oysa tarlatanlı elbisesi...
leyla marankoz — Pzt, 28/07/2008 - 04:37
Dağılmış bir tespihi yeniden dizer gibi dikkatle bakıyordu kapıya. Kapı kapı olalı böyle nazara tesadüf etmemişti desek mübalağa etmiş olmazdık. Çünkü her çikis bir ömrü saklıyordu adımlarında. Yaşamın kareleri bir bulmaca kadar keyifli değildi, yormaktan anlıyordu sadece. Derken kervan göçmese de dağın başinda kalmış gibiydi. Yüksek yüksek tepelere evler kurulmuştu çoktan, ve atlara nallar vurulmuştu.
Tarlatanlı elbisesiyle köprüler geçecekti kız, biliyordu. Sadece köprü olsa iyi, tüneller, virajlar, belki denizler, kapılar, sokaklar, beş sandalyeli bir masa, daha neler neler…
Bir kapıya bakmak kolaydı, ya çıkmak??
Kızın alnını bir elin titreyişi yakmaktaydı. Hayata aşinalıktan çok ustalık armağan etmiş yaşlı bir eldi bu. Hani sabahın yedilerinde mutfakta tıngırdayan çaydanligin sahibine aittir. Hani onlar bıçakla keser tırnaklarını. Evin en büyük, en sakallı, en bereketli sakinidir o elin sahibi. Dededir ya, kapıya bakan kızın kulağına kirazdan küpeler takmıştır bir vakit, kağıttan gemiler yapmıştır ona. İşte sırf bu yüzden bunca zor olacaktır bu titreyişe dayanmak. Kızın alnı yanacaktır, illa ki beyaz olacaktır tarlatanlı elbise…
Bir kapıya bakmak kolaydı, ya çikmak??
Bütün yolları bağışlıyordu soluna, sağ serbest değildi ilk defa. Ve ihlal edilmeyi bekliyordu kırmızılar…
Aşrı aşrı memlekete kaç dağ, kaç köprü, kaç tünel, kaç viraj vardı bilmiyordu fakat artık yeşil yanıyordu ve kız, caddenin ortasında garipseyen bakışlar arasında duruyordu. Üstünde tarlatanlı elbise varken üstelik. Vakit, bakır bir cezveden taşan kahvenin tayin ettiği vakitti.
-hakkını heybeme koydum anne, ağzını itaatle bağladım. Uykusuz gecelerime uykusuz gecelerini anlatacağım masal niyetine.. Ver elini anne, alnımın güneşini alsın.
-deme kızım öyle, alnın güneş gibi parlasın. İsmin gibi bereketli olsun kaderin.
Saat yapraklara çaliyordu, yeşildi zannımca. Kapı açıldı. Ömrünün orta yerine bir sarı düştü kızın,tedirgin,his çelici bir sarı. Babasına hiç bakamadı,bakardı ya sürmesi akmasın maksat. Bahanelerine beden yaratamazdı ya insanlar,bakmadı işte!!
-Cemre dedi altı kırmızıyla çizilmemis bir ses, yürüsene.
Bir kapıya bakmak kolaydı, ya çikmak??
Çıkıp gitti tarlatanlı elbisesini tutarak, zira yüksek yüksek tepelere evler kurulmuştu çoktan ve atlara nallar vurulmuştu. Aşrı aşrı memlekete verilmişti kız…
- leyla marankoz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Hoş geldi(n)!
Eshabil Zavrak — Per, 31/07/2008 - 00:12Gözüm Sayha'nın ''Gelişi Güzeller''i geldi aklıma, bu güzelim yazının getirdikleriyle beraber.
Ve başlık kondu, adı Aşkdı. parağrafın sabrı taş/dı..Beklemesine beklerdi de yollara bakmaktan nasır tutan gözleri ve en yükseğine konduğu tepenin soluk kesen yokuşu 'Gel ey tarlatanlı elbiseli, gel! / Gel ey gelişi güzel, gel!' diyordu..Nida.
Evet, ufukta göründü güneş ( gibi parlayan alınlı, tarlatanlı.. ).
Bahar geliyor(du). Güneş ve kök salmış çınar buluşuyordu.. bir verilmişliğin, bir varmışlığın ve bir alınmışlığın hikayesiydi bu. Adı Aşkdı.. Oysa elbisesi tarlatanlı(ydı).
Veren mutlu, varan mutlu, alan mutlu..(olsun inşallah).
Hoş geldi(n)!
Selam ve dua ile..
Ah Min'el-aşk
şiir gibi bir
leyla marankoz — Cts, 02/08/2008 - 00:24şiir gibi bir yorum...
hoşbuldum efendim...ustalık yaşamadan yaşar gibi yazmakta saklı galiba...
ustalık benim semtime uğramaz ya, olur ki uğrarsa bu güzel yorumlarınızdan mahrum etmeyiniz...
saygılar...
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
'Gibi'si fazla (Şiir gibi) yaşanmışlıklar,
Eshabil Zavrak — Paz, 03/08/2008 - 11:20Yazmalar ve yorumlar..
Yaşanmıştır, yazılmış ve yorumlanmıştır. Noktası, bitmemişse mevzu üçnoktası konmuşsa eğer, 'Gibi' sadece bir latifedir..Latif insandan. Ki böylesi bir yaşanmışlık, evelinden yahut ahirinden yani neresinden ve hangi zamanından gelirse gelsin dile, baş eğdirecek, gözyaşı döktürecek kadar bir başka latifeliktir. Tamam, bir hüzün mevcut, biraz da keder ama en nihayetinde Aşk vardır ki saygılar efem..
Ben yine, müsadenizle tarlatanlı elbiseliye ve dair'lere dönmek istiyorum;
Bu varmışlık bir gitmişliktir ebeveyn nazarında.. Ona gitmeyi öğretmemişlerdir ama davet vardır.. diyerek.
Yazınızı okuyunca, üzerime giydim tarlatanlıyı. Tamam, garip ve hatta komik gelebilir size lakin sözlerimin gözlerini açınca gördüğüm, üzerinde tarlatanlı elbisesiyle salına salına, yüksek yüksek ve hatta en yüksek tepenin üzerine kurulan bir evin yolundaki Ben idim. Eşim, Gülüşüm geldi gözlerimin önüne de hüzüne bulaşmış hatta bulanmış bir tebessüm düştü yüzüme, biraz yüzüm düştü.. Hüznüm, ebeveynlerinin nazarındaki halvet-i ruhiyeye, tebessümüm davetime icab edilişineydi..
Velhasıl ebeveyn nazarında '' Gidişinle getirdiklerine 'Hoş Geldi(n)! ' ''
Ve sevgili nazarında da '' Gelişinle götürdüklerine ' Güle güle!' ''
Şiir gibi bir yaşanmışlık..
Ah Min'el-aşk
tarlatanlı elbisesi
Zehra Arslan — Pzt, 28/07/2008 - 19:41okudum ve şahit oldum yazınızın sızısına. insan okurken yutkunuyor, yutkunmaya çalışıyor...kapıdan çıkmak zordu elbet ya ardına bakamamak...
"sızıyı gideren su... suyun
leyla marankoz — Salı, 29/07/2008 - 14:27"sızıyı gideren su... suyun sızladığını kimseler bilmez..." diyor ismet özel...
ben de diyorum ki, suyun sızısını fark ettiğiniz için sağolsun kalbiniz zehra hanım...
kapıdan çıkmak zordur muhakkak ama çok garip bir duygudur bu... en çok kadınlar gider biliyor musunuz...çünkü allah içlerine gidebilme gücü koymuştur kadınların...severek giderler..
sızlayarak ama benimseyerek giderler...
su gibi giderler....
susuz kalsalar da bazen...
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....