İstanbul
Aynur Yavuz — Çar, 25/08/2010 - 17:21
Sabah pencereyi açtığında akşamdan bıraktığın gökyüzü artık içinde hiçbir duyguyu uyandırmıyorsa -ne kederli bir özlem, ne kadim bir hüzün ne bir öfke ve ne sevinç - öyle ki putlardan bir puta dönüşmüşsen, yaşadığın şehre dönüp “ gitmeliyim buralardan” diye avazın çıktığı kadar susmayı bir yüzüncü kez daha denemişsen , eğer ki gitmek düşemiyorsa kaderine, ruhunu sakinleştirecek en iyi yol ,şehirlerden dem vuran bir kitabın dizlerine yaslanıp kendini avutmaktır. Hiç değilse şehirlere öfkelenip, şehirlere hüzünlenmek ve şehirlere tutunmaktır.
Burada her şey ne kadar yıllanmış.Eski değil, köhne değil, kadim, hatta moda dışı da değil, yalnızca yıllanmış!
Be Hey Gönül
sükûti — Pzt, 23/08/2010 - 13:00
Mal-mülk yalan, dünya yalan
Bilmez misin be hey gönül!
Emanettir insana can
Bilmez misin be hey gönül!
Hükmetmesin sana sayrı
Mâsivâdır O’ndan gayrı
Yaşanır mı yârden ayrı
Bilmez misin be hey gönül!
Ölüme Ulanan Aşkların Topraklarından Bir Garip Efsane:Şahmeran
ferzâne irâd — Cts, 21/08/2010 - 09:57
Tahmasp;yakışıklı boylu poslu,yüzüne baktıkça bir daha bakılası yağız bir delikanlı.Dağ bayır dolaşıp sevdiğini arıyor.Yüzünü hiç görmediği ama dolaştığı her yerde varlığına dair işaretlerle avunduğu bir dünya güzeli.Kim olduğunu bilmiyor ya da nerede yaşadığını,hangi ülkenin delikanlılarının dilinde aşka dönüştüğünü de.
Bütün aşıkların kaderine eş bir sabırla ama bağrının orta yerindeki yangını her gün biraz daha körükleyerek,bekliyor.
O gün geliyor nihayet,Mezopotamya topraklarında anlatılagelmiş tüm hikayelerde olduğu gibi, aşkın ölüme durmuş halini başlıyorlar resmetmeye hikayeciler.
Bir mağara…Önünden geçip gitse Tahmasp,merakının dizginlerinden tutsa şöyle sıkıca,adımlarına söz geçirebilse belki…
Mağaranın içi karanlık,etrafını seçemiyor delikanlı.Tuhaf sesler ve etrafını saran belli belirsiz gölgeler dışında hiçbir şey.
Birden mağaranın içini aydınlığa boğan bir ışık huzmesinin O’na doğru yaklaştığını fark ediyor.
İşte upuzun bir arayışın son durağı bu mağara.Etrafta irili ufaklı,binbir renkli yılanların meraklı bakışlarının şahitliğinde bir ölümsüz aşk daha filiz veriyor.
Bergüzâr...
Mustafa Serhatlı — Cum, 20/08/2010 - 11:39

Ardında ölülerini bırakıp giden bir orduydum
Senden vazgeçerken.
Adından bile korkuyordum ve dokunmuyordum
Yüzüme kapattığın hayatının izlerine..
Beni korkutan
İçimdeki cehennemim zebanileri değil
Sözlerinin ruhumda açtığı mezarlardan çıkıp
Üzerime yürüyen heyulalardı.
Zafer Yahut Hiç ve Mustafa Kutlu’ya Sorular
Kâni Çınar — Per, 19/08/2010 - 16:19
Mustafa Kutlu bildik şeyleri ısrarla yazarak gözden kaçan, umursanmayan, ihmal edilen, öze dair olan hususların altını çiziyor. Yoksulluk İçimizde’den tutunuz da Sır’a, Yokuşa Akan Sular’dan bakınız da Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı’na varıncaya değil Anadolu, insanımız, yoksulluk, samimiyet, fesleğenler, hanımeller, ahlatlar, köy veya kasaba hayatı, şehirden ziyade varoş dünyası Üstad’ın kelimeleri ile ete kemiğe bürünüyor, bir yanımız oluyor, kendi hikayemizi okuyoruz. Bazılarının dediği gibi Mustafa Kutlu artık konularını değiştirse demiyorum. Bildiği şeyi yazmalı hikayeci. Kutlu, bunu layıkıyla yapıyor. Bazen farklı tarzlar denemiyor değil ve fakat mutlaka kelimelerin yolu tabiata dönüyor. Tabiatın asla gündemimize gelemediği “modern zamanlar”ın ısrarlı muhalifi Kutlu.
Zafer Yahut Hiç, sevgili Murat Menteş tarzında final bulmuş. Kızıl kıyamet. Kolsuz ve adamları, silah, kan, şiddet… Sanırsınız hikâyenin sonu Batı Yakasının Hikâyesi. Be muhterem tamam kabul bunlar da bizim gerçeklerimiz, görmemek için kör olmak gerek fakat hani hep gül tutan bir ele silah tutuşturursunuz da nasıl eğerti durur, nasıl yakışıksızdır, Zafer Yahut Hiç de Mustafa Kutlu kelimatı içinde böyle durmuş.
Fotoğraf
Hasan Erkan Karaman — Per, 19/08/2010 - 10:52
Siyah beyaz fotoğraflardaki
Kaysı ağaçlı, zakkum çiçekli
Basık toprak dam
Bizim ev
Önündeki kocaman adam
Eli öpülesice babam
Çocukluğumda oyuncak arabam
Bir iğde dikeni
Elmadan dört tekerdi
Yüklenir hayallerimi çekerdi.
Türkiye'nin Temelleri
mustafa celep — Çar, 18/08/2010 - 01:49
1.
Hayatınızın hangi alanında yaşarsanız yaşayın, yaşınızın hangi evresinde bulunursanız bulunun, hakiki manada gerçek bir Allah dostunun rahle-i tedrisinde diz kırmak, sohbetlerine tanık olmak, içinde bulunmak; küçültülmüş global köylerde, daracık odalarda yaşayan, hınca hınç dolu caddelerde yürüyen, parçalı bilince sahip, kargaşa, kaos ve hengamenin bir parçası olmuş biz ademoğulları ve ademkızları için eşine az rastlanır bir imkândır. Aynı zamanda kaçırılmaması gereken bir fırsat, açık,seçik ve net düşünmemiz için en uygun bir zemin, tükenmeyen bir zenginliktir.
Çocuk yaşımdan bu güne bende oluşmuş, korunmuş bir düşünce kırıntısı var, hâlâ da aynı düşüncedeyim. Peki nedir? İçinde yer aldığımız yaşlı dünya ve yaşadığımız ülke, bugün tüm itizal etmiş unsurlarına rağmen ayakta sapasağlam duruyorsa, bu biraz da kendini ve tüm varlığını Allah’a (c.c.) adamış büyük velilerin duasıyla, yüzü suyu hürmetine duruyor ve deveranını devam ettiriyor.
Beklentiler
Zehra Macit — Salı, 17/08/2010 - 13:22
öyle garip bir süreç ki beklentilere mahkûm
ne elem bir mahkûmiyet hayatın her zerresinde
sabahın doğuşundan, gecenin ölümüne…
yerle bir eden fırtınalar yaşadık, savurdu her birimizi
çılgın sularda kürek çektik, yorgun kollarımızla
yaşadık, kanayan ellerimizden habersiz ruhumuzla
gelen her rüzgârı beklentilerimize cevap sandık
- Zehra Macit yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- tamamı
Zor Bir Film: Inception (Başlangıç)
Taha Nevruz — Pzt, 16/08/2010 - 14:21
Her mânâda zor bir film Inception (Başlangıç). Film zihni melekelerimiz zorlamak üzerine kurgulanmış. Bu müspet bir özellik diye düşünüyorum. İzlediğiniz bir sahneyi, geçen bir diyalogu, kaçırdığınız bir hareketi yeniden izlemek arzusunu hissediyorsunuz. Bu da müspet.
Sinema sektörünün yönlendirme programcıları bize şöyle bir konu sunuyor:
Dom Cobb bildiğiniz hırsızlardan değil. Cobb, insanların bilinçaltına giriyor ve en önemli sırlarını çekip alıyor. Bunu da rüyalarına sızarak yapıyor.
Konuyu gördünüz. Hemen “haydi canım…” isyanına durmayın. Devamını da bir okuyun hele:
Ancak Cobb, suç işlemekten bıkıyor ve normal bir yaşam sürmek istiyor. (Normal yaşamı gerçekleştirebileceği yer tabi ki Amerika) Bir gün Cobb’a, özgürlük seçeneği sunuluyor ama bunun için Cobb’un Amerika’ya dönüş anahtarını elinde tutan Saito adlı işadamının son bir işini yapması gerekiyor.
Kör Kuyular
Mehmet Akif Baltacı — Pzt, 16/08/2010 - 14:20
Kör bir kuyunun dibindeyim ,battıkça batıyor hayat, geçmişe koskoca bir özlem besliyorum kimseye açamadığım yüreğimde ..Küçüktüm, temizdim ,habersizdim dünyanın kötülüklerinden ,günahlarından büyüdüm ve kirlendim ..
Bak işte yüreğim ,o nadide misafiri ağırlayamayacak kadar kirli , belki simsiyah belki de siyaha çalan beyazla kaplı..Ellerim ,saçlarım ve gözlerim, uzaklara doğru yol alan ruhum ..Şimdilerde Rabbe uzak dünyaya yakınım..Ah keşke diyorum bana biçilen değerin ,kalıbına layık olabilsem ..Toz pembe hülyaların , geleceğe dair ümitlerin kısacası benim üzerime kurulmuş kısır bir hayatın son noktasındayım..Oysa bilmiyorlar ,bilseler ne ben bu kadar değerli olurum ne de onlar nu kadar değer verir…

Son Yorumlar
21 sa. 18 dk. önce
23 sa. 12 dk. önce
1 gün 10 sa. önce
1 gün 12 sa. önce
1 gün 12 sa. önce
1 gün 13 sa. önce
1 gün 14 sa. önce
1 gün 22 sa. önce
2 gün 12 sa. önce
3 gün 12 sa. önce