlaşılmasın. Örneğin, su işletmeciliği de vafka bağlanabilir ve bağlanmıştır da. Yani bolluk, mülkün bolluğu olarak algılanmalıdır.

Günümüzde olduğu gibi, eski dönemlerde de vakıf hayrın müesseseleşmiş biçimi olduğu kadar "yolsuzluğun" da kaynağı olduğunu göz ardı etmeyelim. Tarihte para ve serveti devletten kaçırmak için de vakıf anlayışının kullanıldığı bir gerçektir. Ama öte yandan, İran'da olduğu gibi vakıf anlayışı bir devrime de yol açmıştır. Şahın "beyaz devrimi"nin vakıflara karşı olduğu düşünülürse, vakıf anlayışın köksalmışlığı bu devrime karşı bir devrim ortaya çıkartmıştır. Çok daha önemlisi vakıf siyasetinin Doğuda şehir kültürü üzerinde oynadığı roldür ki, tek başına bir araştırmanın konusudur. Ve son bir not daha Türkiye'de belkide bir kurumu üzerine yoğunlaşarak onu uzun süreden beri araştırma konusu yapan tek dergi de Vakıflar Dergisidir.

Saygılarımla...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Vakf-ı Gayr-i Lazım

Nefi Selamoğlu — Cum, 27/06/2008 - 21:38

Bir de VAKF-I GAYR-İ LÂZIM olanlar var, yeri gelmişken onları da hatırlatalım. yani "olmasa da olur" veya "niye var ki bu vakıflar?" nev'inden olanlar.

Türk Demokrasi Vakfı gibi, Sigarayla Savaşanlar Vakfı gibi, Reklamcılık Vakfı gibi... Sayabiliriz daha lakin lazım değil devamı...

Demem oldur ki hem N. Malkoç hocamızın hem de N. Marmara üstadımızın doğru tespitlerle değindikleri "vakf" hadisesi sair isimler altında "sivil toplum teşekkülleri" makamına da tebdil olmaktadır. İmdi bunların "ne hayr ve hasenat" ile ne "mülkün bolluğu" ile alakaları asla ve kat'a yoktur. Tersine varlıklardır belki. Bunları da sırf tabelalarında "vakıf" geçiyor diye hem yazı hem yorum bağlamında düşünmemek şarttır.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Vakıf kurumlaşmış bir yardım

Nefi Selamoğlu — Çar, 25/06/2008 - 11:47

Vakıf kurumlaşmış bir yardım anlayışını ifade eder. İslâm’a göre herşey fani yalnız Allah bakidir.
Mutlak hakim O’dur. Mülk O’nundur. Bu sebeble Allah’ı seven başta insan olmak üzere bütün
yaratıkları sever. Bu anlayışla hareket eden kişi “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olan,
malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan, Allah yolunda harcananın da en hayırlısı halkın en çok
ihtiyaç duyduğu şeyi karşılayandır
.” düsturunu kendisine rehber edinir.

“İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir. Sadaka-i cariye (sevabı devam eden sadaka)
faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat
.” hadisi ve “Sevdiğiniz şeylerden
Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe eremezsiniz” ayeti gereğince Osmanlı, Vakıf işlerini ön plana çıkarmış hem dünya hem de ahirete bir hizmet vasıtası görmüştür. Vakıf müesseseleri ile diğergamlılığın zirvesini yakalayan Osmanlı 26 binden fazla vakıf kurarak insanlarla birlikte hayvanlara da hizmet etmiştir. Osmanlı, Kur'an ve Sünnet çerçevesinde Asr-ı Saadette başlayan ilk vakıf faaliyetini büyük hizmetlere vesile kılmışlardır.

"Hayırda yarışınız" emri, "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır" prensibi gereği toplum birbiri ile yarışmış ve günümüze kadar ulaşan muazzam eserler vücuda getirilmiştir. İnsanların ihtiyacına, çevrenin şartlarına göre değişen çok farklı hizmet alanları olan Vakıf müessesesi Osmanlı'da bu açıdan dinamik bir yapıya sahipti. Donuklaşmış, kalıplaşmış bir yapısı yoktu.

" İnsanların, canlıların yaşadığı yerlerde mutlaka onlara yapılacak bir yardım, bir hizmet vardır" anlayışı Osmanlı Vakıflarının genel prensibi idi.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

İz Bırakanlar Gelişi Güzel Reyhan Şiir Makamı Tanıtılanlar Gül Kokusu Gülü Gülle Tartarlar Kimdir Nicedir Güncel Yürek Yarası Düş Vakitleri Kişilere Dair Söz Ola İçe Dönüş Haberdar Hay Sızı Gonca Zamana Dair Berceste Kara Kalem Yazıları Hüzün Alanı Hür Tefekkürün Kaleleri Ümmet Coğrafyası Sorulunca Söylenenler Tefekkür
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 1 üye ve 1 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • ömer ceylan
  • derya yelken
  • ramazan
  • deniz
  • furkan ünal
  • u.d

Duyuru - Etkinlik

  • -“Kurtuba'nın 40. Sayısı
  • - Temrin Ekim Sayısı Çıktı
  • - "Bir nokta" edebiyat dergisi (80. Sayı)
  • - Bir Ricamız Var Dostlar!..
  • -Son şiiriyle İsmet Özel
  • - 21. Tasavvur
  • - Kültür Dergisi "Osmanlı'da Çocuk" Özel Sayısı
  • - Ağır Misafir - İbrahim Tenekeci
  • - "Yedi İklim" edebiyat dergisi
  • ... Devamı
  • Anket

    Medya kim için özgürdür?:

    Son yorumlar

    • fazla konuşmaya gerek yok
      13 sa. 49 dk. önce
    • Deplasmanda Plasebo-postmodern bir murat menteş
      14 sa. 2 dk. önce
    • Ah be hocam yüreğimiz yanıyor
      14 sa. 11 dk. önce
    • Mollanız 52 farzı anlatıyor
      14 sa. 14 dk. önce
    • hep hüzün,hep hazan...
      15 sa. 32 dk. önce
    • Ülke TV'de Tarık Tufan ve
      1 gün 2 sa. önce
    • ..
      1 gün 2 sa. önce
    • bir soru
      1 gün 6 sa. önce
    • murat menteş
      1 gün 13 sa. önce
    • Bu aşkın duasıdır...
      1 gün 14 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Öyküzen
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Gözdeler

    Bugün:

    • Safları Düzelten Edip: Murat Menteş
    • Aktütün'de Düşenler
    • Mollanızın Tedavüle Çıkışı Beyanındadır

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim