masa başları ve devrik cümleler
serpil doğan — Salı, 26/02/2008 - 14:18
Çağırdılar gittim. İçerde üç kişi bir masanın etrafında konuşuyorlardı. Bir yol bulup biraz yakınlaştım. Adamlardan biri fena halde sinirliydi. Biraz daha yakınlaşırsam bu masanın etrafında neler döndüğünü ve o adamın sinirini anlayabilirdim. İçime giren merak beni fena halde cesaretlendiriyordu. Kim bilir belki bir örgütün içindeydiler ve belki şansım varsa özgürlük, hak, irtica gibi maharetli kelimeler duyabilirdim. Bir adımı daha atarken yanımdan gecen kelime beni az kalsın yere çakıyordu. ‘şans’ diyorlardı. Bu koca masanın etrafında üç büyük adam şanstan çevirdikleri zarlardan ve büyük paralardan bahsediyorlardı. İçerinin havasının bundan başka şeyler barındıracağı ihtimaliyle ilerledim. Ne o sinirli adamla nede o berbat suratlı iki adamla bir kez bile göz göze gelmedik. İçimden kendime defol dedim.
Çağırdılar gittim. İçimde Murat Menteş’in kitaplarını okurken duyduğum duygunun aynısı vardı. Bu müthiş bir şey. Su an onu arayıp bunu söyleyememek ne kadar kötüydü. Holden caulfield doğru demişti bu odada sanki bir roman okuyordum ve yazarını aramak istemiştim. Hepsi bu. İşte burada durum biraz farklıydı iki erkek ve üç kız vardı. Hepsi birbirine benziyordu. Biraz daha zorlasak bir fabrikanın ürünleri market rafındaymış gibi görebilirdiniz. Kızlar büyük bardaklardaki içeceklerini baş döndürücü edayla içiyorlardı. Erkeklerde gözlerini ayırmadan müthiş espri avcılığı peşindeydiler ve tek istedikleri şey kızların onlara en iyi kahkahalarını göstermeleriydi. Beni fark etmeleri mümkün değilse de içimden git sesinin yolunu tuttum.
Oda ne bir masanın tüm tarafları zapdedilmiş gibiydi ve bunu bir adam tek başına yapıyordu. Başını öyle masaya gömmüştü ki faydalı işler yapıyor gibi bir sanrıya kapıldım. İşte belki bu beni sevindirebilirdi. Umudumu yükselttim ve belki yanına oturabilirdim hevesiyle ilerledim. Adam dış dünyayla kopmuş gibiydi. Biraz daha yaklaştığımda masanın üzerindeki kâğıtlardan birinde şunu gördüm. Faiz oranı %12,5 ve mevduat hesapları ve banka isimleri yığınla midemi bulandırdı. İçimden kendimi kovdum. Bu adam galiba bir bankada memurdu ve kafayı yemişti. Benim onu gördüğümü ömrü boyunca bilemeyeceğini düşünerek yanından ayrıldım.
Çağırdılar gittim. İlerde hafif bir müzik çalıyordu. Galiba zenci bir kadındı bunu söyleyen. Hayır, melodiyi hatırlamadım. Kahrolası hafızam yine yerinde değildi. Kendime oturamayacak yer bulma endişem giderek artıyordu. Bir saniye şarkının bazı yerlerini tercüme edebiliyordum galiba; ‘bizim ülkemizde şarkılar siyah değil, yıkın duvarları’ evet inanılmaz ama böyle bağırıyorlardı, beklide değildi bilmiyorum. Ama fena halde isyan kokuyordu masa, biraz daha yaklaşsam öfkeden üzerime alevler sıçrayabilirdi. İçimden öfkeyle ilgili fiyakalı bir cümle bulmalıyım dediysem de fazla zamanım yoktu ve aceleye gelmeyecek masalar bulabilirdim diye gittim. Arkamdan biri ya şöyle bağırsaydı: “ hey dostum Ku Klux Klan bunu tanıyor musun’’?
Tipleri biraz değişikti. Sacları karışık, gözlükleri biraz kirli ve kravatsızdılar. Evet, bunlar onlar olmalılardı, harlı tartışmalarıyla ağızlarından bir saniyede milyonlarca kelime çıkartan entelektüel amcalar. Aman Allah’ım bunlar neler diyorlar. Din ve devlet birbirinden ayrı olmalıymış. Filistin’deki olaylar ırkçılığın bir türüymüş. Bu masada nedense daha fazla durmam gereki… Yo hayır hayır, olamaz Hakan Albayrak bir yerden çıkıp beni burada görmeden ayrılmalıydım. Ne de olsa bana ‘ebuzer’ kitabının fotokopisini çektirme iznini verdiği için ona bir teşekkür borçluydum.
Çağırdılar gittim. Çağırdılar gittim; bu odaya binlerce masa sıkıştırılmış gibiydi. Ama beni oturtacak ritim hiçbir yerde çalınmıyordu. Ya da ben kulağımı ve beynimi benim duymak istemediğim tüm seslere karşı yeşil çitlerle örmüştüm. Daha da kötüsü beni bir günde beş kez çağıran sesten başka hiçbir şey ilgilendirmiyor diyecek kadar da yobaz(bu lafı burada kullanırsam herkes beni anlayacak)olabiliyordum. Düşündüm de çeçen olmalıydım gibi sakıncalı düşüncelerimden size bahsetmek bu masalarda biraz zordu. Ve kendime içimden seslendim: niye kızıyorsun ki?
Odadan dışarı çıktım ve derin bir nefes aldım. Gökyüzü fena halde kapalıydı. Üzerime alınmadım yoluma devam ettim.
İtiraf etmeliydim ki o an aramak istediğim tek kişi bizim mahallede şekerli leblebi satan o ihtiyar sakallı amcayla tüm şekerleri yemekti.
- serpil doğan yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli


Son yorumlar
1 sa. 26 dk. önce
3 sa. 6 sn. önce
3 sa. 23 dk. önce
7 sa. 54 dk. önce
8 sa. önce
8 sa. 12 dk. önce
9 sa. 4 dk. önce
9 sa. 13 dk. önce
9 sa. 59 dk. önce
10 sa. 25 dk. önce