Ricat / Kemal Sayar
leyla marankoz — Salı, 26/08/2008 - 07:51
Bir insan hem şair, hem psikiyatr, hem de kemal sayar olunca doğar ricat kitabı…
Doğar ve biz onu pışpışlar büyütürüz içimizde… Nasılsa medeniyet iddiamıza mezar kazmışız ellerimizle 85 yıl evvel…
Ve bu öyle bir devinme ki,
Onsuz nasıl yaşarız bile diyememişiz…
Önceden beri baş olmadan yaşayamadığımızı ihbar etmişiz…
Ölen kelimelerimize, şiirimizin hüznüne ricat etmek yerine, asra ağıt yakmayı ve “baş”ımız solsun demeyi yeğlemişiz…
Ve değil mi ki “berduşluğu bir yol bildik”
Ağıt yakılmalı dilimizin en müsait yerinden hüzne şimdi…
Ve umutsuzluk uzak durmalı bizden,fakat hüzün değil asla… Çünkü, “hala genciz Tanrıyı sevmeye hala vakit var”
Şu “bilardo oynayan islamcılar” bir sussa da, duysak ne der tanrı bizlere oturduğu yerden, ve biz ayaklarımızla çıktıgımız cennete, alnı
yerde varabilir miyiz?
“Suskunluğu ayartmak” bana göre değil,çünkü en bağırılası bir vadide dillerimiz..
Ve şimdi bağıra bağıra ama çıglıgımı yarıştırmadan soruyorum,
“sessiz oturabilir miyiz seninle?” ey ricat!
Ey mersiye asırlara çağlara!
- leyla marankoz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



şiiriyle müsemma şair bir adam
nur zelal — Salı, 26/08/2008 - 20:40"benim kalbim bir ıslah evidir doktor
yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir
kuştur
uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
tıkanır, ölür metropollerde
ardından ağıtlar okunur. "
O ağıdı bile bir kuş kanadında taşıyabilecek naiflikte bir şair,bu topraklar kadar yerli,bize dair,bizden biri.
Onun şiirlerinde hüzün bile gülümser,karabasan gibi çökmez içine insanın.Çünkü bilinir;
"benim öbür adım rüzgar
uğradığım orman
değdiğim kalp uğuldar "
Elbette Ricat'ta alınacak bu durumda.Teşekkürler.
Elbette Ricat'ta alınacak bu
leyla marankoz — Per, 28/08/2008 - 16:55Elbette Ricat'ta alınacak bu durumda.Teşekkürler.
daha geç kalma nur zelal :)
selamlar...
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
Elde olsa
nur zelal — Per, 28/08/2008 - 16:58Buralarda kitap değil kitapçı bulmak bile ne zor,deşmeyin yaremi şimdi.Biraz geç kalınacak ama alınacaktır muhakkak.
İkindi Yazıları'ndan beri
Halid Aslan — Salı, 26/08/2008 - 17:28İkindi Yazıları'ndan beri ilgiyle okuduğum, merakla takip ettiğim ve doyamadığım değerli bir yazar hepsinden öte adam gibi adam... şairlik yakışıyor ona, yazılarında bolca vurguladığı hüzünde... yani bizim bir yanımız değil bizden bir yanımız... İlk kitaplarından birisi: Hızır ve Roza1983-1991 yılları arasında yazdığı şiirleri ve şiir tadında hikayeleri içeren bu ilk kitabıyla, yaşadığımız günleri ve olayları ince bir duyarlıkla yorumluyordu. Bir yanda şiir bir yanda hikayeler içeren metinler... Yanlış hatırlamıyorsam Dergah'ta ilk kez yayınlanmıştı "Forever Ayşegül".ü... Bunlardan biriydi ve Hızır ve Roza'da var.dı.. Ben şiirsel metin yerine "mensur şiir" demeyi tercih ediyordum. O günlerde ne çok okur ne çok Ayşegül kılardık sevdiklerimizi. tabi bizler, hep ağaçların ardından bakan "yabancılar" idik...
Şair bir adamın her çalışması güzel oluyor. Denemeleri, İlmi Yazıları ve elbet tespitleri... "Bana Bayılıyorum" derken ki tevazusu dahi başka oluyor. Kendine İyi Bak'ta dediği gibi üstadın:
Ben insanlara en az ‘eyvallah eden' kişilerin, erdem sahiplerinin, iktidarın albenisine râm olmayanların, hâsıl-ı kelam ‘bu çağın soyluları’nın hayatta güzel söz söylemekten başka meziyetleri olmayan insanlar arasından çıktığını sanıyorum. Rindler, dervişler, şairler, hikâyeciler, kâinatı kuşatan İlâhi Nağme’yi terennüm edenler, âlimler, sanatkârlar, Mecnun’lar… Hayatı güç toplama yarışına çevirmeyenler. Ağır ve düşünceli yürüyenler. Yalnız Allah’ın önünde eğilenler. Bir gülü koklamasını bilenler.
Ne mutlu onlara… (s: 22)
Bize gözönünde bulunmasına rağmen inadına görmezden geldiğimiz bir kişiyi tekrar hatırlattığınız için size teşekkürlerimi sunuyorum Leyla Hanım...
kemal sayar hususunda halid
leyla marankoz — Per, 28/08/2008 - 16:53kemal sayar hususunda halid beyin dediklerine sonuna kadar katılıyorum..gözümüzün önünde olmasına rağmen bazen farkedemediğimiz ya da ferketmemeye çalıştığımız bu kişilikten ben razıyım, rabbim de razı olsun...
çünkü derdi olan insanları seviyorum, derdinin ticaretini yapmayanları bambaşka seviyorum!
selamlar...
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
İyi ki kanatların var senin
SayhaDergi.com — Salı, 26/08/2008 - 07:55Kemal Sayar’ın üçüncü şiir kitabı Ricat ile San Francisco dönüşünde buluştum. Sierra Dağları’nın karlı zirveleri altımızda uzanırken, oluşum süreçlerine yakından tanıklık etme ayrıcalığına sahip olduğum şiirlerin büyüsüyle zamanın akıp gidişini fark edemedim. Ricat; Zeyl, Ricat ve Montreal Mektupları’ndan oluşuyor. Zeyl’de şairin oğlu ile konuşmalarına tanık oluyoruz. Dylan Thomas’ın “Do not go gentle into that good night” şiirindeki geceye, karanlığa, günün ölümüne öfkenin aksine şair, gündüzü, aydınlığı ve derin bir iyimserliği koyuyor. Oğluna, her yeni günde insanı şaşırtan bir mucize olan hayatı zarif bir dille tanımlıyor. Koşarken, uçarken, düşerken, gülümseyen gözlerle bizi izleyen ve en umulmadık zamanda yanaklarımıza buseler koyan hayatın portresini çiziyor.
Bir Dağ Yolculuğu’nda, insanın asıl yürüyüşünün, yolculukların anasının kendi içine doğru olan olduğu resmediliyor. Şaire göre biteviye kendine dönen, hiç bitmeyen, hiç durmayan bir yürüyüş, susmayan suların sessizliğinde bir duruş, bir eğilişin öyküsüdür bu yolculuk.
Dans Eden Psikiyatristler şiiri, postmodern dünyanın sıkışıp kalmış ruhlarını tedavi etmeye yeltenen ruh hekimlerinin açmazlarına işaret ediyor. Aslında kimdi tedavi edilen, kimdi eden açmazının şiirsel bir anlatımıdır denilebilir. Psikoterapinin bir anlamda insanın kendi yaralarıyla avunması olduğunun altı ustalıkla çiziliyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde, modern psikiyatrinin insan ruhundan millerce geride olduğu eleştirisi yankılandırılıyor:
“neme gerekti benim tababet–i ruhiye
kaç ormanda kayboldum ararken
kendi izimi, kaç ses yankı vermeden,
döndü gitti, eyvah ki eyvah.”
Bilardo Oynayan İslamcılar şiirinde, ilk gençlik yıllarında idealist yol arkadaşlarının geçirdiği dönüşüm öyküleniyor. Bir uygarlık göz göre göre katledilirken ve tüm dünya bu yanılsamanın ortasında uykuya dalmışken “dünyayı unutmaktan başka” dilekleri olmayan genç adamlara dönüşümün hüzünlü bir öyküsü bu. “Aşkın bahçelerine” değil de “okullara ve bankalara” seyretmenin öyküsü. Ormanın derinliklerinde vaşaklar irkilirken hâlâ o göçebe ruhunu koruyabilmiş olmanın anlatımı belki de. Bir anlamda gençliğin yitirilişine bir yas tutma, zaman ve mekanın sınırları içinde kendi kendine bir yakarış, inanç ve ülkülerinden geri çekilen bir topluluğa yazılmış kalıcı bir mersiye.
Montreal Mektupları’nda, uzun bir yolculuğa çıkarken bohçasında kendi geçmişini götüren bir yol gezgininin onu bekleyen bir kent ile elest bezminden aşina dostlarla kucaklaşmasının lirik anlatımını buluyoruz. Her biri başlı başına çözümleme gerektiren bir anlam yoğunlaşması, taptaze bir lirizm ile örülmüş şiirler bunlar. Kahramanları Sadık, Sara, Jaswan, Cori, Nur Hanım, Laurance, Şerafeddin ile, dostlarla başlayıp dostlarla biten bir yolculuğun, vuslatın ve ayrılığın şiirleri. Montreal Mektupları’nı İngilizceye çevirerek şiirlerin kendi kahramanlarına ulaşmasına katkıda bulunmuş olmaktan da kendi adıma göneniyorum.
Kemal Sayar’ın şiirleri telkari incelikte bir duyarlılıkla işlenmiş, derin bir birikimin ürünüdür. Kendi kültürünü bir Batılı gibi dışarIdan görerek, anlayamayan onca şair ve entelektüel arasında Kemal Sayar’ın şiiri hem Doğulu hem de entelektüel olmanın kesişim noktası olarak ortaya çıkıyor. Adeta West–Östlicher Divanı’nın “İtiraf ediniz, Doğu’nun şairleri Batı’nınkilerden büyüktür” tanıklığını doğruluyor: “Doğu diye bir yer var ve oraya aittir ruh!” Kemal Sayar, kültürel geçmişimizi diyalektik olarak toptan yadsıyanlara, şiirleriyle “geleneği olmayan bir şiirin geleceği de olmaz” diyor. Birikimi ve sindirilmiş kültürü önemsiyor. Tasavvuftan psikanalize uzanan esintiler sarmallıyor şiirini ve “yollar hep bir çembere döner” de “biz içinden çıkamayız zamanın, ancak yolumuzu ışıtırsa melekler” diyor. Şair için yaşamdaki her şey bir imgedir, bir imge kaynağıdır, üstelik de “pastoral”dir. Beraberinde arketipler taşır. Ayın sesi vardır, gülün sesi ve de gülün. Hatta sessizliğin bile. Hayatla ölüm arasındaki ilişki mistik bir ruhla işlenir şiirden şiire.
Kuşlar, inci taneleri, uçurtmalar, iğdeler, melekler, gelinlik kızlar, bilardo topları, kelebekler, albatroslar, havariler, eskimolar, yerliler, ceylanlar, mihr ü mahlar arasında ötelere, indikçe derinlere inilen bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız, Auden’den Eliot’a, Celan’a uzanan bir haykırışı çağrıştıran Kemal Sayar’ın Ricat kitabı, insanın kendi içindeki boşluğa bir kök salma girişimi olarak, bir başucu şiir kitabı olmaya aday olarak okuyucusunu bekliyor:
“Gitmek bükülmektir yalnızlığa
...
Hep gidecekmiş gibi yaşarsın da
Dünyada bir gurbet tadı olur ağzında.”
Ricat
Kelimelere inanabilir miyiz
İnandığımız gibi dünyanın döndüğüne
Denkleri toplayın yoldaşlar
Havada korkunç ve ağır bir şüphe
Savaşı kaybetmiş olmalıyız
Eve dönme zamanı
Ay kente girmeden önce
Kitaplarımız açık ve târümar
Nasıl olsa bir rüzgâr
Bir gün onları okşar
Belirir bir işaret
Aşk ve ölüm kaldığı yerden başlar
Ruhsat verilinceye kadar
Saklar bizi rüyalar
Yüzlerde bize dair bir ima
Okuyacağız eve dönerken
Mağrur bir edâ için
Hayır henüz erken
Türküler söyleyecek değiliz
Uğruna arza dağıldığımız
Dâva ocağımızda sönerken.
Samet Köse / South Carolina
İktibas: http://www.kemalsayar.com/basin/basindan6.asp