Tebrik
SayhaDergi.com — Çar, 08/09/2010 - 13:50
Bayram; sabrı kuruyan dudaklarıyla mühürleyenlere…
Bayram; şükrü bir damla su derinliğinde hissedebilenlere…
Bayram; mutluluğu küçücük avuç içlerine sığdırabilen mucizelere…
Bayram; sofrasında bereket,yüreğinde merhamet,gölgesinde selamet ehli olabilenlere…
Bayram; darlığı bolluğa,sıkıntıyı felaha,yolları aydınlığa kavuştursun diye…
Bayram; elin uzandığı,dilin ulaştığı,kalbin kavuştuğu muhabbet olsun için…
Bayram… Daima… Yeniden…
Tüm Sayha Ailesinin bayramı mübarek olsun.
Kelimenin Aşk Hâli
Kâni Çınar — Pzt, 06/09/2010 - 15:58
Dünyanın lügat dağarcığına bakıp istatistiklerini çıkartabilmek mümkün olsa listenin başını uzak ara tutacak olan kelime “aşk” olsa gerektir. Zamanı ve imkanı olanlar girişebilir bu işe. Hatta çerçeveyi genişletip kelime gruplarında ne kadar yer tuttuğundan, uzak ve yakın anlamlı diğer kelimelerle akrabalığından bahsedebilirler. Muazzam çalışma olur doğrusu. Lakin nefes ister…
Olur olmaz yerde kullanageldiğimiz kelimenin adı aşk olunca, ister istemez ayağa düştüğü, değerini kaybettiği endişesine kapılıyor insan. Öpüp baş üzre bir yerde tutulması gerek diye düşünüyorum. Ne çare? Aşkım, aşık oldum, aşk olsun, aşk dediğin sudur… Eyvah.
Ya hû “Ah mine’l aşk!” geçmez mi yüreğinizden?
- Kâni Çınar yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- tamamı
Adem'in Kelimeleri
herguncel — Paz, 05/09/2010 - 12:35
Bir elma, insan hayatını değiştirebilir mi? Adem'inkini değiştirdi. Bizler tüm bu değişimin çocukları olarak, her şeyin bir elma ile başladığını biliyoruz; ama Adem'in sınavı; cennette, elmadan da önce toprağa ekilen tohum gibi ekilmişti Adem'in içine.
Aslında Adem'e kelimelerin öğretilmesi, tüm bu değişimin meyvesi oldu. Adem kelimeleri öğrendi, her şeyin ismini... Sonra Adem kendi ismini, Havva'nın ismini öğrendi. Adem ellerinin ismini Havva'ya öğretti, Havva kendi ellerinin ismini Adem'e. Sonra hem Adem, hem de Havva bölmeyi öğrendiler. Önce Adem kendine Adem, Havva da kendine Havva diyerek birbirlerini böldüler. Kabil'e Kabil, Habil'e Habil diyerek çocuklarına bölmeyi ve bölünmeyi öğrettiler. Birbirlerini anlamak, birbirlerini tamamlamak için kullandıkları kelimeler, onların gurbeti oldu.
“O, ben demişti, ondan hayırlıyım, ateşten yarattın beni ve onuysa balçıktan halkettin.” (SÂD - 76)
Sevinin Dostlar Hepimiz Öleceğiz
erdem102 — Cts, 04/09/2010 - 13:00
Ölüm! Ölüm! Kimine dehşet verirken
Seviyorum, hem de çok ben bu sesi
Çünkü ölüm, bedenim sustuğu an
Ruhuma kondurulan hayat bûsesi
Ölüm ki aslında zevali ölümün
Ölüm ki bittiği an dünün-bugünün
Ölüm ki korkma şah damarınca yakın
Ölüm ki müjdesi sonsuz hayatın
- erdem102 yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- tamamı
Şairin Arayışı, Toplum ve İktidar Üzerine Düşünceler
mustafa celep — Per, 02/09/2010 - 11:35
Şair dünyayı benimsemeyendir
‘‘Şiir üzerimizde örtüyü kaldırıp bize ne olduğunu gösterir ve bizi gerçekte olduğumuz şey olmaya çağırır’’ (Octavio Paz, Yay ve Lir-Şiir Nedir?)
Sanat hemen daima bir arayış üzerine kurulur. Bitmek tükenmek bilmeyen arayışından organize bir sistem mi kurar sanatçı? Hayır. Sanatçı için, temel aldığı arayışının ana konusu kendi ‘yitik ben’idir diyebiliriz. Eserinin bünyesinde taşıdığı işaretler bakımından sanatçının bu sonlu dünyadaki serüveni, okumasını bilen göz, üstün bir kavrayış gücüne sahip zihin ve sezgisinde ustalıklar elde etmiş bir gönül için ciddi bir anlam taşır. ‘Ben neyim?’ sorusu sanat ve sanatçı için temel bir soru ve ulaşılmak istenen menzilin ilk durağıdır. Kavurucu ve can yakıcı sorular eşliğinde sanat, bulmamacasına bir arayıştır. Sanılanın aksine genelde sanat özelde şiir uğraşı, yabancılaştırıcı bir etkinlik değil, tam aksi bir istikamette yabancılığı aşma çabasıdır.
Maşuk Kuşem's
Faik Salik — Çar, 01/09/2010 - 12:49
Katledildi mecnun
Vuruldu
Ensesindeki okun zehri
Leylanın tükrüğüydü
Bir gül takılıydı hançerin kabzesinde
Ensesinden vuruldu dedim ya
Kalbinin ensesinden
Kalbinin kök hücresinden
Kalbi kalbine bir demir sapladı
Bir eli kelepçeledi öbür elini
Yolcu (Bediuzzaman Said Nursi)
Armağan Soysal — Pzt, 30/08/2010 - 11:49
Bazı insanların etkisi, kendilerinden uzun yaşar.
Bediüzzaman Said Nursi onlardan biri…
Bitlis’in ücra bir dağ köyünde başlayan yaşamında, 19. yüzyılı 20.yüzyıla bağlayan sancılı bir yolun yolcusu oldu…
Osmanlı’nın yerini Cumhuriyet’e devrine ve iki dünya harbine tanıklık etti.
İsyanlar, savaşlar, sürgünler, mahkemeler, esaretler gördü.
Koşulsuz biat edenleri ve peşinen reddedenleri oldu.
Öldüğünde ardında “Nurculuk” akımını bıraktı.
Bu akım, Türkiye’nin en büyük cemaatini doğurdu. Bünyesinden devlet adamları yetiştirdi. Türkiye’nin dini, siyasi gündemini belirledi.
Bir dönem yasaklanan risaleleri 40’ı aşkın dile çevrildi. Hakkında uluslararası konferanslar düzenlendi.
Ölümünün üzerinden yarım asır geçti. Bugün mezarının yeri bile belli değil; ama hakkındaki tartışma hala sürüyor.
Taşın Dili
Hasibe ÇERKO — Paz, 29/08/2010 - 01:42
“Dibek taşı, dibek taşı!” dedi gözleri bağlı kadınlardan biri: “Ezdiğimiz şeyin buğday çuvalı olmadığını biliyoruz.” Cevap verdi taş: “Evet, bana dokunan başka, insanî bir şey.”
Fırtınada yolumu kaybetmiş, dağın yüksek bir tepesinde karşıma çıkan kulübeye girmiştim. Elinde asa, omzunda dağ meyveleriyle dolu heybe olan yaşlı adam benden sonra içeri girdi. Bekliyormuş edasıyla oturmamı söyleyip karşıma geçti. Basit, dingin, sade bir sesle: “Zenon!” dedi; “Seni bekliyordum.” Onun bir kâhin olduğundan kuşkum kalmadı. Bir şey söylemeden ne istediğini biliyormuşum gibi elimi uzattım. Tavırlarındaki dinginlikten, kızgın bir boğayı sakinleştirecek güç fışkırıyordu, haliyle çok etkilendim. Avucuma bakar bakmaz belirgin bir korkuyu ve dehşeti çağrıştıran oyuklar açıldı alnında. Sakin duruşunu bozmadan konuştu: “Dört kadından dayak yiyecek, hiçbir acı duymayacaksın.” Ne demek istediğini anlamadığım gibi sözlerindeki belirsizlik, şüphe ve tiksinti uyandırdı bende. Alaycı bir gülümseyişle karşılık verdim. Tuhaf tuhaf yüzüme baktı. Gözleri alev rengine büründü ve bu gözlerden bana doğru bir ışık huzmesinin yayılmasıyla sabrım taşmıştı ki bilmeceden farksız şu üç kelimeyi söyledi:
“Cesaret kandırılmanın bedelidir.”
Bu Adam Benim Babam
nur zelal — Cum, 27/08/2010 - 00:25
Hatırlarken hatırlatmak adına...
Yokluğunda bile sırtımı sıvazlayıp,
"geçecek kızım,
yeniden uzun uzun yürüyüşlere çıkıp
uzun uzun susacağımız zaman gelecek,sabret.
Üstelik bu en güzel yol ve en güzel yolculuk olacak,inan"
telkinleriyle yüreğimi serinleten adam.
Babam...
hep bu karede çakılı kalıyorum.
Kırık dökük,yıpranmış da olsa
en çok bu resminle dertleşiyorum.
O bisikletin ardındaki koca yüreğe sığınıyorum akşamüstleri,
sen ayağını çekme hayatın çarkından diyorum
büyüsem de inanma !
Küçüğüm daha...Valla...
Kırk - 1. Bölüm -
cihad meriç — Per, 26/08/2010 - 13:23
Babil Kulesi'ni andıran plazanın kırkıncı katına çıkarken yükselen kariyerini düşündü. Hiçbir zaman asansör gibi tırmanılamayan kariyer çizgisi kırılmalarla oluşmuş sinüs eğrisi gibiydi. X ve Y koordinatları arasında borsa grafiğini andıran hayat çizgisi hangi varoluş kaygısını içinde saklıyordu. Asansör iş yerinin bulunduğu kırkıncı kata geldiğinde kapı açıldı ve birden kendine geldi. “Ne varoluşu?” dedi kendi kendine, o anda asansöre bir daha yalnız binmemeyi aklından geçirdi. Yalnız kaldığında sanki birileri onu sıkıştırıyor, düşünmek istemediği konuları kulağına fısıldıyordu. Dışarıdan bakan birisini imrendirecek kadar güzel bir hayatı vardı. O da hayatını dış kabuğu ile değerlendirmeliydi, gereksiz detayları düşünerek akıp giden zamanın seyrini bozmamalıydı.

Son Yorumlar
7 sa. 19 dk. önce
9 sa. 12 dk. önce
20 sa. 11 dk. önce
22 sa. 49 dk. önce
22 sa. 55 dk. önce
23 sa. 21 dk. önce
1 gün 50 dk. önce
1 gün 8 sa. önce
1 gün 22 sa. önce
2 gün 22 sa. önce